Devlet, 12 Eylül'le birlikte siyaset alanını, sola, sosyal
demokratlara ve demokrasi güçlerine kapatmak için elinden gelen her türlü
yönteme ve uygulamalara başvurdu. Sola ve demokrasi güçlerine kapatılan siyasal
alan, gericiliğin, etnik milliyetçiliğin, siyasal İslamın ve neo liberal
politikaların egemenlik kurduğu zemin haline getirildi. Bugün itibariyle, güçlü
bir toplumsal desteğe sahip sol bir seçenek maalesef yok. Fakat birçok sol
seçenek var. Hepsi kendi dünyasında, en doğrusunu yapıyor ve kendi aralarında
barışık değil. 12 Eylül darbesinden sonra 28 yıl geçmiş olmasına rağmen, solun
ve sol politik çözüm önermelerinin toplumun adresi haline getirilmemesinin
sıkıntısını yaşıyoruz. 12 Eylül sonrası solun birlik/güç birliği arayışlarının
hikayesi Kuruçeşme'den beri hep gündem de olmuştur. Solun toplumsal kesimleri
kucaklayacak siyasi seçenek üretememe halinin devamı, sol siyasette savrulmaları
ve örgütsel zayıflamaları birlikte getirdi. Bunun sonucu olarak, sol politik
çözüm projelerin, toplumun gündelik hayatına girememesini ve solun ve sol
politikaların toplumsal bağlarındaki kopuşun giderek artmaya başladığını
biliyoruz.
Emek ve sermaye eksenli politik mücadele deneyleri ve
tecrübeleri üzerinden yükselen solun, emek-sermaye eksenli politikaların yanına
yerleşen yeni toplumsal hareketler (çevre, feminizm, nükleer karşıtı mücadele,
vb), laik-anti laik ve kültürel kimlik ekseninde gelişen yeni politik mücadele
alanlarına hazırlıklı olmadıklarını gözlemledik. Sol partiler tarafından göz
ucuyla bakılan yeni politik örgütlenme zeminlerini ve bu zeminlerde yaşanan
sorunları ve sorunların mağdurlarını ve onların hikayelerini bir araya
getirememiştir. Herkes kendi hikayesi etrafında örgütlenmeyi tercih eden bir
mücadeleyi benimsedi.
Her kriz döneminde arayışa giren sol, genellikle daha
tecrübeli olduğu ve ilk can simidi olarak tanımladığı "birlik tartışması",
"güç birliği", "blok hareketi" ya da bugün ifade edilen adıyla
"Çatı Partisi" ile solun yeniden seçenek üretmesini tartışıyor.
Son dönemlerde sadece DTP, SDP ve EMEP merkezli olarak
gündeme gelen çatı partisi tartışmaları, solun kendi kadrolarıyla sınırlı ve dar
bir zeminde ele alınmış. Çatı partisi ihtiyacı karşımıza yine, tartışmayı
başlatanların ihtiyacı üzerinde şekilleniyor. Kürt siyasal oluşumu ile Türk
siyasal oluşumlarından bazı partilerin bir "Çatı Partisi" nde bir araya
gelme ihtiyacının gerekçesi oldukça zayıf. Mevcut gerekçeler aslında sorunun
sebepleriyle yüzleşmemizi de engelliyor. Örneğin sol, son 10 yıldır siyasal
alanda, Türkiye'nin toplumsal, siyasal, sosyal, demokratik ve ekonomik sorunları
karşısında solun çözüm programı üretmek yerine, siyasette pragmatizmi her
kritik dönemde başvurulan bir yol haline getirmiştir. Solu kurtaracak
olan pragmatizm ve bu niyetle ortaya konulan projeler değil, solun ve sosyal
demokratların, Türkiye'ye acil olarak sunmak zorunda olduğu solun
toplumsallaşmış çözüm politik programı'dır.
Çünkü toplumsal kesimler tarafından, Türkiye'de mevcut
sorunların çözümü için acil olarak bir çatı partisi arayan bir talebi yok.
Toplumsal kesimlerin ve solun acil olarak ihtiyaç duyduğu husus, "nasıl bir
Türkiye istiyoruz" sorusuna cevap aramak olmalıdır. Türkiye'deki tüm
toplumsal kesimleri, emek, özgürlükler, bireysel/kolektif temel haklar, sosyal,
eşitlik ve barış eksenli yeni bir siyaset projesiyle ve demokratik çözüm
programıyla, solun nasıl bir Türkiye istediğini, yurttaşla birlikte yurttaşlara
anlatabilmesi gerekir. Ancak toplumsallaşmış ya da toplumsallaşmaya açık bir
politik çözüm programı ve proje üzerinde partileşme sağlıklı olur.
Çatı partisi ihtiyacına dair ileri sürülen gerekçelerin
hiçbiri yeni bir önerme değildir. Solun önemli ve öncelikli sorunu "Çatı
Partisi" değil, toplumsal gücü ve Türkiye'nin sorunlarına çözüm programını
açığa çıkarmaktır. Yani siyasetin ve sol politik çözüm projelerin
toplumsallaşmasının önemli ve öncelikli olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar
"Çatı partisi" tartışmalarında ifade edilen ve yazılanların, Kürt sorunu ve
Kürt siyaset ekseninin daha dominant konumda olduğu siyasi projesinin
güçlendirilmesi olarak okunuyor. Bu önerme ve yaklaşım biçimi bir Türkiye
projesi olmaktan uzak, daraltıcı, eksik ve yanlış bir yaklaşım. Kürt sorununun
çözümü için "Çatı Partisi" kurmak yerine, tüm kimlik sorunlarını, emek ve
özgürlükler sorunun kapsayan sol-sosyal demokrat bir kitle partisini toplumsal
destek ve program üzerinden kurmak gerekir.
