|

Sözlükler alemi.
|
key odemeleri
www.keyodemeleri.com'dan bakamayanların resmi gazetenin pdf'sine göre bakarak ne kadar alacaklarını öğrenebileceği ödeme. alfabetik sıraya göre baktıktan sonra sizinle aynı isimde birden fazla kişi varsa kimlik numarası ve sosyal güvenlik numarasına göre bakmanız tavsiye edilir. linklerin kaynağı: donanimhaber / tenahiz düzenleme: rapidshare ilk linklerdeki dosyalara engelleme koymuş buyrun yeni linkler:
a a.rifat akkaya-abdulselam yildiz http://rapidshare.com/...3280646/c__304_lt-1.pdf.html
abdulselam yildiz-adnan sacli http://rapidshare.com/...3280735/c__304_lt-2.pdf.html
adnan saçak-ahmet eryilmaz http://rapidshare.com/...3280812/c__304_lt-3.pdf.html
ahmet eryilmaz-ahmet sular http://rapidshare.com/...3280924/c__304_lt-4.pdf.html
ahmet sular-ali candar http://rapidshare.com/...3280985/c__304_lt-5.pdf.html
ali candar-ali aksu http://rapidshare.com/...3281044/c__304_lt-6.pdf.html
ali aksu-ali riza ünal http://rapidshare.com/...3281105/c__304_lt-7.pdf.html
ali riza ünal-asim inan http://rapidshare.com/...3281218/c__304_lt-8.pdf.html
asim inan-ayhan namli http://rapidshare.com/...3281287/c__304_lt-9.pdf.html
ayhan namli-ayse zeynep ögel http://rapidshare.com/...281379/c__304_lt-10.pdf.html
ayse zeynep sabuncu-bayram dogan http://rapidshare.com/...281439/c__304_lt-11.pdf.html
b bayram dogan-beyzar tasköprü http://rapidshare.com/...281511/c__304_lt-12.pdf.html
beyzat akdemir-cafer dönertas http://rapidshare.com/...281563/c__304_lt-13.pdf.html
c cafer dönertas-cemal özyay http://rapidshare.com/...281625/c__304_lt-14.pdf.html
cemal özyildiz-ceyda er cerrahoglu http://rapidshare.com/...281689/c__304_lt-15.pdf.html
d ceyda ercan-dilek erik http://rapidshare.com/...281738/c__304_lt-16.pdf.html
dilek erikan-efrahim yenilmez http://rapidshare.com/...281796/c__304_lt-17.pdf.html
e efrahim yesilyurt-emine uguz http://rapidshare.com/...281853/c__304_lt-18.pdf.html
emine uguz-erdogan danis http://rapidshare.com/...s/133281910/c_lt-19.pdf.html
erdogan danis-esat bucak http://rapidshare.com/...s/133282003/c_lt-20.pdf.html
esat bucuka-fatih gogbulut http://rapidshare.com/...s/133282074/c_lt-21.pdf.html
f - g fatih gogusgeren-ferhat avci http://rapidshare.com/...s/133282147/c_lt-22.pdf.html
ferhat avci-fikriye özcan http://rapidshare.com/...s/133282212/c_lt-23.pdf.html
fikriye özcan karabulut-gulten karaosmanoglu http://rapidshare.com/...s/133282403/c_lt-24.pdf.html
gulten karapinar dingil-habibe göksün http://rapidshare.com/...s/133282465/c_lt-25.pdf.html
h habibe göktekin-halil ucar http://rapidshare.com/...s/133282540/c_lt-26.pdf.html
halil ucar-hamit yigiter http://rapidshare.com/...s/133282612/c_lt-27.pdf.html
hamit yildiran-hasan dernekbasi http://rapidshare.com/...s/133282673/c_lt-28.pdf.html
hasan dernekbasi-hasan türköz http://rapidshare.com/...s/133282729/c_lt-29.pdf.html
hasan türköz-hayrettin ozyurt http://rapidshare.com/...s/133282792/c_lt-30.pdf.html
hayrettin ozyurt-hulya polat http://rapidshare.com/...s/133282876/c_lt-31.pdf.html
hulya polat-hümmet kiliç http://rapidshare.com/...s/133282985/c_lt-32.pdf.html
hümmet kiliç-hüsmen alkan http://rapidshare.com/...s/133283109/c_lt-33.pdf.html
