"BİZİM KABEMİZ ABD" DİYENİN, "KABESİ
İNSAN" ALEVİYE SÖZÜ GEÇMEZ.
Turan Eser
Siyasal İslamcı, dinci Milli
Gazete'deki köşesinde, Aleviler hakkında iftira ve hakaret dolu bir yazı kaleme
almış. Kendi zalimliğini örtmeye çalışan Mehmet Şevket Eygi'nin, 13.09.2008
tarihli yazısının içeriği, fikirsel ve düşünsel zenginlik içerseydi, saygı
duyup, arşive konulurdu. Fakat yazı iftira, hakaret, yalan ve çirkinlik kokuyor.
Örneğin yazıda şu sözler var; "Derin devlet ve Ergenekon gibi çeteler,
Sünnîleri ezmek, baskı altında tutmak için Alevîleri kullanıyorlar. Devletin çok
önemli, çok hayatî, çok yüksek kurumlarında Alevî kadrolaşma yapıldı." "Alevi
derneklerine devlet gizlice yardım yapıyor." "İki yüzlü kriptolar...
Casuslar... Ajanlar... Provokatörler."
Bu nedenle yazının üzerine
sifonu çekmeden, zırvalığını boşa çıkarmak ve bu zatın akıl ve ruhunu besleyen
referanslarını kamuoyuna aktarmak ve orta yere koymak sanırım farz olmuştur.
Kendisini bir "Ehli Sünnet,
Müslüman" olarak tanıtan Mehmet Şevket Eygi'yi biz Aleviler iyi tanıyoruz.
Ne kadar "Müslüman", ne kadar "Amerikancı" olduğunu iyi biliyoruz.
Tarih bilgimiz zannettiği kadar zayıf değildir. Alevilere yönelik mesnetsiz
görüşler belirten bu zatın, çatışmadan beslendiğini hafızamızdadır. "Bizim
Kabemiz ABD, cihada hazır olun" diyerek, 16 Şubat 1969'da İstanbul
Beyazıt'ta 6. Filo'yu protesto eden 30 bini aşkın emekçiye ve öğrenciye karşı
saldırını ideolojik talimatını köşesindeki yazılarında nasıl verdiğini, tarihsel
belleğimizden hiç mi hiç silmedik. ABD uğruna "şehadet" yemini
yaptıranların, "Bizim Kabemiz ABD, cihada hazır olun" teraneleriyle, o
günlerde savaş çığırtkanlığı yapan kişinin, bugün Alevilere, yani kabesi insan
olanlara saldırması ve mesnetsiz iddialarda bulunması tesadüf değildir.
İçinde Alevilere karşı ne
kadar kin ve nefret varsa, bunu kusacak kılıf aramış. Yaşamı boyuncu bu ülkedeki
tüm farklı kimliklere, fikirlere, cumhuriyet projesine, laiklik ilkesine, çağdaş
hukuka ve sosyal devlet düşüncesine karşı şiddet ve çatışma üreterek pozisyon
tutmuş klinik vaka bir fikirle karşı karşıyayız. Şimdi fikri ile zikri
bütünleşmiş bu şahsın, mesnetsiz iddialarını ve zırvalıkları birlikte
irdeleyelim;
BU DİL SÜNNİ ARKADAŞIMIN,
KARDEŞİMİN DİLİNE HİÇ BENZEMİYOR!
Mehmet Şevket Eygi iddiaları
şöyle. "en fazla Sünnî Müslümanlara zulm edilmiştir, bütün medreseleri
kapatılmıştır. Çoğu cami olmak üzere on bine yakın Sünnî vakıf binası yok
edilmiş" Sünnîlerin Ezan okuması yasak edilmiştir." diye sıraladıktan
sonra, bize soruyor. "Bunca zulüm yapılmışken birtakım adamlar hâlâ devlet
Sünnîdir, Alevîlere baskı yapılıyor diyor. Bunlarda hiç akıl ve insaf yok
mudur?"
