ÖZAY ŞENDİR SUSKUNLUĞUNU BOZDU: "EN
BÜYÜK OLACAĞIZ!"
Son
bir yıldır 'Medya Meydan Muharebesi' yaşıyoruz deyim yerindeyse. SABAH ve ATV'ye
Dinç Bilgin iş birliği ile TMSF'nin el koymasından sonra şiddetini artıran medya
grupları arasındaki savaş genişleyerek sürdü. Bu sefer işin içine TMSF de
bizatihi girmiş ve savaşın en asli unsurlarından biri olmuştu. TMSF
yönetimindeki SABAH gazetesinde yaşananlar, yeniHarman dergisi editörü Kutlu
Esendemir'in 'İlahi El Koyuş' isminde kitaplaştırdığı, basının önemli
isimlerinin konuk alındığı röportaj dizilerinde derinlemesine işlenmişti.
Ama bir kişi vardı ki, yıllardır medyanın
stratejik yerlerinde bulunmasına ve önemli isimlerle çalışıp, çok ciddi olaylara
tanıklık etmiş olmasına rağmen suskunluğunu korumuştu bugüne kadar. O kişi,
TMSF'nin SABAH ve ATV'ye el koyduğu dönemde gazetede köşe yazarı olarak oldukça
konuşulan yazılar kaleme alan ve daha önceden haber koordinatörlüğü görevinde de
bulunmuş olan Özay Şendir'den
başkası değildi. Bugün Ciner Medya Grubu'nun en önemli isimlerinden biri olan
deneyimli gazeteci Fatih Altaylı'nın 14 yıldır yakın çalışma arkadaşlarından
biri olarak bilinen Özay Şendir, o uzun suskunluğunu
Renkhaber için
bozdu. Halihazırda Haberturk.com'da
yazmaya devam eden ve Kanal 1
Haber Genel Koordinatörü olarak da televizyondaki görevini icra eden Şendir,
yılların verdiği deneyim ve birikimle oldukça cesur açıklamalarda bulundu. Tüm
sorulara açık yüreklilikle, isim saklamadan ve gölge oyunu yapmadan cevap veren
Şendir, medyadaki kimi toz bulutlarının da ortadan kalkmasına vesile olacak bu
röportajla.
Sözü daha fazla uzatmadan, sizleri her satırında
çarpıcı bilgilerin olduğu bu önemli röportajla baş başa bırakıyoruz şimdi…
Ali
Ersin Kelleci
İşkenceci polisleri haber
yaparken gazeteci oldu
Bu mesleğe ilk olarak nerede ve nasıl başladınız Özay Bey?
Gazeteciliğe tamamen bir tesadüf eseri başladım. Ağustos 1980'de işkence sonucu
öldürülen Faruk Tuna'nın babası, babamın arkadaşıdır. İşkenceci
polislerden biri hakkında açılan davayı haber yaptırmak için gazete gazete
dolaşırken yolum 2000'e Doğru'ya düştü. Görüşeceğim kişiler o zamanki
Kıbrıs Özel Temsilcisi Nelson Ledsky ile Asil Nadir görüşmesini
tartışıyorlardı. "Yanlışınız var" deyip yerel gazetelerde okuduklarımı
anlattım. "Şunu bir yaz" dediler yazdım. Faik Bulut yazdıklarımı okudu,
sağını solunu çizdi ve sonra da "Gazeteci olmayı düşünür müsün?" dedi. "Olur"
dedim ve mesleğe Kıbrıs muhabirliği ile başladım. O ilk haberim Ahmet Altan
ile Neşe Düzel'in 'Kırmızı Koltuk' programında Asil Nadir'i en fazla
sıkıştırdıkları bölüm oldu. Sonra Kıbrıs'ta yerel gazete ve dergilerde ve
uluslararası radyoların Türkçe servislerinde muhabirlik yaptım. Sonra da
İstanbul'a döndüm.
'Fatih Altaylı'nın doğruluğunu
ve cesaretini severim'
O zamanlarda kendinize idol olarak gördüğünüz herhangi bir gazeteci var
mıydı?
İdol
aldığım bir gazeteci yoktu ama bir gün Milliyet'te yazmanın hayalini kurardım.
Ümit Zileli ile Milliyet binasındaki Radyo Kulüp'te çalışırken "Bir
Sütaş alana, bir Milliyet bedava" reklamı çıktı ve o gün bu düşünceme veda
ettim. BEST FM'de program yaptığı dönemde Fatih Altaylı ile çalışmak
isterdim. Bir gün randevu alıp gittim ve bir konu anlattım. Açıkçası iş istemeye
utanmıştım. Sonra o, Doğan Radyoları'na geldi.14 yıldır birlikteyiz. Altaylı'nın
doğruluğunu, pek belli etmediği duygusallığını ve cesaretini severim. Birand'ın
girişkenliği hoşuma gider. Bir de herkes sivri çıkışlarını bilir ama Fatih
Aksoy'u bu piyasadaki en mert adamlardan biri olarak tanımlayabilirim.