hüsmen altin-imdat ucar http://rapidshare.com/...s/133283198/c_lt-34.pdf.html
i - i - j imdat ucar-ibrahim anil http://rapidshare.com/...s/133283286/c_lt-35.pdf.html
ibrahim apak-ilker erdogan http://rapidshare.com/...s/133283406/c_lt-36.pdf.html
ilker erdogan-ismail sasmaz http://rapidshare.com/...s/133284539/c_lt-37.pdf.html
ismail sasmaz-kamil agirbas http://rapidshare.com/...s/133284621/c_lt-38.pdf.html
k - l kamil agirbas-kemal sagkol http://rapidshare.com/...s/133284702/c_lt-39.pdf.html
kemal saglam-leyla ekizgeli http://rapidshare.com/...s/133284768/c_lt-40.pdf.html
leyla ekici-makbule kavak http://rapidshare.com/...s/133284838/c_lt-41.pdf.html
m makbule kavakl1-mehmet bal http://rapidshare.com/...s/133284993/c_lt-42.pdf.html
mehmet bal-mehmet esenlekci http://rapidshare.com/...s/133285060/c_lt-43.pdf.html
mehmet esenli-mehmet merdane http://rapidshare.com/...s/133285366/c_lt-44.pdf.html
mehmet merdanoglu-mehmet toprak http://rapidshare.com/...s/133285418/c_lt-45.pdf.html
mehmet toprak-meral gozubuyuk http://rapidshare.com/...s/133285483/c_lt-46.pdf.html
meral gozukan-mevlüt kolo http://rapidshare.com/...s/133285535/c_lt-47.pdf.html
mevlüt kolsuz-muhittin topcu http://rapidshare.com/...s/133285605/c_lt-48.pdf.html
muhittin topcu-murat yildirim http://rapidshare.com/...s/133285863/c_lt-49.pdf.html
murat yildirim-mustafa cevik http://rapidshare.com/...s/133285961/c_lt-50.pdf.html
mustafa cevik-mustafa kiyak http://rapidshare.com/...s/133286038/c_lt-51.pdf.html
mustafa kiyak-mustafa yavas http://rapidshare.com/...s/133286163/c_lt-52.pdf.html
mustafa yavas-nadiye sayici http://rapidshare.com/...s/133286236/c_lt-53.pdf.html
n nadiye selvi-necati evrendirek hhttp://rapidshare.com/.../133286340/c_lt-54.pdf.html
necati evrendirek-nesrin siraç http://rapidshare.com/...s/133286527/c_lt-55.pdf.html
nesrin sirmali-niyazi kaya http://rapidshare.com/...s/133286611/c_lt-56.pdf.html
niyazi kaya-nursel ates http://rapidshare.com/...s/133286714/c_lt-57.pdf.html
nursel ates-orhan güçlü http://rapidshare.com/...s/133286806/c_lt-58.pdf.html
o - ö - p
orhan güçlü-osman tokgoz http://rapidshare.com/...s/133286863/c_lt-59.pdf.html
osman tokgoz-özkan koruyucu http://rapidshare.com/...s/133286927/c_lt-60.pdf.html
özkan kosaryilmaz-ramazan köroglu http://rapidshare.com/...s/133287100/c_lt-61.pdf.html
r ramazan köroglu-recep yavuz http://rapidshare.com/...s/133287169/c_lt-62.pdf.html
recep yavuz-s albatros akkaya http://rapidshare.com/...s/133287256/c_lt-63.pdf.html
s s. alev topuzoglu-sahap durgun http://rapidshare.com/...s/133287359/c_lt-64.pdf.html
sahap durmus-sami çamlica http://rapidshare.com/...s/133287423/c_lt-65.pdf.html
sami çamlidag-selahattin cubuk http://rapidshare.com/...s/133287583/c_lt-66.pdf.html
selahattin cubuk-semsigul cepnioglu http://rapidshare.com/...s/133287665/c_lt-67.pdf.html
semsigul kahreman-sevim ay http://rapidshare.com/...s/133287744/c_lt-68.pdf.html
s - ş sevim ay-sinan çelik http://rapidshare.com/...s/133287804/c_lt-69.pdf.html
sinan çelik-süleyman araç http://rapidshare.com/...s/133287874/c_lt-70.pdf.html
süleyman araç-senol yigen http://rapidshare.com/...s/133287949/c_lt-71.pdf.html