Daha da ileri giderek,
"Derin devlet ve Ergenekon gibi çeteler, Sünnîleri ezmek, baskı altında tutmak
için Alevîleri kullanıyorlar. Devletin çok önemli, çok hayatî, çok yüksek
kurumlarında Alevî kadrolaşma yapıldı." "Alevi derneklerine devlet gizlice
yardım yapıyor." "Sivas hadiseleri söz konusu olunca korkunç gürültü
kopartıyor, konu Başbağlar katliamına gelince tek laf etmiyor"
İddiaları bu. Yani
"kargalar bile güler" türünden. Dolaysıyla ruhsal ve zihinsel özürlülüğün
yarattığı bir ideolojik ürün olan bu iddialarla, aslında neyi gizlediğini ya da
örtülmeye çalışıldığını açıklamak gerekir. Bu zatın görevi ortalığa yalana ve
iftiraya dayalı bilgi aktararak ve çatışma üretmektedir. Yazısını zahmet edip,
okuyan herkes görecek ki, yazının dili dostça değil, kibar değil, akademik hiç
değil. Tarihsel bilgi fakiri bir dille kaleme alınmış. Kin, kibir ve ukalalık
kokan bir dil. Çatışma dili.. farklı kültürlerin ve inançların kardeşliğine kin
ve nefret tohumu eken bir dil. Yazarın dili tekçi, asimilasyoncu ve diktatör
dili … Nezaketten uzak bir dil.. bu dil Sünni kardeşimin dili de değil..Daha çok
"kabesi ABD" olanın diline benziyor. Bize ise bu dilin ne kadar zararlı
olduğunu anlatmak ve iddiaların mesnetsin ve iftira olduğunu belgelemek kalıyor.
HERKES BİLGİSİZ OLABİLİR,
İFTİRA ATABİLİR AMA TARIHSEL BELLEK, RESMİ VERİLER VE GÜNDELİK YAŞAMIN GERÇEĞİ
ORTADAYKEN BUNLAR FASA FİSO OLARAK ORTADA ÇIPLAK KALIR.
Bu ülkenin tarihi konusunda
sınırlı bir bilgiye sahip olan kişi bile, Osmanlıdan bugüne kadar süregelen
sistemin ve devlet yapılanmasının Türk İslam sentezi (Sünni-Türk) ekseninde
olduğu bilir. Bunu gizli değil, resmi ve açıktan, yani alenen yapıldığını
ilköğretim öğrencisi bile bilir. Hem de ilköğretim 4. sınıftan itibaren
zorunlu olarak öğretilen Sünni din dersinden bilir. Şimdi bu zatın yukarıda
aktardığımız yalan ve iftiralarını kelime kelime çürütecek cevaplarımızı
sunalım.
"SÜNNİLER İNANÇSAL BASKI
GÖRÜYOR"
İddia yalan kadar büyük.
Osmanlıdan bugüne kadar süren gelen katliamlar ve imha politikalarının adresinde
ikamet etmişleri tanımayan bir iddia bu. Bu iddia, Yavuzdan beri Alevilere ve
Gayri Müslimlere mezar olmuş bu topraklarda, hangi resmi inancın iktidarı
döneminde, bu dinsel ve inançsal ayrımcılığı gerçekleştiğini bilmeyecek bir
cehaletle yazılmamış ise, o zaman tarihsel çarpıtmalar tercih edilmiş.
Asırlardır Anadolu'da Alevilere yönelik katliam ve yok etme üzerine kurulu Sünni
egemen tarihi gizlemenin boş bir çaba olduğunu herkes bilir. Çünkü 16. yüzyıl
katliamı, öncesi ve sonrası tarihsel süreçte, toplumsal hafızalarımıza
nakşedilmiş yaraların Aleviler ve Gayri Müslimler vicdanında olduğunu herkes
bilir. 6-7 Eylül, Çorum, Maraş, Sivas, Malatya, Gazi, Tokat ve Dersim gibi
Alevilerin yoğunlukla yaşadığı yerlerde kitlesel katliamların adresinde Aleviler
yaşıyordu.
