| Sayım Çınar'ın, Balçiçek Pamir ile Röportajı |
|
| |

Balçiçek Pamir
|
Sayım Çınar, başarılı gazeteci ve televizyoncu Balçiçek Pamir ile Türk medyasından, internet yayıncılığına, televizyon programından evliliğine ve çocuklarına, türbandan cinselliğe, Sabah Gazetesi'ndeki değişimlerden Ciner Grubu'nun medyadaki yatırımlarına uzanan derin bir söyleşi yaptı.
Konuştuğumuz bunca konu arasında belki de en önemlisi gazete kâğıdı kokusunun yerini hiçbir şeyin, hele de internetin, asla tutamayacağını söylerkenki haliydi, aslında Türk medyasının hâlâ kağıttan kopma konusunda ne kadar zorlandığını da gözler önüne seriyordu Balçiçek Pamir.
-Balçiçek Pamir'i öldürmeyen şey güçlendiriyor mu, yoksa küllerinden yeniden yeniden doğmaya alıştınız mı?
Nereden buldun bu benzetmeyi Sayım, hiç aklıma gelmemişti. "Küllerinden doğmak…" Kendimi hiç öyle düşünmedim. Öldürmeyen şey derken işten atılmayı kastediyorsan, hiç aynı kanıda değilim. İnsanoğlu hayatında öyle şeyler yaşıyor ki… İşten atılmak yaşadıklarının yanında hiç de önemli olmuyor. Hele benim son 2 yıldır ailemle ilgili kayıplarıma, yaşadıklarıma bakarsan, işten atılma aslında nefes alma gibi bir şey olmuş. Ama şunu biliyorum, aile kaybı için söylüyorum, acı gelirse, onu çekecek güç de geliyor.
-Geçmişe dönecek olursak, Sabahta çok güzel günleriniz oldu değil mi? Sizden sonra Sabah eklerde bir devrim oldu mu ? Sabah gazetesi değişiyor mu? Neler söyleyebilirsiniz?
Sabah benim yuvamdı. Orada büyüdüm ben. Orada gazeteci oldum. Çalışmadığım bölümü kalmadı. Çok güzel günlerim oldu tabii ki. Benden sonra eklerde devrim mi oldu? Güldürme Sayım beni, ne ekleri, ne devrimi? Sabah Gazetesi'nin değişime gelince… O kadar çok yazılıp çiziliyor ki benim tekrarlamama gerek yok. Ancak şunu söyleyebilirim, Sabah bu yapısıyla içinde yer almayı tercih etmeyeceğim bir durumda.
-Sizin Habertürk'te hazırlayıp sunduğunuz "Söz Sende" adlı program gündem yaratan konularla ekrana gelmeye devam ediyor. Programınız oldukça elektrikli geçiyor. Programınızda Fatih Altaylı ağlayınca neler hissettiniz?
Fatih Altaylı, Cüneyt Arkın, Erdoğan Bayraktar, Zahid Akman… Öncelikle şunu söyleyeyim hepsinin gözyaşları içten. Seversin ya da sevmezsin ama herkesin cehennemi kendine. Herkesin üzüldüğü, duygulandığı konular var. Özellikle de aile konuları. "Hadi bu adam ağlasın" diye bir derdim yok program başlarken. Benim için de sürpriz oluyor. "Üstelik ne güzel ağladı çok seyredilir" işte tadında bir televizyoncu değilim. Panik oluyorum. Karşımda koskoca adamlar, gözleri dolmuş, ağlamaya başlamış. Kelimeleri bulamıyor. Kelimeler boğazında düğümleniyor. Aynı şeyi karşıda ben de yaşıyorum. Ben dokunmayı seven, dokunmanın önemine inanan bir insanım. Ellerini tutasım, sarılasım geliyor. Ama canlı yayın tabii. Üstlerine gitmemeye çalışıyorum. Ama bir tarafım da seviniyor. Kamuoyunun çok sert, keskin gördüğü kişiler insani taraflarını canlı yayında göstermiş oluyor. Bu da programın samimiyetini gösteriyor.
-Ciner Grubu medyadaki yatırımlarına hızla devam ediyor? Ciner grubunun çıkartmayı planladığı yeni gazeteden umutlu musunuz?