senol yigen-tamer mantici http://rapidshare.com/...s/133288087/c_lt-72.pdf.html
t - u tamer marangozoglu-turgay lalbek http://rapidshare.com/...s/133288321/c_lt-73.pdf.html
turgay latinler-üzeyir sahin http://rapidshare.com/...s/133288394/c_lt-74.pdf.html
ü - v - y üzeyir sahin-yakup özyilmaz http://rapidshare.com/...s/133288502/c_lt-75.pdf.html
yakup özyilmaz-yener yigit http://rapidshare.com/...s/133288558/c_lt-76.pdf.html
yener yil-yusuf dogan http://rapidshare.com/...s/133288627/c_lt-77.pdf.html
yusuf dogan-zekeriya terzi http://rapidshare.com/...s/133288695/c_lt-78.pdf.html
z zekeriya terzi-zumrute kahraman http://rapidshare.com/...s/133288828/c_lt-79.pdf.html
zumrute kilinc-z.zülal kurtulus http://rapidshare.com/files/132938443/c_lt-80.pdf (eksi sözlük - bu kadar yurekten cagirma beni)
uc saatlik bir yolculugun hikayesi
saat 19:30, kuzenimle bir telefon konuşması, çalıştır kronometreyi:
- aloo? enis, napıyosun olum? - la ne bağrıyon? hmmh, uyuyorum lan, aloo? ne diyon? napıyosun abi? - ahah, olum bak ne dicem, bende kalan bi fransız karı vardı ya, o ankara'ya gelicekmiş, ev lazım ev ayarlabilcen mi? - aaaaa(esniyo). ya baba, burada kalın dicem de, yarın valide hanım gelicek. ben bi soruyum soruşturuyum şeyaparız, hallederiz, hadi ararım ben seni.
10 dakika sonra:
- alo? usta, arkadaşların alayı tatilde, bi arkadaş da cumartesi dönecekmiş, yaramaz yani size, napsak? - boşver lan, kız otel ayarlamış zaten şimdi öğrendim. yalnız senden ricam var, otele bi bakıver, kalınabilecek gibi mi, nedir ne değildir, bi bakıversen? - (vay ulan) tamam bakarım ben, la tamam tamam.
***
üç saat basketbol için uzun bi süre, fakat hayat için aynı kesinlikte konuşmak zor. öss'de önünde 180 dene nur topu gibi soru olan ter pompacısı içün akar gider, erken boşalmama çabasındaki pompacı(bu da ter) içün bikaç asra tekabül eder.
bir telefonla başladı sürem. acelem olduğundan; sigara içmek, bir şeyler atıştırmak, giyinmek ve saç baş düzeltmek gibi işleri aynı anda yaptım ve sokakta buluverdim kendimi. sokakta hızlı vakit geçirmek ya da sıkılmamak için fazla alternatifiniz yoktur; müzik dinlersiniz, insanları incelersiniz ya da benim gibi her iki boku da yersiniz. insanların tavırlarını incelemek eğlencelidir ve insana dair gözden kaçmış ayrıntıları verir, daha iyi tanırsınız, göründüğünden daha eğlenceli bir varlık olduğunu idrak edersiniz.
kulağımda inceden bir keman sesi...
iki çocuk gördüm, kaldırım kenarına oturmuşlar ve bir sigarayı çeviriyorlar. sigara çevirirken yaşanan bir gerginlik vardır bilir misin, elinde sigara tutan; "lan acaba çok içtiğimi düşündü mü bu herif, tam yarısında verebilecek miyim" gibi düşüncelerle zehir eder kendine dalgayı, bi sik anlamaz. sigara sırasını bekleyen de birazdan kendisine sigara verilmeyecekmiş gibi davranır, "yoo ben hiç görmedim sigara falan, ha bana mı veriyosun, tamam olur içerim" gibi yaklaşır hadiseye, zoraki çevirir kafayı, sırf yanındaki herif rahatça takılsın tütünle diye. bir nevi karşılıklı iyi niyet gösterisi, iki tarafın da zararlı çıktığı bir gösteri. gördüğüm çocuklarda da tam olarak bu sekansı yakaladım, gözlerine baka baka güldüm.