'Radyo Foreks okuldu'
Radyoculuktan keyif alıyor muydunuz?
Dergi, radyo, gazete ve televizyon… Buna interneti de eklersek medyanın tüm
alanlarında çalıştım. En keyif aldığım yer ve iş BBC Radyo Foreks'ti. Foreks,
Türkiye'nin ilk ve tek haber radyosu idi ve bana sorarsanız boşluğu hala
doldurulamadı. Şu anda haber kanallarındaki ekran önü ve arkasında başarılı
işler yapanların çoğu Foreks çıkışlıdır. Radyoculukta haber dışında bir de Radyo
D'deki şiir programları kısmı var ki, her hafta sadece iki saat süren yayına
hazırlanmak 3-4 gün sürerdi.
'Güngören'in, PKK'nın işi
olduğunu Cuma sabahı yazdım'
"Güngören'deki
saldırının faili belli oldu" başlıklı yazınızın son paragraflarında
BBC muhabirinin Murat Karayılan ile yaptığı röportaj vesilesiyle,
"Türk F-16'ları neden köyleri de vuruyor?" diye
soranlar acaba bu izlenimlerden bir sonuç çıkartmayı düşünürler mi?
şeklinde bir sualde bulundunuz. Internetteki izlenimlerimize göre bu sözünüz pek
anlaşılmadı galiba. Açar mısınız isterseniz okurları(m)nız için?
"Güngören'deki
saldırının faili belli oldu" başlıklı yazımda "Türk F-16'ları
neden köyleri de vuruyor diye soranlar bu izlenimlerden bir sonuç çıkartmayı
düşünürler mi?" diye yazmamın sebebi burada ya da bir başka yerde
bombaların patlamasından hoşlanmak değil. Türkiye'de kimileri kendilerini orduya
"düşman" ya da orduya "dost" diye konumlayarak gazetecilik yapmaya çalışıyor.
Düşman olanlar hava harekatlarından sonra 'Köyler ve sivil halk vuruldu' diye
yazıyor; dost olmaya çalışanlar ise her bombardımanda "PKK bu kez bitti" havası
yayıyor. Gerçek ne o, ne de diğeri. O cümleyi, BBC muhabirinin izlenimlerinin
PKK'nın kullanımında olan köyler olduğunu hepimize gösterdiğini anlatmak için
yazdım.
NATO ve Pentagon direktiflerinde düzenli hava saldırılarının fiziki zarardan çok
düşman üzerinde yarattığı psikolojik etki ve direnç kırma özelliğinden söz
edilir. Gazeteciyim diyenler dönüp biraz araştırsalar bu harekatların amacını
anlayacaklar ama kimse zahmete katlanmıyor. Güngören'in PKK'nın işi olduğunu
Cuma sabahı yazdım. Cumartesi akşam yazı doğrulandı. Analiz, 'Olsa olsa bunlar
yapmıştır' denilerek yapılmıyor. Son bir yılda PKK 20 komuta konseyi üyesinden
8'ini kaybetti. Talabani, PKK'nın denetimindeki bölgeye tüm hizmetleri
durdurttu, öğretmenleri geri çekti. Barzani el altından eskisi kadar yardımda
bulunamıyor. Yani PKK sıkıştı ve tabanına böyle mesaj vermeyi tercih etti.
PKK'nın ne yaptığını ve yapacağını anlamak için Türkiye ve Kuzey Irak kadar
Almanya'ya da bakmak lazım. Resmi rakamlara göre 110 bin sempatizanı var. Uzun
lafın kısası ben dersime çalışıyorum, neyin nereye gittiğini görmeye
çabalıyorum. Çoğunluk kendi duruşuna göre analizler yapıp, hem kendini hem de
okuru kandırmaya çalışıyor...
Medyadaki 'kurşun askerler'
kimler? Özay Şendir tek tek açıklıyor!
Anayasa Mahkemesi'nde nitelikli çoğunluk sağlanamadığı için AKP kapatılmadı.
Bu sebepten 'Medyadaki kurşun askerler' olarak
nitelendirdiğiniz bir kesimin, şimdi 'Yaşasın Hukuk' nidaları atacağından ve bu
kesimin sözlerine güven olmayacağından bahsediyorsunuz. Kimlerdir bu kurşun
askerler? Salt İslamcı medya mıdır, yoksa liberal gözüken kimi cenah da bu
tabire giriyor mu?
