|
Ergenekon belası uzandı uzanalı hayatımıza, düzlüğe çıkamayan Türkiye, kedimin oynadığı yumaklardan karışık hale geldi.. İnce sınırlar etrafında ilerleyen bu derin mevzuya hiçbir hukukçu da yorum yapamıyor işin komiği. Behiç Aşçı'yı ölüm orucundan vazgeçiren Veli Küçük müş!.. Danıştay saldırganı Alparslan Aslan dinci mi, kiralık ulusalcı katil mi?
Her şey bir yana, dümdüz demokrasiden bahsetmek de mümkün değil..
AKP'nin kapatılma davasını destekliyorsan ulusalcısın! Yok tersiyse, AKP'lisin, bu ne biçim hikaye, ne yaman çelişkidir vallahi ben anlamadım.
Dört başı mamur sofra kültürüyle büyüdüm ben. Rakılar, mezeler, zeytinyağlı 4 çeşitler, yeri geldiğinde dansözler, masada öpüşmeler, "günaydın"la başlayan sabahlar, hiç kimsenin birbirinin hayatına tecavüze yeltenmediği ahlakın bestecisiyim..
İslamlaşıp, kökten dincileşmeye sürüklenip sürüklenmediği umrumda değil memleketin. Ben yine oturup içerim, ağzıma geleni de söylerim.. Nevizade'den masalar kaldırılır, yok etmeye çalışılanları evime davet ederim..
Cumhuriyet Gazetesi'nden Deniz Som'un Üsküdar'daki şarap eyleminin aynısını bugünlerde Moda'da bekliyoruz..
Sosyal yaşam alanlarının islami yaşam formuna uyarlanması sürecinde önce belediyelerin sosyal tesislerinde alkol satışları durduruldu. Örnek mi? Bu kış gittiğim Kanlıca'nın sırtlarında kurulmuş, Osmanlı zamanında bir hayli revaçta olan Mihrabat Korusu.. Oradaki tesis belediyeye ait. Güzel bir brunch sonrası içkinizi yudumlamak isterseniz şöyle boğazın manzarası eşliğinde, bu mümkün değil! Çünkü içeride içecek olarak sadece çay ve meşrubat( nefret ediyorum bu kelimeden) var. Mönülerden dekorasyona kadar her şeyde islami model dizaynını görmemek için kör olmak lazım! Ketçap ve mayonez eşliğinde atıştırılan kızarmış patateslerin yanına çay isteyen başı örtülü teenage'ler, hafta sonu yavuklularıyla kaçamak yapıyorlar manzaraya karşı, erkeklerin gözü televizyondaki maçta, eller oynaşta..
Ülkedeki resmi kutlamalar ve resepsiyonlarda da alkol yerini meyve suyuna bırakırken, son nokta, yabancı devlet adamlarının, temsilcilerin, protokolün ağırlandığı Büyük Ankara Oteli'nde içki yasağı ile kondu. Devlet Protokol Evi'nde de benzer bir uygulama olduğunu biliyoruz. Abdullah Gül, Hilmi Özkök'e şarap ikram ediyor, Kraliçe Elizabeth de kadeh kaldırıyor köşkte hem de Hayrunisa Gül'ün yanında, Ufuk Uras meclisin tek bira içeni.. Ama diğerleri? İsteyen istediğini alıyor zaten ama ya ben? Hani herkese özgürlük? Herkes için demokrasi? Mihrabat Korusu'nun tadını ben de çıkarmak istiyorum dersem çay mı içmek zorundayım akşamın 6'sında?
İşte bugünlerde, bir fısıltı dolanıyor bir yerlerde, içkini kap sen de gel Moda'ya diye.. Sebep mi?
Bir süre önce kapatılan Moda İskele tesisi 29 Haziran 2008 Pazar günü yeniden açıldı ama alkol sevmeyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Moda'da da alkol tüketimini tasvip etmedi ve yasakladı. Modalılar ve alkol yasağı sonrası haklı isteri yaşayanlar Moda İskele'de buluşacak, kadeh kaldıracak ha bugün ha yarın..
Memlekette o kadar sorun varken bu mu tek dert diyenlere, bir bilenden kazanda kurbağa kaynatma yöntemini öneriyorlar..
Bir alkoliğin günlüğünden notlar değil yazdıklarım ama memleketin siyasetine yön verenlerin, günlerime-gecelerime de el atmasını istemediğimdendir..
Velev ki Moda iskele çok sembolik bir yer tutacak olsun bu kadar sorunun içinde ama başka şeyler de sembol olmadı mı vakti zamanında?
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|