henüz sırıtan suratım somurtmadan, o seyyar satıcıyı gördüm. bu adamı en az iki bininci görüşüm ama herifi her gördüğümde hiç sektirmeden gülmüşümdür. adamın bir kamyoneti var ve kasasında satılmadık şey bırakmamış arkadaş, bi de megafon elinde dürzünün: "dumateez, bibeer, hurdaa, bakııır, maymuuun, yelkovaan, bekiiir(en yakın arkadaşını da satıyo)"
satıcının önünden geçerek anayola çıktım, bir dolmuşa bindim, kulağıma klarnet üflenirken indim, kuzenimin kalacağı otele aceleyle yürüyorum. acelem var çünkü 21:30'da bir hastanenin acil servisinde, çocukluk arkadaşım olan doktorla randevum var, kulağımdaki problemle ilgilenecek.
elimde bir adres var ama, ne caddesini biliyorum, ne sokağını, ne otelin adını, şunca senelik ankara geçmişimde bir tek adım atmadığım yerlerde deli gibi dolanıyorum. çakmakçıya soruyorum, adam deli gibi ne söylesem kafa sallıyor, ağzını açmıyor, "la bırak dayı tamam, sormadık bişey" diyerek sinirle ayrılıyorum yanından. ve o gerginliğin arasında yine bir sahne gülümsetiyor beni; şalvarlı yelekli kasketli, yanık bi herif dolanıyor ortalıkta. beni güldüren üstü başı değildi elbet; mavi gözleriydi. bilinçaltımıza renkli gözün batıya ya da şehirliye ait olduğunu zerk etmişler ister istemez, neticede esmer de milletiz; "renkli gözlü köylü" profilini garipsiyorum ve gülümsüyorum.
sora soruştura, bahsettiğim oteli buldum, fransız kız bilememiş zaar, otel bok gibi. eşeği bağlasan isyanları oynar, köpeği bağlasan; "itler federasyonuna, olmadı cumhurbaşkanına kadar çıkıcam oğlum" deyu koftiden tehditler savurur. telefonla aradım kuzenimi ver ettim babam yalanın gözüne: "kalınır kalınır, o kadar kötü değil, la gel vallaha güzel" deyu.
doktorla olan randevuma yetişemeyeceğimi sanırken, yarım saatten fazla bir süre hastaneye erken vardım, işi gücü vardır hesabı erkenden gitmedim acil servise, dışarıda sigara üstüne sigara yaktım, bir süre sonra eeh sokarım işine diyerek daldım içeri, o da beni bekliyormuş. biraz inceledikten sonra kulak burun boğaz kliniğine, doktor arkadaşına götürdü beni, zerre anlamadığım muhabbetler yapıyolar benimle:
- şimdi kulağınızı aspire edeceğiz. - aspirin dokanıyö. - çıkan iltihabı kültüre yollayacağız. - ben.. severim kitap.. - daha sonra, düşük toksisite ve yüksek bakterisid etkisi ile tedavi sürecini hızlandıracak olan rifocin uygulayacağız, ürtiker gibi alerjik reaksiyonlar görürseniz hemen beni arayın. - hah, bak onu çok iyi dedin hocam, vallahi sen tamam, çok güzel söyledin. - siz uzanın şöyle. hemşire hanım, bana bir steril eldiven ve bir fitil lütfen. - bak bunu anladım heheh. fitil? lan??
aslında diyalog tam olarak anlamadığım envai çeşit tıp terimini suratıma tüküren iki doktor ve her şeyi eksiksiz anlamış gibi yapan benim kafa sallamalarım şeklinde gerçekleşti. ufak bir operasyon geçirip, kulağımda sargı beziyle çıktım dışarı. ufakken insanlar benimle ilgilensin diye topal taklidi yaptığımı hatırlarım ya da lan keşke kafam yarılsa da sarsalar, herkes bana baksa heheh, dediğimi falan da. pis işmiş lan, herkes bakıyo eyvallah da, nolmuş la bunun gulaa diye bakıyo, çekici bi tarafı yok.