Tabii ki umutluyum. Türkiye umutlu zaten. Herkes bu gazeteyi bekliyor. Her şeyden önce ülkenin bu gazeteye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Şöyle bir baktığın zaman bunu yapacak tek kişi zaten Turgay Ciner. Türkiye'de medya sahibi olmak cesaret istiyor. Gözü karalık, kararlılık ve kendinden emin olmayı gerektiriyor. Taşın altına elini koymak kolay değil. Sabah ihalesi yapıldığında kelli felli işadamlarının bütün ısrarlara rağmen ihaleye girme cesaretini gösteremediğini beraber gördük. Ama birileri tekelleşmenin önüne geçmeli. Birileri hani yeni moda tabirle "Yandaş medya"dan farklı bir medya yaratmalı. Yeni gazetemiz işte bu yüzden beni ve herkesi çok heyecanlandırıyor.
-O gazetede sizi nasıl bir görev bekliyor? Medyadaki güç dengesi değişecek mi sizce?
-Yazı yazacağım. Medyadaki güç dengesi beklenenden çok daha çabuk değişecek. Zaten özellikle Sabah Gazetesi'nin satışıyla birlikte dengeler değişmeye başladı. Bizim gazetenin sadece çıkacağı dedikodusu bile dengeleri alt üst etmeye yetti. Demek ki bir şeyler bekleniyor.
 Evli birisi olarak evliliğe nasıl bakıyorsunuz? Evlenmek, sizin için ne ifade ediyor?
-Geçenlerde bir dergi röportajında, hayatınızda yaptığınız en çılgın şey nedir diye sordular. Evlenmek ve iki çocuk sahibi olmak diye cevap verdim. Evlilik hakikaten de çılgınlık. Hele benim gibi mesleğiyle evli olanlara. 9 yıl olmuş dile kolay. Ben herkesin aksine evli olmaktan hoşlanan biriyim. Sevdiğim adamla hayatımın her şeyi paylaşmayı çok seviyorum. Bir olay karşısında bakışıp, kelimelere ihtiyaç duymadan kahkaha atmayı seviyorum örneğin. Gün ortasında onunla 3 kez telefonla konuşmazsam kendimi rahat hissetmiyorum. Artık iki elmanın yarısı gibiyiz. Hem çok iyi arkadaş ,hem sevgili, hem de anne babayız. Sayım, çok konuşturma beni birilerinin nazarı değecek. Etrafta o kadar çok mutsuz evlilik var ki!
-Bu arada ikizleriniz yavaş yavaş büyütüyor. Onlar için özel bir günce tutuyor musunuz?
İkizlerim 16 aylık oldu. Özel bir günce tutmuyorum ama ufak notlar alıyorum. Galiba ikizlerle ilgili bir kitap yazacağım. O kadar ilginç şeyler yaşıyorum ki inanamazsın. Örneğin onlarla baş başa 15 günlük bir Bodrum tatilim var. İddia ediyorum Birol Güven okusa, sit-com olur. Aslında bütün hayatım olur. İki köpek, evdeki yardımcı kadın, iki ayrı yöne koşan iki bebek, her gece canlı yayına çıkan bir kadın, fanatik derecesinde takım sevdalısı Fenerbahçeli bir adam ve annem. Annem zaten gülmek için birebir. Örneğin geçenlerde beni arayıp, kim arıyor diye soran sekretere "Kızıyım" diye cevap vermiş. İkizlerle ilgili kitaba gelince, Ahmet Hakan cesaretlendirdi beni.
-www.haberturk.com adlı sitede köşe yazarlığı yapmaya başladınız.İnternet de yazmaya alıştınız mı?İnternet dünyasına bakışınız da bir değişiklik oldu mu?
-Ne yalan söyleyeyim internette yazana kadar, internetin önemini bu kadar bilmiyordum. Oysa son derece dinamik, son derece değişken bir zemin. Tepkiyi anında alıyorsun. Çok büyük keyif alıyorum internetten. Tabii bunda haberturk.com'da olmanın etkisi büyük. Son derece etkin ve başarılı bir haber sitesi.
 -Medyada size karşı ağır eleştiriler yapıldı. Siz bu polemiklere karşı sakin durmayı başardınız. Şimdi sizi ağır eleştirenlerle aynı kurumda çalışmaya başlarsınız, neler hissedeceksiniz? Böyle bir şey olursa, nasıl bir tavır takınmayı düşünüyorsunuz?