'Kurşun
asker' tanımlamasını kesinlikle İslamcı medya için kullanmadım. Onlar
taleplerinde ve duruşlarında en azından tutarlı ve dürüstler. Benim kurşun asker
tanımlamam her dönemin adamı olmayı becerenlerle, bir iddianameyle Türkiye'ye
demokrasi geleceğine bizi ikna etmeye çalışanlar. Kim bunlar diyeceksiniz.
Farklı farklı kurşun askerler var. Mesela Eser Karakaş hocam AB konusunda
tam bir kurşun asker. Her konuda sık sık örnek verdiği İngiltere'de gözaltı
süresi 42 güne çıktı. "Hoca böyle iş olur mu?" diyorsun, ses yok.... AB
konusunda Brüksel'de ders gören ilk gazetecilerden biriyim. Türkiye'nin AB
üyeliğine son derece önem veriyorum ama bunun itaatle değil pazarlıkla olacağını
gayet iyi biliyorum.
Sabah'a gelince, Nazlı Ilıcak da benim için bir kurşun askerdir.
Refah Partisi Susurluk için 'fasa fiso' dedi. Nazlı Hanım ekranlarda İbrahim
Şahin'leri, Haluk Kırcılar'ı konuk etti. AKP çetelerin üzerine
gidilsin diyor, şimdi Nazlı Hanım en önde... Emre Aköz ise savcı ve
hakimi olan ama savunması olmayan mahkemeler kuruyor... Engin Ardıç
aldığı transfer parasını hak ediyor doğrusu ama şarap yazıları durumunu
kurtarmıyor. "Bunlar Kıbrıs'ı sömürge yapmak isterler" lafına gelince,
Türkiye Ada'ya her yıl yarım milyar dolar hibe ediyor. Hangi sömürge? Hayatım
Kıbrıs müzakerelerini izleyerek geçti. Engin Ardıç'ı ne oralarda gördüm, ne de
bu konuda bir analizini okudum. Şimdi o da birilerine etiket yapıştıracak ya,
sallayıp duruyor. Necati Doğru, "Mehmet Barlas transfer ücretini iade
etti sen neden etmedin?" diye sordu, yanıt yok. Ne kadar ciddiye alırsınız
bilmem, Star'da Aziz Üstel de kurşun asker olma yolunda ama o şimdilik
bakır asker... Taraf'ta Gülay Göktürk de hem yazıları, hem de
röportajlarıyla aynı tanımlamaya giriyor. Bakın, Yeni Şafak yazarı Fikri
Akyüz Konya'da yaptığı bir konuşmada Maliye Bakanı Unakıtan'ın
görevden alınması gerektiğini söyledi. Bu saydıklarım bırakın bunu söylemeyi, bu
fikri akıllarından geçirmeye bile korkarlar...
'Patron gücüyle iş yapmalarını
yöneticilik diye tanımlayanlar varsa, onları da kutlarım!'
Açıklamanızda bir mahsur yoksa eğer, Ergenekon iddianamesini para karşılığı
önceden temin eden televizyon genel müdürü kimdir? Ve bu bilgi size nasıl
ulaştı?
Ergenekon iddianamesini almak için avukata "Dile benden ne dilersen"
diyen haber kanalı genel müdürünün kim olduğunu açıklamam. Olayı teklif
götürülen avukatlardan birinden duydum ama adını söylemem; zira sonra o avukat
arkadaşla uğraşırlar. Burada ahlaksız tekliften ziyade, muhabirliğin yöneticiler
tarafından öldürülmesi durumuna takılıyorum. Artık insanlar muhabirler yerine
yayın yönetmenlerine ve köşe yazarlarına konuşmayı, onlara haber vermeyi
istiyor. Bu gidiş, gidiş değil. Başbakan, bakanlar, parti liderleri derken,
genel müdürler en temel kaynak olan avukatlara kadar uzanmaya başladılar. O
genel müdür umarım kendine gelmiştir. İyi muhabirleri işe almayı
beceremeyenlerin patron gücüyle iş yapmalarını yöneticilik diye tanımlayanlar
varsa, onları da kutlarım!..
Fethullah Gülen cemaati
karışık
Sosyete içinden kimi isimlerin Fethullah Gülen'e muska yazdırmalarıyla ilgili
bir yazı kaleme aldınız geçtiğimiz ay. Cemaatten tepki geldi mi size bu yazıyla
ilgili?
Fettullah
Gülen ile ilgili o yazıma cemaatin bir kısmı destek verdi, bir kısmı da
beklediğim tepkiyi gösterdi. Okuduklarını anlayanlarla, anlamayanların sayısı
sanırım birbirine yakın.
'Taraf, Vakit'in Beyaz Türk
versiyonu gibi'
Finansal yönü uzun bir süredir tartışma konusu olan Taraf'ın özellikle
AKP'nin kapatılması davası ve Ergenekon sürecinde yaptığı haberler ve Genel
Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın son zamanlarda kaleme aldığı yazılarla ilgili
neler düşünüyorsunuz?