yine meraklı bakışlar altında bindim dolmuşa, şoförün hemen arkasında oturuyorum, koydum kafamı. belli bir süre için bir bok hatırlamıyorum çünkü salya akıda akıda uyumuşum ve bir kadının bağırmasıyla uyandım. gayet iri, heybetli bir hanımabla bağırıyor:
- kaptan beeeş inecek vaar.. kaptan altııı inecek vaar.. kaptan yediii inecek vaar.
ulan uyku sersemiyim, kafamda "lan ne sayıyo füze mi lan bu karı, yol ağzı açık kalmış gapatın olum, şş kaptan lambalarda sıçacak var" düşünceleri. karı bin kere inecek var demiş demek ki hee. herif sağda durdu, füzeyi teslim etti, arkasından şöyle bağırıyo:
- yazıııık, bir de çanta taşıyorsun çantaaa. yazık sanaa, bir de çanta taşıyorsun çantaa. çantaaa
ulan ne alakası var? çanta taşıyınca noluyo? neyi savundun sen şimdi?
ortamdaki gergin hava dağıldıktan sonra, tekrar kafamı koydum, dışarıyı seyrederken gördüklerim canımı sıktı. bir merdiven, bir yokuş, bir cami. dört sene boyunca yürüdüğüm yollar, o sahneler, o ayrıntılar. saçları uzundu, incecik beli, muhteşem bir güzellikti ki çoğu zaman bunun fazla olduğuna, tüm insanlıktan yüksekte durduğuna inanırdım. her evine bıraktığımda arkasından bakakalırdım. güzel kadındı vesselam, çok güzel kadındı. sadakatsizliğimden sadakati öğrenip, sadakatsizce hikayemize nokta koyup, bize virgül bırakan, her şeye rağmen yeni hayatına sonsuz derece sadık, geçmişine çok gördüğü sadakate hayret ettiğim sevgili; bir kırık gençlik hikayesi...
yürüdüm eve, bir sigara yaktım, anahtarı çevirirken kapının sesi bir sual eyledi, son kertede neydi bize kalan?
bir kendimiz, etrafımızda bir mahşer kalabalığı, içimizde kabir yalnızlığı. saat 22:30, kulağımda inceden bir keman sesi.. ve bir kırık gençlik hikayesi... (uludag sözlük - vaudeville for vendetta)
bakire olmayan bir kızla evlenmek
yazılanları okuyunca birkaç ay önce yaşadığım bir gün geldi aklıma.
çok önemli bir toplantım vardı, ve ben her zamanki gibi gecikmek üzereydim. üstelik rutin toplantılardan da değildi bu, çalıştığımız kurumun (isim vermeyelim şimdi) en yüksek mevkideki kişilerinden biriyle yemekte buluşulacak. gecikirsem resmen bekletmiş olacağım, panikteyim. cihangir'den bir taksiye atladım. 'acilen bebek'e.'
taksici kavruk, tipik türk erkeği. her daim öfkeli bakışlar, sert, tepkili. neye tepkili olduğunu kendisi de bilmeyenlerden. içinde halledemediği meseleler yüzünden 'her şeye' kızgın bir hal ve tavır.
firuzağa camii'nin yanından tophaneye inen yokuşa sapıyoruz. taksiye bineli henüz 20 saniye bile olmamışken macera başlıyor. hamile bir kadın geçiyor taksinin yanından. karnının durumuna bakılırsa 4 - 5 aylık. havaların yeni yeni ısınmasını fırsat bilmiş olacak ki, sıfır kollu bir bluz ve kumaş pantolon giymiş, birisine gülümseyerek yürüyor. 'şunun haline bak' diye giriyor lafa taksici. dönüp bakıyorum. 'hamile olacak bi de. .mı g.tü meydanda. bunları tutup bi güzel s.keceksin, akılları başlarına gelecek. ar namus kalmamış kimsede!'
