|
Daha önceden başkalarını aldatmak için tasarlanmış ve belli bir amaca yönelik düzenlenmiş beyanlar yalan olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte Nietzsche "Yalan söyleyen sadece bildiğine aykırı konuşan değildir; bilmediğine aykırı konuşan daha çok yalan söyler." diyerek yalan kavramını daha da genişletir.
Son zamanlarda çevremdeki herkes neredeyse yalanla yaşıyor, hayatlarını yalanlar üzerine kurarken insanlar en ufak bir çekince bile göstermiyorlar artık. Bütün bu söylenen yalanları unutmak istiyorum fakat bir türlü başaramıyorum. Onlar yalanı çok kolay söylüyor da olsalar söyledikleri yalanların benim üzerimde yarattığı tahribatın farkında değiller. Genelde yalan söyleyen insanların çoğu bekâr ve kafaları da çok karışık. Onların yazılarını okuyunca, depresif öğeler ilk bakışta bile kendisini hissettiriyor. Yazdıkları, insanı boğan ve sıkıntıya sürüklemekten başka işe yaramayan konular. Köşelerini sadece egolarını tatmin etmek için kullanıyorlar.
Yalan makinesi diyaloglarından aşırı derecede sıkılmış durumdayım. Hele bazıları kuyruklu yalanları çok seviyor, yalan söylemeyi bir maharetmiş gibi sunuyorlar. Herkesi kendilerine inandırdıklarından hiç şüpheleri yok gibi gözükse de bu yalanları herkese yutturtamazsınız. Yalan söyledikten sonra, yalanı karşındaki insan anlamaya başlarsa, rezil olursunuz. Bu yalan söyleyen insanlara kimse yardım edemez. Bir süre sonra bu insanlar mitoman olurlar. Bu insanlar yalan söyleme hastalığına kapılmış insanlardır. Söyledikleri her şeye kendi kurguladıkları öğeler katarlar. Bazen gittiğim spor kulübündeki kadınları görüyorum. Havuzda yüzerken onların konuşmalarına tanık oluyorum, gerçekten çok korkunç… Hem dedikodu yapıyorlar hem de yalan söylüyorlar… Yalancı insanlar sadece iş dünyasında değil, hayatın her alanında yer alıyorlar. Aslında yazarlar için yalan bir erdemdir. Edebiyat bir yalan söyleme sanatıdır. Bunun edebiyatta kalmasını ve gerçek dünyaya hiç taşınmaması gereken bir hastalık olduğunu düşünsem de yalan, günümüz toplumunun hastalıklı yanlarından biri olmaya devam ediyor. Keşke bütün iktidarlar, bütün insanlar daha az yalan söyleyebilse. Yol bilen yalan kervana katılmaz. Katılmamalı.
Hilmi Yavuz'un yalan üzerine bir deneme adlı yazısından bir bölüm sunmak istiyorum.
"Oscar Wilde'ın De Profundis Önsözü'nde André Gide, Wilde'ın kendisine anlattığı çoban öyküsünü nakleder. Bir köyün çobanı köyün koyunlarını her gün kırlara otlatmaya götürür, akşam döndüğünde de, köyde yakılan ateşin çevresinde toplanan köylülerin 'ee çoban, anlat bakalım bugün neler gördün?' sorusuna, o gün hiç yaşamadığı şeyleri yaşamış gibi anlatır, dünya güzeli kır perilerini gördüğünden söz edermiş: Yalan söylermiş, kısacası. Bu böyle sürüp giderken, çoban günlerden bir gün, uydurduğu öykünün Gerçek oluverdiğini, o dünya güzeli kır perilerini, görmüş! Bu kez köye döndüğünde, ateşin çevresinde toplanan köylülerin 'eee çoban, anlat bakalım bugün ne gördün?' sorusuna şu yanıtı vermiş: 'Bugün hiçbir şey görmedim!..'Bu çoban, 'Aldanma ki şair sözü elbette yalandır' diyen Fuzuli'nin dile getirdiği 'şair' midir? Bir bakıma evet, ama bir bakıma da hayır!: Her iki durumda çoban, Gerçeği gizleyen bir yalancıdır, - gelgelelim o dünya güzeli kır perilerinden söz ederken şairdir Wilde'ın çobanı; kır perilerini görüp de hiçbir şey görmediğini söylerken ise, sadece yalancı biri... Bu öykü, bana göre elbet, şairle yalancının, bir paranın iki yüzü gibi, hem birbirlerinden ayrıldıklarını hem de ayrılmadıklarını gösterir. Dolayısıyla, yalancının mumudur yatsıya kadar yanan, şairinki değil!"
Hilmi Yavuz Kaynak:Zaman Gazetesi, 14.10.2007
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|