Toplumsal destek açısından erozyona uğramış solun, kitlesel
cari açığını çatı partisi ile değil, siyaseti toplumsallaştırarak sağlayabilir.
Bunun içinde Türkiye'ye sol ve sosyal demokrat kimlikli bir siyasi projeye
ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yani solun projesi sadece % 5 ya % 7'lik bir
toplumsal kesim için değil, tüm toplumsal kesimleri kucaklayan bir siyaset
anlayışına ihtiyacı vardır.
Türkiye'de yeni bir sol-sosyal demokrat kitle partisine
ihtiyaç olduğu kanısındayım. Toplumsal kesimlerinde böyle bir arayış içinde
olduğunu biliyoruz. Yani geniş kesimleri kucaklayacak sol kitle partisine
ihtiyacı vardır. Halkın en büyük özlemi solun, sosyal demokratların, Alevilerin,
Kürtlerin ve yeni toplumsal hareketlerin en geniş biçimde yan yana gelebilmesi
yönündedir. Muhafazakarlığa, gericiliğe, siyasal İslama, milliyetçiliğe, neo
liberalizme ve statükoculara karşı Türkiye'nin güçlü bir sola, solun ise ortak
akıla, ortak programa, ortak projeye, ortak eyleme ve tek sol seçenek sunacak,
sol ve sosyal demokrat kimlikli partiye ihtiyacı vardır. Ancak eşitler arasında
bir üstünlük yarışı olmadığı zaman, Aleviler sol ve sosyal demokrat kimlikli
projenin içinde yer alabilir. Örneğin, solun ve sosyal demokratların 2009 yerel
seçimler öncesi çatı partisi tartışması yerine, sağın rantçı, sadakacı, cemaatçi
ve özelleştirmeci yerel yönetim anlayışına karşı, solun katılımcı, sosyal,
demokratik, şeffaf, insan ve emek odaklı yerel yönetim anlayışını göstererek,
seçim sürecinde toplumsallaşmayı hedeflemeye başlıyabilir.
Sol toplumsal kesimlerle arasındaki örgütsel mesafeyi
kapatmak için, sol siyasetin insanla, onun öz değerleriyle, hoşgörüyle,
toleransla, eşitlikle, dayanışma duygusuyla, halkların kardeşliğiyle, emek
hakkıyla, insan haklarıyla, barış ve özgürlük gibi evrensel değerlerle
buluşmasının yollarını aramalıdır. Siyasal alanın ve Türkiye'nin solun lehine
değiştirmek için, solun kendi dilini, örgütlenme ve siyaset yapma tarzını
değiştirmesi, geliştirmesi ve toplumsallaştırması zorunludur. Mevcutların
aritmetik toplamı üzerinden bir çatı partisi kurmak, solun toplumsallaşmaması
krizini çözmüyor.
Solun yeni siyaset alanlarını iyi tanıması, anlaması ve
alternatif çözümler sunması gerekiyor. İşçileri fabrikada çıkarıp, işsizliğe,
yoksulluğa mahkum eden anlayışla, dini camiden, askeri de kışladan çıkarıp sivil
siyasete eklemleyen sürecin ilişkilerini iyi kurmak gerekir. Alevilerin
varlığını küçümseyenlerin, bugün 100 binlerle AKP karşıtı mücadelenin içinde yer
almasını, Alevileri solun önemli dinamiği olarak görmesi önemli bir gelişmedir.
Bunun önemi ise ancak, solun Alevilerle buluşmasının sağlayacak siyasal projenin
ve programın içeriğine ve vizyonuna bağlıdır.
Yani sol sadece siyaset üzerindeki ittihatçı
(asker-bürokrasi) vesayete daha yüksek sesle itiraz ederken, siyaset ve
toplumsal yaşam üzerindeki tarikatçı (Diyanet ve Din İşleri Yüksek Kurulu –
siyasal İslamın MGK'sı) vesayete karşı sesi kısık çıkmamalıdır. Özgürlükten,
eşitlikten, barıştan, emekten, demokrasiden ve özgürlükçü laiklikten, insan
merkezli sivil siyaset hakkı için, siyasi alan üzerindeki ittihatçı ve tarikatçı
işgale karşı çok kültürlü sol ve sosyal demokrat bir siyaset kültürünü yeniden
açığa çıkartmak zorunlu bir görev olarak önümüzde duruyor. Bunun içinde solun,
siyasetin Ortodoks yorumundan ve bağlılığından kurtulup, siyasetin
heterodokslaşmasına katkı sunması gerekir.
Ancak o zaman, neo liberal, gerici ve ırkçı politikaların
mağduru olan toplumsal kesimlerin acılarıyla baş başa kalmaları ve sadece kendi
acısı için umudu örgütlemeleri yerine, bu ülkenin diğer acılılarıyla buluşmasını
siyasal alanda başarabiliriz. Yani ezilenlerin ve mağdurların hikayelerini aynı
kitaba yazmalarını, okumalarını ve okutmalarını sağlayabiliriz.