|
90'lardan kalan bir şarkı sözü olmaktan çıktı artık, direkt hayatımın kısayol sloganı: "Hiç keyfim yok uzun zamandır.."
İş ile özel hayatlarımız- biz bu işleri yapanlarımız- mümkün mü gündüzü geceye katmadan yaşamak, uykulardan arınmış uyanmak.. Haftalık sinir-stresinizi atacağınız 2 gram gerçek toprak kalmamışken İstanbul'da, memleketin trafiğiyle-trafiksizliğiyle karşı karşıya kaldık bir de.. İşten eve dönmenin yollarını aradık, Ahmedinejad'a bin selam çaktık, polislerin haline yine acıdık..
İran'ın şeyhi geliyordu, demokratik travmatikler iş başında! Kamera arkası anlaşama-ma metinleri imzalanamazken, neydi bu şaşa-ül debdebe?! Türkiye'den biri- herhangi olmayan biri İran'a gittiğinde yolların kapandığını, ülkede yaşayan milyonlarca insana-vatandaşa terörist muamelesi yaparak işlenen bodyguard'lık sahnelerini ben bilmiyorum, hatırlayanınız var mı?
İşin politika durağına çomak sokmaya gelmez- ki orası çok ayrı bir mevzu, ne bu yazı kendini tamamlar ne de benim yorgunluğum buna izin verir. Ama ABD pek çok kez şereflenir, Müşerreflenir..
Ahmedinejad tehlikelisi dedi ki; "Yahu bunlara hiç gerek yoktu, benim ülkemde bunlar hiç olmuyor çünkü ben halkımın arasında yaşıyorum!" Doğru.. Milislerinin bela kuvveti olarak dolandığı o ülkede kim cüret edebilir ki protest bir harekete? Ve yetinmedi ekledi: "Bunlar, bu işkilli bodyguardlığınız hep siyonist teröristler yüzünden, a ha ha Hoşgeldin Recai Kutan!
Ahmedinejad çilesini 3 gün 3 akşam işlerken haber bültenlerinde çok ah ettik, evrenin sonsuz enerjisi ve karmasıyla onu mutlaka bulacak, bunu biliyorum..
Yetinmedi ılımlı yaz sıcağı hareketleri bununla bitmedi, neymiş, sadece ekonomik yatırımlar, işbirliği anlaşmaları, karşılıklı yalamalı müzakereler, alttan almalı mutabakatlar, "okşa beni okşayayım seni" çerçeveli yardım kampanyaları, b.ku püsürü eksik olmayan anlaşılması kolay, anlatması güç bazı hiper etkinlikler.. Ve soykırım suçlusu, Darfur'un yaratıcısı Omer Al Bashir Türkiye'deydi. Davet edilmesinin rencide edişi yetmiyormuş gibi kırmızı halılarla karşılandı tecavüz suçlusu, onca insanın nefes borçlusu..
Yargılanması için dava açılan ancak mahkemeyi tanımadığını söyleyen bu adam basının karşısında günah çıkarıyordu. Ve ne hazindir ki bazı holding sahipleri bu ziyaretten onur duyuyordu. Al Bashir'in İstanbul'da olduğu gece hayatımdaki önemli filmler geldi geçti gözümün önünden. 'Ruanda Oteli'nde savaşın ortasında bir gazetecinin astım kriziyle boğuşup, Nicole Kidman'ın 'Çevirmen' filminde Afrikalı bir devlet başkanının ülkeye girmesini istemeyen yüzlerce protestocudan biri olarak hissettim kendimi.. Çığlıklar içimde, sabah olup, Al Bashir'i yazmak-çizmek için işe gitmeyi bekledim..
Uluslararası Ceza Mahkemesi Koalisyonu Koordinatörü'nün belirtiiği "Evrensel Yargılama Yetkisi"ne göre; bir devletin, kendi vatandaşı tarafından, kendi vatandaşlarına karşı ya da kendi topraklarında işlenmemiş olsa bile, soykırım, insanlığa karşı suçlar gibi ciddi ve vahim suçlar nedeniyle bir ceza yargılaması yapmaya yetkili olduğu anlamına geliyor.
Bu yetkiyi TCK'nın 13. maddesindeki atfı ile aslında kabul etmiş görünen Türkiye bu durumda, Al Bashir'i tam da buradayken alıkoyup yargılanması için kendi kanunlarını uygulayabilirdi.. Ama olamazdı, olmadı da.. Çünkü uluslararası alanda zor durumda kalmamak için Türkiye bu işi Adalet Bakanı'na havale etmişti, girişimde ancak o bulunabilirdi, o da bugünlerde kimbilir nerelerdeydi..
Böylelikle, Darfur'da yaşanan insanlık trajedisine katkısını esirgememiş olan Türkiye, batının da tüm oklarının hedefi olacaktı aslında bir sonraki karede... AB'ye nispet edercesine attı başlıklarını ABD gazeteleri; "Türkiye'nin bu davetini batı ülkeleri hiç hoş karşılamayacak!"
Özetle; Türkiye bu suça dolaylı da olsa ortak olmuş oldu. Saraylarda yemeler, içmeler, verilen yataklar da cabası..
Tam da patlamaların kucağında, hazır meclis de tatildeyken.. Memleketin ajansları haber düşmüyorken ah nasıl da gidiyor klimalı odalarda bu gelişmeler, tuzlu soğuk salatalık niyetinde...
Bu kadar çirkinliğin yanında güzel olan bir tek şeye dikkat çekmek lazım.. Dünyanın neresine giderseniz gidin, orada da hukuk var, hukukun kendisinin işletilemez durumlara getirildiği anlar da ise buna dur diyecek "hukukçu-demokratik siviller" var.. Yani, belki birkaç zaman sıyrılabilir suçlular. Kaçtıklarını, hatta yırttıklarını düşünebilirler ama hiç ummadıkları anlarda götürmek için kapısını çalan birileri olacaktır.. Daveti çıkardığı gibi yargılanması da bir o kadar kolay cinsinden..
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|