Yazarın gericiliğe ve şeriata
dayalı dinsel ve ideolojik despotluğunu masum göstermek içinde, savunduğu tarih
anlayışı, ters yüz edilmiş, çarpıtma üzerine kurulmuş uyduruk bir tarih
bilgisidir. Yazar yalan ve iftira üzerine kurulu yazısında, Osmanlıdan günümüze
kadar, inancından dolayı Sünnilere yönelik tek bir imha ve katliam örneği
sunamaz. Zalimlerin sık sık başvurduğu yollardan birisi, zalimliğini örtmek için
"mağdur edebiyatı" yaratmaktır. Rolleri değiştirmeye kalkmaktadır.
Türkiye'de siyasal İslamcıların her ortamda ve sıkıştığında başvurdu yollardan
birisi olduğunu Türkiye çok iyi biliyor. Eğitim adı altında, cihad için mücahit
yetiştirenlerin, iktidar olunca nasıl mütahit olduğunu herkes iyi biliyor.
"Yardıma muhtaç" adı altında insanların dini duygularını istismar eden siyasal
İslamın küresel soyguncularını Türkiye tanıyor. Yazar, Deniz Feneri soygunu
yazmıyor. Kuran kursu aldı altındaki soygun ve çocukların ölümüne sebep olan
yasadışçılığa dokunmuyor.
CAMİLER VE MEDRESELER YOK
EDİLMİŞ YALANI
Mesele bu ülkede yaşayan her
Türkiye Cumhuriyet vatandaşı, bilir ki, ödediği verginin önemli bir kısmı
sadece ve sadece Sünni inancın yaşatılması, tanıtılması, kabul ettirilmesi,
güçlenmesine ayrılır. İslamcı yazar Mehmet Şevket Eygi iddiaları arasında yer
alan, "bütün medreseleri kapatılmıştır. Çoğu cami olmak üzere on bine yakın
Sünnî vakıf binası yok edilmiş" cümlesinin her bir kelimesini, Türkiye'de
Sünniliği resmi olarak yayma ve dayatma kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının
resmi verilerinden aktararak çürütebiliriz. Osmanlı döneminde cami ve
medreselerin sayısı 10 bini bulmuyordu. Ama "laik" cumhuriyet Türkiye'sinde
Sünnilerin ibadet yeri olan cami ve mescitlerin sayısı 1971 yılında
42.744 iken bu sayı 2008 yılında 90 bini aşmıştır. Sadece
2007 yılı içinde 1855 cami yapılmıştır. Bu da yetmemiş, Başbakanlık Toplu
Konut İdaresi Başkanlığı`nın (TOKİ), cami sayısının eksikliğine kanaat
getirmiş olacak ki, o da ayrıca 400 civarında cami yaptırdı. Başbakanı
İmam hatip kökenli olan bir ülkede, başbakanlığa bağlı bir kurumunda, imam
telkini ile dinsel yatırım yapması kadar doğal bir şey olamaz diye
düşünebilirsiniz. Ama bunun "laiklik" adına ve "cumhuriyet" adına yapılması ise,
bu kavramlarının içeriğinin ne kadar boşaltıldığını bize gösteriyor.
Ayrıca 1970 yılında 24 bin
İmam devletin memuru olarak görev yaparken, 2008 yılında bu sayı
112 bine çıkmıştır. İmamlarda Sünni olduğuna göre devletin maaş verdiği ve
desteklediği tek din görevlisi, Sünnilerindir. Yani yazarın iddia ettiği gibi "Sünnîlerin
Ezan okuması yasak edilmiştir" ifade doğru değildir. 90 bin camide ezan
okuyan imam devletin maaşlı memurudur ve hepsi Sünni'dir. Hatta ezan okumaların,
megafonla Alevi mahallerine kadar ulaştığını kulağımızda hissediyoruz. Hatta
Sünni imamın, Alevi köylerine asimilasyondan sorumlu, misyonerler olarak
atandığını da bilen ve yaşayan tanığı durumundayız.