Taraf
Gazetesi bana Vakit'in "Beyaz Türk" versiyonu gibi geliyor. Sisteme karşı
duydukları hınç aynı, sadece dilleri farklı. Herkesten şeffaf olmasını isteyen
Taraf'ın başta finansman olmak üzere bir sürü konuda şeffaf olması manidar.
Künyede adları olan dış bürolar kapanalı çok oldu. Hatta bir kısım muhabir
gazeteyi dava etmeye hazırlanıyor ama Taraf hala onların adlarını
künyede kullanabiliyor. Kaynaktan doğrulattığım ama 'double check' için
beklediğim bir konu var. Yakın bir gelecekte Taraf'ın sadece doğrudan yana taraf
olmadığını hep birlikte göreceğiz....
Ahmet Altan'a gelince... Bu soruya Ahmet Altan'ın bana sempatik gelen yanından
başlayarak cevap vereyim.
'Ahmet Altan'a basit bir soru
sordum, yanıt alamadım'
Buyrun…
Sevgili Reha
Mağden'i kaybedeli daha yeni bir yıl oldu. Edilen onca süslü lafların
ardından Rana Mağden, çocukları ve yalnızlığıyla baş başa kaldı. Gördüğüm en
onurlu insanlardan biri olarak Burgaz Ada'daki motor iskelesinde bilet sattı ama
kimseye baş eğmedi. Ahmet Altan, Rana Mağden'i Taraf'a alarak bana göre
son derece iyi bir şey yaptı. Bu hakkı teslim ettikten sonra gelelim Ahmet
Altan'ın duruşuna...
Ahmet Altan benim için Taraf'tan yıllar önce, Atakürt yazısıyla değil ama
o yazıdan sonra yaşananlarla bitti. Bildiğiniz gibi Atakürt yazısı nedeniye
Ahmet Altan Türkiye'de yargılandı ve mahkum oldu. Mahkumiyet kararının
kesinleşmesinden sonra da Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikayet
etti. Dava sona doğru yaklaşırken Türkiye, Altan'a dostane çözüm önerisinde
bulundu. Altan, 30 bin İsviçre Frank'ı ve Hükümet'ten gelen TCK 312'de
değişikliğe hazırlanıyoruz yazısı üzerine davasından vazgeçti. Düşünce özgürlüğü
ile ilgili bir davadan maddi tazminat alarak vazgeçmek bana çok şık gelmedi ama
esas canımı sıkan bu konuyla ilgili yapılan açıklama oldu. Açıklamada "Türk devleti Ahmet
Altan'a söz verdi" gibi bir ifade kullanıldı. 312. maddede yapılan
değişikliğin Brüksel'in talebiyle olduğunu bilmesek inanacağız! Bu tür kağıttan
kahramanlıkları sevmiyorum ben... Şimdi, "Askeri savcı gelsin, çayımızı içer"
tarzı laflar da hoşuma gitmiyor. Bu tarz cümlelerdeki gizli efeliğin içini
doldurmak zordur. Bunu söylüyorsan bilgisayarları da alt kattaki yayınevine
kaçırmayacaksın!
Taraf Tuzla'daki işçi ölümlerinden, patronların kar hırsı ve sigortasız
işçi çalıştırmalarından söz edip duruyor. Ben de Ahmet Altan'a gazete
çalışanlarının maaşlarının gerçek değer üzerinden gösterilip gösterilmediğini
sordum. Laf olsun diye değil, bana ulaşan bilgi nedeniyle bunu sordum ama yanıt
alamadım. Üniversitelilerin üye olduğu bir forumda "Ne olacak, diğerleri de
yapıyor" tarzı bir yorum gördüm. Refahyol döneminden beri medya üzerindeki
baskı o kadar fazla ki, büyük şirketlerde insanlar gerçek ücretleri üzerinden
sigortalı oluyorlar. Hem başkalarının hata yapması Taraf'ın yaptığını mazur
görmemizi sağlamaz..
Bu
arada Mehmet Altan üniversitede iktisat hocamdı, gerçekten çok severim.
Çetin Altan ile aynı rakı sofrasında oturduğum ve Metin Akpınar sayesinde
sabahı bulduğum zamanlar oldu.Yani Altan Ailesi takıntısı olanlardan değilim...
Cengiz Çandar ile elektrikli
mesajlaşmalar
Kısa bir süre önce NTV'de Cengiz Çandar ve Emre Kongar arasında geçen
tartışmada, Kongar'ın Çandar'a yönelik 'ajan' ithamını ilham alarak uzun soluklu
bir Cengiz Çandar analizi yaptınız. Politik geçmişinden ve kamuoyunda pek
bilinmeyen bazı anekdotlardan bahsettiniz. Söz konusu yazıdan sonra kendisiyle
yaptığınız yoğun mesaj trafiğinde neler yaşadınız?