şaşırıyorum. küfürsüz bir dünyada yaşayan elit çocuk değilim, arkadaş arasında kimi zaman her 3-5 cümlemizin yareni bir küfür, o ayrı mesele. ama sokakta kendi halinde gülümseyerek yürüyen hamile bir kadına küfür maksatlı değil, ciddi ciddi sarf edilmiş bu sözler şaşırtıyor beni. rahatsız oluyorum. namussuz olmak ne kolaymış meğer bu ülkede.
tophaneye iniyoruz. iki liseli sevgili sarmaş dolaş yürüyorlar. bahar havası onları da sarmış, belli. ben sus pus, toplantıya yetişir miyim diye ecel terleri dökerken amcadan bir atak daha geliyor, 'ayakta s.kecek karıyı, şu o. çocuğuna bak! seni s.kmek istiyo kızım, s.kmek! ananız babanız bunun için mi okula gönderiyo sizi? namussuzluk, şerefsizlik... çivisi çıktı milletin!'
bir kez daha şaşırıyorum. birbirlerinin beline sarılmış yürüyorlar sadece. belli ki sahile inecekler. ceplerinde çay parası varsa tophanede oturup bir el tavla atarlar belki, yoksa fındıklı parkında banklarda oturup biraz meşk ederler. hiç de 'emmeli gömmeli' bir halleri yok oysa ki. ama bilmiyorlar ki bazıları için çoktan namussuz, şerefsiz olmuşlar.
dolmabahçe sarayı'nın önünden geçiyoruz. duvar dibindeki bir çifte takılıyor gözüm: erkek duvara yaslanmış, kıza sarılmış sımsıkı. şimdiye kadar rastladığımız en ağır vaka: resmen vücut teması var! daha içimden 'eyvah' der demez amca çifti tespit ediyor, 'şunlara bak şunlara! yaslamış s.kini kızın a.cığına, ayaküstü resmen s.kişiyolar! namussuzlar! şimdi bütün karılar o.ospu oldu!'
ve amcada şalter atıyor. beşiktaş'a varıyoruz, her taraf sevgililerle dolu. tek tek tespit etmeye gerek yok, amcada da hal kalmadı zaten. saydırmaya başlıyor. 'a.cıklar! bunları tuttuğun gibi s.keceksin, istedikleri bu! anca bundan anlarlar! namus, haysiyet, ar nerde! bizim zamanımızda böyle miydi? köyde kız bile görmedik biz doğru düzgün, yaşımız geldi evlendirdiler. namusumuzla yaşadık. şimdikilerin hepsi o.ospu. hepsi...'
amca saydırmaya devam ediyor. toplantıya yetişme kaygısını unutmuşum çoktan, sinirlerim bozulmuş, düşünüyorum. sırf kolsuz bir bluz ve biraz dar bir pantolon giydi diye fahişe damgası yiyen 'hamile' bir kadın ; sarmaş dolaş yürüdükleri için namussuz ilan edilen liseliler, yeni yeni ısınan havaları fırsat bilip duvar kenarında coşkuyla sarıldığı için uluorta seviştikleri öne sürülen bir diğer çift... ve onları bir çırpıda 'şerefsiz, namussuz, ahlaksız, haysiyetsiz' ilan eden, önüne gelene küfürler yağdıran bir yurdum erkeği... hiçbir suçu olmayan insanlara küfürleri ve hakaretleri yağdıran kişi olarak kendini en namuslu, en haysiyetli, en şerefli, en terbiyeli kişi sanıyordu ve ciddiydi. küfürlerinde de, kendini övmesinde de. bir anda dank etti kafama,
o sadece, kendisinin isteyip de yaşayamadıklarını yaşayabilenleri kıskanıyordu!
* * *
nesillerce tabularla büyütülmüş bir milletiz biz. en büyük tabularımızdan biri ise, şüphesiz ki 'kadın'dır. yeni bir şey değil, ilk kavimlerden bu yana gizemli çekiciliği yüzünden her ilkel toplumun kadını baskı altına almaya çalıştığı bilinen bir gerçek. zamanına göre ilkel bir toplum olan arap toplumu da (ki o dönemden bu yana ne kadar geliştikleri tartışmaya açıktır, her ne kadar gerek yoksa da) islamiyetle birlikte tabularını, ilkel sistemlerini dünyaya yaymış ve araplarla yakın ilişki içinde olan türkler de kadına karşı bu baskıcı ve tabulaştırıcı tavrı edinmiştir. işin trajik kısmı ise, bu tabulaştırmanın halen korkunç seviyede etkin olması elbette. kadın bizim için hala 'öteki'dir, hala bilinç altımızda kadının 2. sınıf olduğu yalanları yatar. kadının yeri erkeğin yanı, eksik etek, kaşık düşmanı, belinden sopayı, karnından sıpayı...