KADROLAŞMANIN PATENTİ SİYASAL
İSLAMCILARDA
Bu zatın bildiği, ama söz
konusu olunca sesinin kısıldığını bildiğimiz diğer bir mesele ise, devlet
bütçesinde en önemli payın Sünni inancı koruyan ve besleyen Diyanet İşleri
Başkanlığı'na ayrılmasıdır. Yazar istediği kadar inkar etsin, Sünni ulemanın ve
anlayışının egemenliği Osmanlıdan günümüze kadar süregelmiştir. Yazarın aksine,
Osmanlıdan günümüze kadar Sünnilik dışında hiçbir inanç grubu merkezin eşitlik
muamelesine maruz kalmamıştır. Bu ülkede devlet desteğiyle resmileşen Kuran
kursları sayısı 12 Eylül 1980 darbesinde 2610 iken, Alevilere, solculara ve
aydınlara karşı din adamı yetiştirmek için, kuran kursu sayısı tırmanarak, 2008
yılında 7036'ya ulaştı.
1950'li yıllardan itibaren
İmam Hatip okullarından, İlahiyat Fakültelerinden Sünnilik eğitimi alarak mezun
olan 2 milyon eğitimli din kadrosu oluştu. Bugün halen 456 İmam Hatip
Lisesinde yaygın eğitim sürmekte ve her yıl yeni mezunlar vermektedir. Milli
görüşün arka bahçesi olan bu 2 milyon üzerindeki mezunların yaklaşık 500 bini
başta Diyanet İşleri Başkanlığı, Din dersi Öğretmenliği olmak üzere, devletin
farklı kamu birimlerinde görev yapmaktadır. Durum böyleyken, yazarın
"devletin çok önemli, çok hayati, çok yüksek kurumlarında Alevi kadrolaşma
yapıldı" iddiası tamamıyla bir yalan ve çarpıtmadır. Yani devlet
bürokrasindeki Sünni siyasal İslamcı kadrolaşmayı örtmek ve gizlemek amacı
taşımaktadır. 1950 yıllardan başlayarak, devletteki Sünni kadrolaşma, AKP
hükümeti döneminde en tepe noktasına ulaşmıştır. Artık Türban, Sünnilik, Milli
görüşçülük, kadrolaşmanın pin kodu halini almıştır. Kamudaki en derin ve yaygın
kadrolaşmanın dinci eksen üzerinde gerçekleştiğini ve hatta bunu daha da ileri
giderek, özerk kurumlar olması gereken, YÖK, TÜBİTAK, BDDK, SPK, RTÜK ve Rekabet
Kurulu gibi kurumlarında yasalarını değiştirip tek tipleştiren ve kadrolarıyla
AKP'leştiren dinci kadrolaşma yaşanırken, kamuda, okulda, işyerinde, sokakta
Alevi olduğu için dövülen, ayrımcılığa maruz kalan Alevileri, "devletin en
önemli kurumlarında kadrolaştılar" görüşü palavra olduğu kadar, iftira ve
dinci kadrolaşmayı örmeye çalışan sinsi bir yaklaşımdır.
Tarihin ve rakamların dilinden
gerçekleri okumaktan aciz olanların, başka bir gezegenden görüş bildiriyormuş
gibi, köşesinde gerçekle yüzleşme yerine onu çarpıtmayı tercih etmesi asla kabul
edilemez ve cevapsız bırakılamazdı.
DEVLETTEN EKONOMİK DESTEĞİ VE
DİNSEL HİZMETİ ALAN SÜNNLİKTİR.