Çandar
ile yazışmalarımız oldukça elektrikli oldu. Onun tercih ettiği dilden
yazıştık ve umarım kullandığı dilden dolayı pişman olmuştur. O mesajları
yayınlamam ve Çandar'ı zor durumda bırakmam mümkündü ama bunu adamlığıma
yakıştırmam. Akla yanlış bir şey gelmemesi için hemen belirteyim ki yazışmalarda
küfürleşme olmadı. Fehmi Koru ile de bir yazımdan dolayı defalarca mesajlaştık
ama o mesajlaşma daha saygı uyandıran ve fikir bazlı bir tartışma oldu.
Bu arada gündem de çok hummalı geçiyor. Ergenekon iddianamesi kısa bir süre
önce açıklandı. İddianameyi deli saçması olarak bulanlar da var, çok yerinde
olduğunu düşünenler de. Siz ne diyorsunuz peki? Aylardır birlikte yatıp
kalktığımız Ergenekon'u nasıl görüyorsunuz siz?
Ergenekon iddianamesi ne eleştirilmeyecek kutsal bir metin, ne de üç yanlışın
bir doğruyu götürdüğü bir üniversite sınavı değil. İddianamedeki Danıştay
saldırısı bağlantıları ilginç. Buna karşın Mumcu'yu İsrailli ajanların
öldürdüğünü belirten ve 12 yıl önce yalanlanmış bir belgenin ya da Perinçek'in
Ankara DGM'de yargılandığı ve sahte olduğu anlaşılan Garzan Eyalet Komutanlığı
gibi belgelerin iddianameye girmesi garip. Bir de İlhan Selçuk ve Doğu
Perinçek'in cep telefonu kullanmamaları onların da örgüt üyesi olduklarını
gösterir yorumuna karşıyım. DTP Başkanı Ahmet Türk de kalp pili nedeniyle cep
telefonu kullanmıyor. CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın da telefon kullandığı
zaman nelere yol açtığını birlikte gördük. Dolayısıyla bu tarz çıkarımlarda
bulunulmasını da sakıncalı buluyorum.
'Dengir Mir Mehmet Fırat'ı
ağaların yanındaki adamlara benzetiyorum'
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, New York Times'a verdiği
röportajda Atatürk devrimlerinin halka travma yaşattığından bahsetti. Bu sözleri
nasıl yorumluyorsunuz? Alttan alta Cumhuriyet düzenine ve tabii olarak onun
kazanımlarına dönük bir 'rövanş' duygusu mu var bu kesimde?
Dengir
Mir Mehmet Fırat'ı sadece travma tartışmasıyla değerlendirmek doğru olmaz. Daha
vahim olan lafı, "Herkes milli iradeye Ram olmalı" kanaatimce. Belli ki
bu beyin demokrasi anlayışında gariplikler ve bilgi eksiklikleri var. Bu ülkede
yüzde 43 oy alıp (5 Haziran 77) muhalefette kalan parti de oldu. Milli iradeyi
sadece AKP olarak kodlayan; sivil toplumu, muhalefeti, yargıyı yok sayan bir
zihniyetin Cumhuriyet devrimlerini doğru analiz etmesini beklemek hata. Ben,
Dengir Mir Mehmet Fırat'ı ağaların yanındaki adamlara benzetiyorum. Hani ağaya
ters baktığı için köylüyü vuran ve sonuçta ağanın başına dert olan adamlar var
ya, Fırat da onlar gibi. Abdüllatif Şener, Fırat'ın üslubunu AKP'ye
sonradan katılmış olmasının ezikliğine bağlamıştı. Doğru mu derseniz, ben
Fırat'ı Şener kadar yakından tanımıyorum ama üslubunu demokratik bulmuyorum.
SABAH'taki Erdoğan – Gül
çekişmesinin perde arkası
Fatih Altaylı'ya hangi yazarı
kovdurmak istediler?
AKP, ikinci kez iktidara gelmesinden sonra başta devletin birçok kurumu olmak
üzere –kadrolaşmalara ilişkin- medya alanında da yandaşları aracılığıyla
iktidarını her anlamda sarsılmaz bir hale getirdi gibi. Mesela bir dönem sizin
de yazarları arasında olduğunuz Sabah ve aynı gruba bağlı ATV'ye TMSF tarafından
el koyulmasından sonra yapılan ihale sonucunda Başbakan'ın damadının Genel Müdür
olduğu Çalık Grubu'na satıldı söz konusu gazete ve televizyon. Siz, bu
gelişmeler hakkında neler düşünüyorsunuz?