Polemik demeyelim çünkü ben ne bir gün cevap verdim ne de topa girdim. Umursamadığım önemsemediğim ve bel altında vuran, yalan yanlış yazılar yazanlar hakkında yazı yazıp niye okuyucuyu sıkayım? Hakaret edilen yazılar için hukuk yolunu seçtim. Hiçbir zaman anlamamışımdır, insanlar niye aslı astarı olmayan yalanları, sokak dedikodularını gerçeğe yeğler? O günü kurtarmak ya da etraftaki bir avuç kifayetsiz muhteristen "Nasıl geçirdin ama kadına? Aferin!" alabilmek için niye kalemini bu derece düşürür? Bu da bir tür tetikçilik değil midir? Önce insan olmak lazım bence. Bana gelince, ben işimi yapıyorum, yoluma bakıyorum. Kimsenin hakkımda ne düşündüğü de zerre kadar umurumda değil. Konuşacaklarına işlerine baksınlar. Eskiden üzülür takılırdım. Şimdi onca yaşandan sonra, önceliklerim değişti Sayım. Gülüp geçiyorum. Hatta eğleniyorum. Beni eleştirenlerle aynı kurumda tabii ki çalışırım. Benim televizyonum, benim gazetem değil ki. Ama bu onlarla arkadaş olacağım anlamına gelmez. İşin daha da garibi medya bir garip. Bir gün önce hakkında yazı yazar ertesi gün gözünün içene bakarlar "merhaba" diyesin diye. Eskiden demezdim şimdi herkese gülümsüyorum çünkü ben bunları çoktan aştım. Küçük oyunlarında yokum.
Medyada kadınlar hâlâ çok ciddiye alınmıyor gibi gözüküyor. Siz bir kadın yazar olarak bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Medyada kadınların bilinçli bir şekilde tasfiye edildiğini düşünüyorum. Yönetici pozisyonlarında, karar mercilerinde kadınların sayısı son derece az. Bugün niye bir gazetenin başında bir kadın yok? Sakın "Kim yapar?" diye sorma. Ben sana en az 5 isim sayarım. Üzülmemek elde değil. Kadın yazar tanımlamasında ise mutlaka özel hayatını paylaşan, alışveriş ya da lifestyle yazan kişiler akla geliyor. Neden? Kadınlar siyaset, ekonomi ya da spor yazamaz mı? Son derece başarılı örnekler var. Ama erkek egemen medyada kadının oturtulmaya çalışıldığı konum maalesef bu. Tabii çuvaldızı biraz da kendimize batırmak lazım. Biz de çanak tutuyoruz bu duruma.
 Türban konusunda çok farklı düşünceleriniz var. Geçmişte sabah gazetesinde sizin türbanlı fotoğrafınız çok tartışıldı. Siz o döneme ait neler söylemek istersiniz?
Öyle mi? Herkesten çok mu farklı düşüncelerim var? Sanmıyorum. Ben özgürlüklerden yanayım. Ben bir kadının niye başını örttüğünü ya da kapandığını kişisel olarak algılayamayabilirim, anlayamayabilirim hatta sevmeyebilirim. Ama bu bana onların seçimlerine karışma hakkını verir mi? Sen başını aç diyebilirim miyim? Ne haddime? Ben insanları türbanlı türbansız diye sınıflandıran zihniyete karşıyım. Başını örten biri başı açık olandan daha dindardır diyen zihniyete de karşıyım. İran'a giderken her gazeteci gibi ben de başımı örtmüştüm. Ama yazıişleri ben uçaktayken bu fotoğrafı çok fazla büyütüp birinci sayfadan verdi. Görünce dehşete kapıldım. O fotoğraf aslında bir imza büyüklüğünde olmalıydı. Dönüşte Başbakan Erdoğan "Bakıyorum benden çok haber olmuşsun" diye takıldı. "Severler beni Sayın Başbakan" diye cevap verdim. Kahkaha attı. "Yani bu eleştiriler sevgiden diyorsun." O gün o fotoğrafın veriliş şekline çok üzülmüştüm. Sanki birilerinin oyuna gelmiştim ama bugün ben de gülebiliyorum.
Türbanlı Cüzamlı mıdır? Yazınıza tepkiler nasıldı?
Hangi birinden bahsedeyim? İslami kesimin beni keşfetmesinden, coşku dolu mesajlarından ve o kesimin gazetelerinin birdenbire benimle röportaj yapma isteğinden mi bahsedeyim yoksa sen nasıl Atatürk kızısın diye hakaret edenleri mi anlatayım? Bu yazıdan sonra hiçbir yere röportaj vermedim. Çağrıldığım televizyon programlarına bile çıkmadım. Amacım gündeme gelmek değildi çünkü. Amacım iki tarafın da birbirine tacizde bulunduğu anlatmaktı. Çuvaldızı kendime, başı açıklara her fırsatta biz moderniz diyenlere batırdım. Modern olmak, Atatürk'ün kızı olmak, laik olmak ne zamandan beri tacizkar olmayı beraberinde getirdi. Yaşadıklarım gördüklerim basbayağı tacizdi. "Onlar da bize bunu yapıyorlar ama!" diye bir savunma olmaz ki. Nerede kaldı özgürlükler? Nerede kaldı bugüne kadar savunduğumuz insani değerler? Ben kimseyi görünüşüne göre yargılamamayı öğrendim ailemden. Bunu çocuklarıma da öğreteceğim. "Bir gün kızının başını zorla kapatırlarsa görürsün sen" mailleri atanlara cevabımdır. Kanımın son damlasına kadar savaşırım zorla başımı örtmemek için, orası ayrı. Ama bu bana başı kapalılara işkence etme hakkını vermez.