Her Türkiye cumhuriyeti
vatandaşı vergi ödemesine rağmen, Cami dışında kalan, Cemevi, Kilise, Sinagog ve
Havra gibi ibadet yerlerinde hizmet veren dedeler, papazlar, rahipler devletten
maaş almaz ve laiklik ilkesi açısından maaş talep etmez. Alevilerin yazardan
farklı düşündüğü hassas konu, laiklik karşısındaki tutumudur. Yani Aleviler
devlet eliyle din ve dindar üretmeyi, vicdana müdahale ve laikliğe karşı bir
girişim olarak görürken, yazar devlet eliyle beslenmiş ve buna tek bir itirazı
olmamış ve bundan nemalanmış bir inancın üyesidir. Aleviler devletten destek
almamaktadır. Alevilerin alın terinden ve emeğinden artırdığı çocuğunu süt
hakkına bile, değişik kalemler altında vergi diye zorla alınıp, dinsel
tekçiliğin Sünni-Hanefilik ekseninde beslendiği gerçeği ortadayken, yazarın
hayal ürünü ve fantezisi karşısında pes etmemek mümkün değil.
DERİN İLİŞKİMİ ARIYORSUNUZ ? O
ZAMAN AYNAYA BAKIN, GÖRDÜĞÜNÜZ SİZE FİKİR VEREBİLİR.
Yazar Alevilere öyle bir
iftira atıyor ki, bu ülkede tek talebi ve özlemi, eşitlik, barış, çağdaşlık,
demokrasi, hukuk, laiklik ve cumhuriyet olan Alevileri, hatta bu taleplerinden
dolayı derin devletin mağduru olan Alevileri, "Derin devlet ve Ergenekon
gibi çeteler, Sünnîleri ezmek, baskı altında tutmak için Alevîleri kullanıyor"
diyerek aynı karede görmesi ideolojik yaklaşımdır. Alevileri potansiyel
"derin devlet" ve "çeteler" işbirliği içinde göstererek, ittihatçı ve
tarikatçı çatışmanın içine çekme amacı taşıyan bu tuzağı Aleviler iyi tanır. O
nedenle Aleviler tarikatçı ve ittihatçı bir çatışmanın yanında değil, hukukun
evrensel değerlerine, laikliğe, insan haklarına ve demokrasi mücadelesine katkı
sunan bir zeminde yer alırlar. Alevileri tanıyan herkes bilir ki, Aleviler derin
devletin her rengine de karşıdır. Derinin ve karanlığın dincisine de,
sağcısında, ulusalcısında karşıdır. Madımak'ta dinci derin devletin, Gazi'de
ulusalcı derin devletinin mağduru olan Alevileri, yasa dışı çetelerle bir arada
gösterenlerin kendileri, ABD'nin derin çeteleridir. 1969 yılında . "Bizim
Kabemiz ABD, cihada hazır olun" diyerek ABD için "Şehadet" yemini
yapanların, önce ABD'yi neden "Kabe" ilan ettiğini, ABD için neden
"şahadet" yemini yaptıklarını ve bunlar karşısında hangi gizli ve derin
ilişkilerin içinde bulunduklarını açıklamalıdır. Alevilere iftira atanların,
önce aynada kendilerine bakması gerekir.
Mehmet Şevki Eygi, Kanlı Pazar
öncesi Bugün gazetesindeki yazısında ABD için cihad çağrısını şöyle yapıyordu:
"Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında
topyekün bir savaş kaçınılmaz hale gelmiştir... Müslüman kardeşim, sen bu
savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tesbihimi çekerim, etliye
sütlüye karışmam deyip de zulüm edenlerden olma, gözünü aç bak... "Komünizm
küfrüne karşı derhal silahlan. İslam'da askerlik ve cihad ihtiyâri değil,
mecburidir… Cihad eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik
şerefini kazanır... Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan
devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar" diyen zat bu ülkeyi çatışma ve
kutuplaştırma ortamına çeviren, asıl baş provokatörün ta kendisidir. Bu zihniyet
sonraki yıllarda kendisini Maraş katliamında, Çorum katliamında, Madımak ve gazi
katliamında göstermiştir.
SEN 1969 KANLI PAZAR'INDA
KİMİN "DERİN"İYDİN?