Sabah'ın
ve ATV'nin başında Başbakan'ın damadı olsa bile özellikle Sabah'ta Başbakan
Erdoğan'ın değil, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ağırlığı vardır. Kendi
aralarında Hükümet'i eleştirmeleri gerektiğinde "Abdullah Gül gitti,
kabinenin dengesi bozuldu" diyenler kadar; Başbakan'ın yakın
çevresindekilere 'çantacı' deyip "Bir de Abdullah Gül'ün yakınındakilere bak"
diyenler gibi onlarca örnek vermek mümkün. Sabah'ın el konuşu ve satışı
sürecinin siyasi sorumlusu Başbakan Erdoğan ama kaymak yemek söz konusuysa bu
kaymağı yiyen kişi kesinlikle Cumhurbaşkanı Gül'dür... Gül'ün böyle bir talebi
var ya da yok diyemem ama birilerinin ciddi bir nüfuz ticareti yaptığı son
derece aşikar.Yoksa, TMSF yönetime geldikten 3-5 gün sonra Fatih Altaylı'ya "Yılmaz
Özdil'i kov, onun sayfasına da Emre Aköz'ü kaydır" deyip, Nazlı Ilcak'ı da
Takvim'den Sabah'a alır mıydı? Fatih Altaylı orada dik durmasa Yılmaz Özdil'i
kovan ve Emre Aköz'ü onun yerine getiren isim olacaktı.Yani maaş ve ünvanı için
davulu boynuna takıp tokmağı başkasının eline veren bir görünümde olacaktı. Bu
işlerde ben ne TMSF'ye, ne de Gül'e kızıyorum. Burada kızılması gerekenler kendi
kariyerleri için siyasetin gücünden faydalanmaya kalkanlardır. Abdullah Gül'ün
başbakan olacağını Meclis lojmanlarındaki evde 490.88... numaralı
telefondan karısına haber veren kişi benim. Abdullah Bey'i iktidar olduğu
dönemden değil, Refah Partisi zamanından beri tanırım. Telefon açsam mutlaka
yanıt alırdım ama bir kere bile aramak aklıma gelmedi. O yüzden ben iliştirilmiş
yazar ve gazeteci olmayı tercih edenlere kızıyorum.
'Hıncal Uluç için üzülüyorum'
Eski gazetenizin mevcut durumu hakkındaki görüşleriniz neler peki?
Sabah'ın
şimdiki durumuna gelince… Bu konuda benim değerlendirmelerim subjektif olur.
Objektif olan tiraj raporlarıdır. Sabah'ta Altaylı döneminde bir milyondan fazla
satan ekip neredeyse aynı ama tiraj promosyona rağmen giderek düşüyor. Demek ki,
okur yeni sahibi ya da gazetenin şimdiki yayın çizgisini beğenmedi. Sabah
muhabirleri bu aralar Anadolu Ajansı'na döndüler. "O haber biz de girmez",
"Şu haber biz de girmez" diyerek yaptıkları haberleri sağa sola
paslıyorlar. Bu baskıdan mı oluyor, yoksa oto sansür mü onu bilemem ama
bildiğim, sebep her ne olursa olsun bu iklimin bir gazete için facia olduğu…
Yazarlara gelince, Umur abiyi okumadan geçmiyorum. Hıncal abi içinse üzülüyorum.
Bir fikir tartışmasına girdi ve karşılığında 'hain', 'faşist' denmedik sıfat
kalmadı. Fikire karşı küfürün olduğu bir yerde ne yapılabilinir ki?
Engin Ardıç, Nazlı Ilıcak ve Emre Aköz'ü ise acaba bugün ne cevherler üretmişler
diye okuyorum!
'Her muhabiri takip ediyoruz'
Ciner Grubu medyadaki yatırımlarına hızla devam ediyor. Siz de grup
bünyesindesiniz ve yeni çıkacak gazetede yazması muhtemel isimlerden birisiniz.
Medyadaki güç dengesi değişecek mi sizce, öngörünüz nedir?
Ciner
Medya Grubu'nun yarattığı heyecanı anlatmak için fazla lafa gerek yok. Şu ana
kadar sadece benim oluşturduğum cv bankasında Türkiye içi ve dışı yaklaşık 110
başvuru var. Sektörde işsizlik oranı yüksek bunu biliyorum ama başvuruların
yüzde 80'ini hali hazırda bir gazetede çalışan insanlar oluşturuyor. Fatih
Altaylı tıpkı Sabah'ta olduğu gibi yeni gazetede de muhabirlere çok önem
veriyor. Gerek ajansımızın başına geçecek olan Ramazan Kurnaz, gerekse
ben Türkiye'deki tüm muhabirleri gün ve gün takip ediyoruz. Aklınıza
gelebilecek her birim için piyasanın en iyi 5 ismini çıkardık. Onların geçmişte
yaptıkları haberler, şimdi yaptıkları tek tek dosyalarına işleniyor. Bize ulaşıp
gelmek isteyen en iyiler ile bizim birlikte çalışmaya karar vereceğimiz
arkadaşlar, muhabirin el üstünde tutulduğu bir gazetede çalışmanın keyfini
yaşayacaklar.