hadi gelin, doğamızı itiraf edelim artık. bir erkeğin en büyük tutkusudur bir 'kadın'. kadın 'güzellik'tir, 'anne'dir, 'derinlik'tir, kimi zaman sığınılası bir liman, kimi zaman fethedilesi gizemli bir kıta, kimi zaman aşılması gereken bir okyanustur kadının varlığı. vücudu ise, dünyadaki en kusursuz sanat eseridir. hiçbir sanatçı, aşık olduğu kadınla sevişirken duyduğu memnuniyeti duymamıştır başyapıtlarından, emin olun. ve hiçbir sanat eseri, bir kadın varlığının güzelliğine ulaşamamıştır hala. hadi itiraf edelim. kadınlar için süsleniriz biz erkekler, kadınlar için güç gösterilerinde bulunur, göğsümüzü şişiririz. bir kadının onayı, pek çok kriterden daha değerlidir pek çoğumuz için. hadi çıkarın bilinçaltınızda rahatsızlık verip duran gerçekleri: kadınlar, ifade edilenden çok daha değerlidir!
artık eminim ki, fahişelikle suçladığı kadınlara değildi aracına bindiğim taksicinin öfkesi: o kadınların hayatlarındaki erkeklere kızıyordu o! kendisi o yaşlardayken yaşamak isteyip yaşayamadığı anlara sahip oldukları, güzel kadınlara sarılabildikleri, kendilerine gülümseyen bir kadını öpebildikleri için. gerçekleşmeyen arzularını yaşayabilenlereydi onun öfkesi. ve yaşayamadığı aşkları anımsadıkça öfkeleniyor, çarşaflara sarılmamış bir kadın görmeye dahi tahammül edemiyordu. tutunacak son dalı da elbette ki 'namus' maskesiydi, yaşayamadıklarını bir anlama bürümezse, yaşayamazdı ki!
biraz dekolte görüp de öfke nöbetlerine tutulanlar, namus kavramını hayatının en önemli kavramı haline getirip ahlak bekçiliğine soyunanlar, bekaretle kafayı bozup 'ısırılmış elma istemem' diye tutturanlar... bilin ki ne dekolte giyinen kadına öfkeleniyorlar aslında, ne de 'elmaya'. onların katlanamadıkları, elmadaki diş izlerinin sahibi... gençliklerinde bir kadına yanaşabilselerdi, bilin ki onlar da öğrenirdi kadının güzelliğini, ilişkilerin anlamını, sevişmenin hem çok normal, hem de çok kutsal bir 'tekleşme' hazzı verdiğini... ve bir insanın hayatından birkaç insanın geçmesinin işin normali olduğunu idrak edebilirlerdi.
ama edemiyorlar.
çünkü hala tabularımız içinde boğuluyoruz hepimiz, ve başımızı çamurdan çıkartıp nefes almak yerine, dibe çökmeyi tercih ediyoruz. ne de olsa çamurlu bir suyla boğuşmak zordur kendini bırakmaktan.
ve ahlak bekçiliğiyle ahkam kesmek, bin kere daha kolaydır, 'insan' olmaktan.. (itü sözlük - haşmet asilkan)
kobra
elvan dalton üstadımızın bir güzel şarkısı. ironide tavan yapmış bir şarkı. bir bilen bir de bilmeyen pişman.
sözlerini de yazayım tam olsun.
değirmenin oluğu gız nerden alıyon soluğu değirmenin oluğu gız nerden alıyon soluğu oğlan geçmiş karşıya da uzatıyo boruyu
nakarat: tut kobranın başını sor bakalım yaşını onsekizini geçiyorsa çevir aşağı başını
kobra durmaz yuvada zıp zıp zıplıyo burada öyle bir avrat arıyo ki bacakları havada
nakarat: tut kobranın başını sor bakalım yaşını onsekizini geçiyorsa çevir aşağı başını
not: kopi peyst degil alın teri. (nacizane sözlük - bosanac)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|