|
Mayıs ayların gülüdür diyerek hep torpil geçmişimdir. Kaçamakların ve yeni güzelliklerin baş gösterdiği bu ayı, doğduğum ay olması vesilesiyle daha bir tembel geçirmekten yanayım...
Yine öyle oldu. Hayatta yazmaktan daha mühim şeyler var diyerek saldım kendimi akşamların uçukluğuna, salaşlığına, melankolisine. Biz gibi hastalıklı işlerle uğraşanların değil baş kaşımak, adım atacak hali kalmaz akşam olduğunda, bilenler bilirler ama şehir dışı gezileri, gerçekleşemeyen yurt dışı planları, aylar sonra görebildiğim ailem, yeni tanıdığım İtalyan arkadaşlarım, bir hafta boyunca Türkçe'yle beraber kendimi unuttuğum geceler, gidenler, geri dönenler, yeniden tanımaya çalıştıklarım, bugün öğrendiklerim, yarına hala taşıyacak mal varlığımın olmayışı bu ayı olduğu gibi yaşamak için daha çekici kılıyor.. Leman Sam dinliyorum bugünlerde, yolda olan yeni albümünden "Akşamlar" belki de en çok yakışan bu mevsime..
28. yaşımın en güzel hediyesini yalnızlık bozguncusu; dostum Sayım Çınar verdi. Gençlik yıllarında, merdiven çıkarken bile okumak için fırsat yarattığım Lale Müldür'ün evinde kestik doğum günü pastamı. Yıllanmış bir masanın pencere önüne kurulduğu Cihangir tepelerinden Karaköy'ü izlerken dans edip, dedikodu yaptık bol bol, medyadan, kadından, erkekten.. Pek çoğunuz yolda görseniz genç bir kız sanırsınız. Siyaha boyanmış saçları, siyah elbisesine saçılmış beyaz gerdanı, sade bir pazar gününde bile kadınlığını hissettirecek topuklu terlikleri ve her daim şen kahkahasıyla Lale, hem çok şey verdi bana hem de temize çekti beni 2 dakikada..
Uzun süredir gitmeyi isteyip de göze alamadığım Büyükada'ya da attım kendimi bu zaman zarfında. Pazar gününün kalabalığında Türk insanının yine ne kadar kendinden avam, ne kadar eğlencenin b.kunu çıkarırcasına cozuttuğunu izledim ailemle birlikte. En büyük eğlencelerimden biri olan bisiklete binmeyeli bir yıl olmuştu. Gözümüze nezih görünen bir dükkandan 5 tane kiraladık ve vurduk adanın yollarına kendimizi. Faytonlar geçiyordu aynı yoldan, atlar saygılıydı bisikletliye ama düşenleri kaldırmıyordu insan evladı.. Adanın tepesinde bir yerde bozuldu bisikletimiz. Telefonla birilerini istedik yardım için bisikletleri aldığımız dükkandan. Tam 4 arama ve 50 dakikadan sonra yanımızdaydı servis elamanı. Bisikletleri teslim etme zamanı.. Çayır, çimende beklediğim, çocukluğumuzu yeniden yaşamak için çıktığımız fakat gerilimle sona eren yolculukta geçirdiğim sürenin hesabı yapıldı. Gözünü para hırsı bürümüş Bike Club'ın sahibi Mehmet Ali Dursun ile bir kavga kıyamet turistlerin ortasında. Sinirimi aldırmış biri olarak annemi ve kardeşimi törpülemek bana düşüyordu ama yanlarına bırakılacak gibi değildi. Günde 300 bisikletten nereden baksanız 12 saatlik hizmet süresi ve saati 5 YTL'den bu adamların ne kadar kazandığını varın siz hesaplayın. Ama gel gelelim günde net 30 bin YTL'yi sorgusuz cebe indiren bu adamların, siz dağ başında kalsanız sundukları ya da sunacakları hizmetleri yok. Var olanlar da dişini geçirenlerin hatırına..
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hizmet sınırları içinde yer alan adalarda hizmet veren bu "rent a bike" dükkanlarının günde ne kadar kazanıp ayda ne kadar vergi ödediğini merak ediyorum sayın Topbaş?! Ve bir de neredeyse tüm restoran ve kebapçılarda olduğu gibi neden mafya tipli kişilerin işletme sahibi olduğunu? Medyadan bu kadar nasibini almış karakterler olarak acaba biz de mi aday yerleşip bir dükkan açsak?
Çok önemli bir günü de geride bıraktık Mayıs ayı içinde; Dünya Vicdani Retçiler Günü. İHD İstanbul'dan avukat Gülseren Yoleri ile yayında konuştuk. Mehmet Tarhan'ın başına gelenleri, Halil Savda'ya askerliği reddetmesine rağmen zorla çürük raporu verilmeye çalışılmasını, bunun bir insan hakkı olduğunu ama Türkiye anayasasında hala gerekli düzenlemenin yapılamadığını, dolayısıyla bundan hiç bahsedilmediğini ancak hala suç teşkil etmeye devam ettiğini sunduk herkesin bilgisine. Ne yazık ki; vicdani ret hakkını kullanmak isteyip de hapse girmeyi göze alamayan on milyonların olduğu da bir gerçek.. Daha kaç 20'lik delikanlıların kabusu olacak, kaç kişiyi intihara sürükleyip, gidip dönenlerin hayatını söndürecek, bilinmez.. Çok sıkılmış olabilirsiniz. Bahar sonunun rehavetiyle geceleri uyumak bilmeyip benim gibi uyanmakta zorluk çekenlerin çoğu gardrobunu kışlıklardan arındıracak vakti de bulamıyorlar. Mayıs ayı kimileri için belki hala dert ayı ama sonsuz karmaya inanlar, anı yaşayıp, sessizlik ve huzurdan hoşlanan Venüs insanları için bir hafta daha böyle sürecek. Bildiği gibi gelecek hayat bilmem neremizi parçalasak da olması gerekenler olacak, yine şişe bitecek yine sabah olacak..
taylanefe@gmail.com
Taylan Efe Çeki
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|