Hali hazırda bizimle birlikte çalışan Sevilay Yükselir, Lube Ayar,
Ali Kemal Erdem ve Tutkun Akbaş özel haberleriyle kısa sürede
Habertürk internet sitesini ajans haline getirdiler zaten.
Kanal 1 ve Habertürk televizyonu da tüm rakiplerinde olan bir gazete gücüyle
desteklenmemelerine rağmen her gün izlenme oranlarını biraz daha artırıyor. Son
derece merkezi ve şık bir binada, çağın tüm olanaklarını kullanarak ve büyük bir
inançla çalışıyoruz. Sabah'a el konulduğu gün şampanya patlatanlar onlarla
ilgili planlarımız olduğunu düşünebilirler. Bizim ne işimizin içinde, ne de
işten artan kalan zamanda birilerine fenalık yapmak aklımıza gelmiyor.
Türkiye'de yoğun geçen bir iş gününü bunları konuşarak bitirebilecek başka bir
medya kuruluşu olduğunu zannetmiyorum. Bu inanç ve ruh hali bizi hedefe
taşıyacaktır. Hedefimiz; büyüklerden biri olmak değil, en büyük olmak.
Biraz da size dönmek istiyorum izninizle. Herhangi bir televizyon programı
yapmayı düşünüyor musunuz?
6-7 yıl kadar önce E TV'de 39 bölüm program yaptım. Beyaz Saray'dan, Papa'nın
cenazesinden, Gazze'den, Brüksel'den onlarca canlı yayın yaptım. Bunların
hiçbiri bana yazmak kadar keyif vermedi. Bundan sonraki kariyer planım da bunun
üzerine kurulu.
Şu
an yeni kurulan bir kanaldan, biri günlük diğeri de haftalık iki televizyon
programı teklifi var ama henüz kendi grubumun yöneticileriyle bu konuyu
konuşmadım. Zaten günlük bir programa gazete hazırlığı ve piyasaya çıktığımız
zaman vakit ayırmam zor olur. Haftalık program içinse konuşacağız.
Özay Şendir'den samimi bir
itiraf:
'Bomba düştüğü an sevindim!'
Geriye dönüp baktığınızda mesleki anlamda sizi pişmanlığa uğratan
davranışlarınız var mı?
Meslek
hayatımdaki en büyük pişmanlığım Irak savaşı sırasında yaşandı. O zaman Kanal D
Haber'de koordinatördüm. Yurt haberler şefi Murat Keskin ile savaş yayını
sorumlusuyduk. O gün Murat yabancı bir ajanstan Bağdat'ı vurmak için B-2'lerin
kalktığı haberini buldu. İnternetten maksimum yüklüyken uçuş hızlarını bulup,
Bağdat'a tahmini varış saatlerini hesapladık. Ardından işbirliği yaptığımız Abu
Dabi TV'den Bağdat Bakanlıklar Bölgesi'ndeki pilot kameraların şifrelerini
aldık. Bu hazırlıklardan sonra Altaylı'ya gittik ve haberi 20 dakika öne
almayı önerdik. Altaylı da bize güvendi ve haberi öne aldık. Biz yayına
girdikten 5 dakika sonra o ağır bombardıman başladı. İlk bomba büyük bir
gürültüyle patladığında sevinçten havaya fırladım!.. Sonra alevlerin görüntüsü,
sirenler çalarken kaçan çocukları ve ekranda gözyaşlarını tutamayan Altaylı'yı
gördüm ve kendimden utandım. Meslek hayatımdaki en büyük pişmanlığım o havaya
sıçradığım an oldu. Bir daha hiçbir ölüme ve acıya karşılığı ne olursa olsun
sevinmemeyi bu şekilde öğrendim.
Medyada kırgın olduğunuz isimler var mı? Varsa mesela kimlerdir bunlar?
Bu
mesleği yaparken kırıldığınız ya da kırdığınız insanlar mutlaka olmuştur. Ben
kırgınlıklarla yaşamayı ve kin tutmayı seven biri değilim. O yüzden kimseye
kırgın değilim diyebilirim.
Şiir sevdalısı, Nazım Hikmet
hayranı
Müzik, sinema ve edebiyatla aranız nasıl? Kimleri dinlersiniz, izlersiniz ve
okursunuz?
