|
|
Ve Her şeyin gerisindeki o gizemli adam...
Türk edebiyatındaki belki de en sıra dışı yazarlarından birisi. Hakkında çok az şey biliyoruz. Yazdığı dört romana rağmen hala tanınmış değil ve bunu da kendi adına büyük bir şans olduğunu düşünüyor. 1996 yılında yayımlanan ilk kitabı Mimarın Odası ile edebiyata giriş yapan İbrahim Altun'un daha sonra sırasıyla Romantik Salgın (2000), Günahsız (2001) ve Sıcak (2004) adlı romanları yayımlandı.

Uzun zamandır beklediğim o roman nihayet çıktı. Sürtük ve Kalpazan. İbrahim Altun'un son kitabı. Bu kitabın iddiası şu: İki saatte okunan ve bittiğinde tadı damağınızda kalan o ender kitaplardan. Nasıl bir dil, nasıl bir üsluptur bu anlamadım ama yazar yine daha ilk satırlardan itibaren sizi avucunun içine alıyor ve son sayfaya kadar akıcı ve yalın bir dille okuru sürüklemeyi çok iyi başarıyor. Kah bir yazarın odasındaki acıklı yalnızlığına, kah Beyoğlu ve Galata sokaklarındaki başıboş bir o kadar de eğlenceli gezinmelerine tanıklık ediyoruz. Malum, söz konusu bir yazarın hayatı olunca her şey mümkün geliyor ve en olağanüstü hadiseler bile tatlı bir sıradanlıkla veriliyor. Aşk var bu kitapta, sonra kaçınılmaz olarak ihanet sonra yoğun bir acı ve yaşanan düş kırıklığının ardından yeşeren yeni umutlar var. Ardı arkası gelemeyen aksiliklerin, parasızlığın ve hatta açlığın içinde bile kahramanımız mutlaka gönlünü eğleyecek küçük mutluluklar bulabiliyor. Yeni milenyum acımasız. Hayat sürprizlerle dolu. 'Hiç' olmak ve 'yok' olmak arasındaki hassas denge. Bir metropol insanı olarak ayakta kalmanın yolları, aşkı aramak, aşkı beklemek, kendinden ve herkesten nefret etmek. Sonra affetmek, bağışlamak ve yeniden sevmeyi denemek. İşte bunları sorguluyor yazar. 'Kaybeden her şeyi alır,' savının gerçekleştiğine inandırıyor sizi. Başarı ve başarısızlık, yaşamak ve ölmek, sevmek ve nefret etmek, yeniden sevmek, daha çok sevmek, herkesi her şeyi, her canlıyı sevebilmek...Üç günlük bir zaman dilimi içinde geçen romanın kurgusu da son derece ilginç. Aslında basit, son derece basit bir anlatım seçmiş. Tipik bir 'Ben' romanı fakat bu basitliğin içinde olağanüstü bir samimiyet saklı. Yer yer karamsar, yer yer hüzünlü, yer yer güldüren bir roman var elimizde. İroni tavan yapmış. Her sayfada uyanan merak sizi sürükleyip götürüyor. Kitabın sonunu hem merak içinde bekliyorsunuz, hem de hiç bitmesin istiyorsunuz. Sanırım İbrahim Altun kendi yaşamından yola çıkmış bu romanı yazarken. Ona, kitabın ilk el yazmalarını okuduğumda "bu sen misin yoksa?" diye sormuştum. (Çok ketumdur, yazdıkları hakkında konuşmaktan ve kendini anlatmaktan pek hoşlanmasa da muzip bir gülümseme oluşmuştu yüzünde ve "galiba öyle, ilk defa kendimi ve hayatımdan kesitleri yazdığım bir romana dahil ediyorum," demişti. Şimdilik yazar hakkında söyleyeceklerim bu kadar ama bu iş için bir dedektif gibi çalışmak zorunda kalsam da daha fazlasını öğrenmeye çalışacağım. Söyledim, İbrahim Altun çok ketum, kendiyle ve yazdıklarıyla ilgili ser verip sır vermeyen yazarlardan. Ve sanırım bu yüzden onu daha çok beğeniyorum.

Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 21 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,43
|
|