Ahmet Hakan Coşkun'a bir gazeteci olarak nasıl bakıyorsunuz?
En beğendiğim yazarlardan. Kıvrak bir kalemi var. Üstelik her yazısı zeka kokuyor.
Kadınların cinsellik yazmasını neden küçümsüyorlar? Rahmetli Ercan Arıklı' nın yetiştirmiş olduğu kadın gazeteciler, cinselliği yazarken çok rahatlar. Siz bu rahatlığın nedenini biliyor musunuz?
Açıkcası ben de Ercan Arıklı'nın yetiştirdiği gazetecilerdenim ama bir gün cinsellik yazmadım. Herkes yazar diye bir şey yok. Herkes yazarken rahat olur diye bir şey de yok. O yazıların da olması lazım. Cinsellik önemli bir konu. Türkiye'de hala tabu. Ama bu tür yazılar çoğalınca "Kadın gazeteci" denilince akla ilk o yazılar geliyor sadece bu algı kanımca yaralayıcı.
Medyada kırgın olduğunuz isimler var mı? Varsa mesela kimlerdir bunlar?
Hiç kimseye kırgın değilim.
Sizce gazetecilik mi yoksa televizyonculuk mu daha heyecanlı? Siz hangi mecrada kendinizi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?
Televizyonculuk acayip keyifli. Her gün canlı yayın müthiş bir adrenalin ama ne yalan söyleyeyim gazeteyi özledim. Haberturk.com'un başındaki Gülin arasıra takılıyor bana "Var işte köşen, niye gazete diye tutturuyorsun?" diye. Gülümsüyorum. Ben o kağıt kokusunu seviyorum galiba. Televizyonla kıyaslamam bile. Söz uçuyor ama yazı kalıyor

|
15.09.2008 11:51:40
|
Medyatava
|
|
|
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
Röportaj Bölümünden Son Yazılar
|
19.11.2008 15:03:56 -
Yavuz Semerci, Sayım Çınar'a Konuştu
|
16.11.2008 21:49:47 -
Ahmet Hakan, Sayım Çınar'a Konuştu
|
08.11.2008 15:56:05 -
Çalışlar: "Özal'a Kızanlardandım Ama Hata Etmişim"
|
03.11.2008 18:38:02 -
Murat Müfettişoğlu ile Ömrün Ödülü Üzerine
|
03.11.2008 00:20:43 -
Nazlı Ilıcak, Sayım Çınar'a Konuştu
|
01.11.2008 07:53:57 -
"Yasak Kararına Güldüm"
|
29.10.2008 13:44:15 -
3 Troll Bu Röportajda Yan Yana Geldi!
|
28.10.2008 07:10:25 -
Sözlük Trolleri Renkhaber'de!
|
26.10.2008 03:52:37 -
Ayşe Arman'dan Özel Açıklamalar
|
19.10.2008 17:35:10 -
Çetin Altan'la Cevdet Anday Neden Kavga Etti?
|
15.10.2008 12:26:57 -
Fatih Altaylı'nın Bu Röportajı Konuşulacak!
|
12.10.2008 15:27:57 -
Ece Temelkuran, Sayım Çınar'a Konuştu
|
05.10.2008 00:42:33 -
Atilla Dorsay, Sayım Çınar'a Konuştu
|
28.09.2008 01:38:09 -
Haşmet Babaoğlu, Sayım Çınar'a Konuştu
|
21.09.2008 17:49:49 -
Lüferi ona Kenan Evren sevdirdi
|
21.09.2008 12:10:58 -
Saba Tümer, Sayım Çınar'a Konuştu
|
16.09.2008 23:54:53 -
Balçiçek Pamir, Sayım Çınar'a Konuştu
|
15.09.2008 11:51:40 -
Sayım Çınar'ın, Balçiçek Pamir ile Röportajı
|
13.09.2008 01:40:23 -
Özel Röportaj - Pelin Batu
|
07.09.2008 01:06:48 -
Sayım Çınar'ın, Emre Aköz'le Röportajı
|
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 8 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,25
|
|