Kendimi
bildim bileli şiir hep hayatımda oldu. Nazım Hikmet, Attila İlhan, Ahmet Telli,
Ümit Yaşar, Can Yücel yıllarca elimden düşmedi. Necip Fazıl, A. Kadir, Ahmed
Arif ve Murathan Mungan da zaman zaman okumayı sevdiğim şairler arasında.
Rus Yevgeni Yevtuşenko şiirlerini çok sevdiğim isimlerdendir. Aragon, Neruda ve
Poe de kitaplığımda eserlerinin olmasından gurur duyduğum şairlerdir. İlk kez 11
yaşımda okuduğum Şeker Portakalı neredeyse her yıl bir kez daha okuduğum bir
kitaptır. Kendimden en şikayetçi olduğum yanım da sanırım burası. Eskiye oranla
artık çok daha az roman okuyabiliyorum. Kitaplığımda anı ve araştırma tarzı
kitapların sayısı giderek artıyor. Belki yeni şeyler öğreniyorum ama ne Don
Hikayeleri'nin, ne de Suç ve Ceza'nın tadını o kitaplarda bulamıyorum.
'Fatih Altaylı'nın gözünde
biraz hain sayılırım!'
Hangi takımı tutuyorsunuz?
Fanatik Galatasaraylı Fatih Altaylı futbol konusunda şanssız bir adam. 16 yıldır
asistanlığını yapan Gülay ve 14 yıldır birlikte çalıştığı ben koyu birer
Fenerbahçeliyiz. Ben, bir de 7 yıl GS'de yüzdüğüm için Fatih abinin gözünde
biraz hain sayılırım!
'Aziz Nesin ile çalışma onuru'
Mizahla aranız iyi midir? Bugüne değin severek takip ettiğiniz bir kahraman
var mı mizah dünyasından?
Mizahın
en kuvvetli muhalefet olduğuna inanırım. Şişli Terakki Lisesi'nde tiyatro
oynarken Moliere'in "İnsanların vurarak canını bir süre yakarsınız ama
gülünç duruma düşürürseniz canları hep yanar" sözünü duymuştum. O yüzden
mizahı hep çok ciddiye almak gerektiğini düşünürüm.
Bu
konuda şanslıyım, zira benim çocukluğumda her cuma Aziz Nesin'in fasiküller
halinde hikayeleri yayınlanırdı. Onları okuyarak büyüdüm ve yıllar sonra Aziz
Nesin ile Binler projesi kapsamında çalıştım. Heyecan verici bir deneyimdi.
Cumaları Gırgır ve pazartesileri Fırt almadan vapura binmeme
alışkanlığını da sanırım böyle edindim. Avanak Avni, Hafiyesi Mahmut, Çılgın
Bediş, Hasbi Tembeller ve Tarzan ile Arap Kadri hala aklımda.
Bugün için Timsah ve Daral, Bayır gülü, Kıllanan Adam favorilerim arasında. Bir
de Hıbır'ın platonik aşıkları çizip güzel balon içleri yazdığı bir bölüm vardı
ama adını tam hatırlayamadım.
Günde ortalama kaç saatinizi işinize ayırıyorsunuz?
Türkiye'deki tüm haberciler gibi benim için de mesai saati yok. Günde ortalama
9-10 saatim ofiste geçiyor ama telefon ve Blackberry, ofisi eve taşımış durumda.
Haberturk.com dışında takip ettiğiniz siteler nelerdir?
Haberturk'te yazıyorum ama internet önemli bilgi kaynaklarımdan biri. Çok fazla
yalan yanlış bilgi içerse de yine de her gün bir sürü soruya yanıt
bulabiliyorsunuz. Bunun dışında BBC, DW, haber siteleri ve medya sitelerini
mutlaka okuyorum.
Internet gazetecisi, yazarı olmak nasıl bir şey? Avantajı veya dezavantajları
nelerdir sizce?
İnternette yazmanın avantajı; zaman. Sonuçta sıcak olaylarda daha kolay tepki
veriyorsunuz. Buna rağmen yine de gazetede yazıyı görmenin keyfi daha başka.
'Cosmopolitan okuyorum'
Hangi gazeteleri,
dergileri okursunuz?
İşim gereği gazetelerin neredeyse tamamını tarıyorum. Yani manşetlerine ve haber
başlıklarına bakıyorum. Sonra da istediğim gazeteleri ve köşe yazarlarını
okuyorum. Bu keyfi günün belirli saatlerine sıkıştırmıyor, tüm güne yayıyorum.
Dergilerde de ayrım yapmıyorum. Cosmopolitan'ı okuduğum zaman da çok şey
öğreniyorum…
* Renkhaber – Özel * (Bu röportaj kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)
ersinkelleci@yahoo.com.tr/ersin@renkhaber.com