Mister Mehmet Şevket Eygi,
Nurcu cemaatinin üyesi ve Zaman gazetesinin kurucuları arasında yer alan aynı
zamanda 16 Şubat 1969 yılında, ABD'nin 6. filosuna "defol" diye
bağımsızlık mücadelesi veren solcu gençlere yönelik saldırılarının baş
tahrikçisi ve provokatörü siz değil miydiniz? Fettulhah Gülen'le birlikte, o
dönem Amerika'nın maddi ve ideolojik desteğiyle kurulan Komünizmle Mücadele
Derneği'nin üyesi siz değil miydiniz?. "Tam Bağımsız Türkiye" ve
"İstanbul Amerikan genelevi, Türk kızları Amerikan cariyesi olamaz" diyerek
ABD karşıtı mücadeleyi başlatan, Deniz Gezmiş'lere karşı, "ABD'yi kabe"
ilan edip, ABD için "şehadet" çağrısı yapan ve kardeş kanı döktüren sizin
savunduğunuz zihniyet değil miydi? Mükafat olarak, 8.3.1969 tarihinde, 350.000
US-Doların, CommerzBank A.G. Jurnalist M.Şevket Eygi, adına olan 86473/4936
hesabına yatırıldığını gazeteler yazmadı mı? Bu bilgiler orta yerde dururken,
Alevileri "derin ilişkilerin" tarafı göstermek, ancak sizin gibi baş
provokatörlere daha uygun değil mi?
MADIMAK VE BAŞBAĞLAR KATLİAMIN
SADECE İMHACI FİZİKSEL SORUMLULARI DEĞİL, İNKARCI İDEOLOJİK SORUMLULARIDA AÇIĞA
ÇIKARILSIN
"Alevi derneklerine devlet
gizlice yardım yapıyor."
"Sivas hadiseleri söz konusu olunca korkunç gürültü kopartıyor, konu
Başbağlar katliamına gelince tek laf etmiyor"
Mehmet Şevket Eygi'nin iftira,
yalan ve uydurma fikirleri, günümüzün şeriatçı basın ve medyası için nasıl
"farz ve sünnet" olarak kabul ediliyorsa, bu zat içinde durum aynıdır. Alevi
derneklerine devletin gizli desteği olmamıştır. Aleviler şeffaf olmayan,
demokratik olmayan, hukukla bağdaşmayan ilişkilerin içinde olmaz. Alevilerin ne
misyoner eğiten ve kaynağı belli olmayan eğitim kurumları yoktur. Alevilerin
halkı soyan deniz fenerleri yoktur. En önemlisi Alevilerin, siyasal İslamcılar
gibi "AŞAĞIDAKİNE DİN İMAN, YUKARDAKİNE HAN HAMAM"
hedefi yoktur.
Mehmet Şevket Eygi belli ki
Alevi toplumun ve aydınlarının Başbağlar konusundaki açıklamalarını okumamış ve
dinlememiş. Aleviler şiddetin her türlüsüne, canlı ve cansız tüm varlıklara
karşı kıyımın karşındadır. İnanç farklılığını bir ayrım olarak görmez. Madımak
katliamında katledilende bizim canımızdır, Başbağlar'da katledilende.. Her ikisi
için acı duyarız. Mehmet Şevket Eygi'nin kafasının araksında duran "sizin ve
bizim" hesabı yapmayız. Hepsinin bu ülkenin kaybı olarak görür ve öyle biliriz.
Biz Madımak, Başbağlar, Gazi, Maraş, Çorum, 6-7 Eylül ve 1969 Kanlı Pazarın
üzerine gidilmesini, tür suçluların açığa çıkarılmasını talep ediyoruz.
Başbağlar vahşetini, Madımak vahşetini de kınıyoruz. Burada çağırıyoruz, her iki
katliamın üzerine gidin, aydınlığa kavuşturun diyoruz. Katliamların sadece
fiziki kısmını değil, fikri kısmını organize edenlerde ortaya çıkarılsın!
Onca yazıda tek bir doğru söz
etmiş bu zat "Alevîlerle Sünnîleri birbirine düşman etmek isteyenlerin hepsi
de bilerek veya bilmeyerek vatan hainidir."
Kendisine önerim aynaya bak ne
göreceksin…