Artık bir şeyler değişiyor...  
Anasayfa Künye Reklam Arama
Haberler Video Haber RH+ Röportaj Yazarlar
 
 

Çok Okunanlar
Devamını Oku Hatırlıyorum demek ki hep vardım
Devamını Oku Aradaki '7 fark'ı göster bana Efes Pilsen
Devamını Oku Bir Zabıta Dayağıyla Ölüm Eksikti, O da Oldu
Devamını Oku Kanada'da Meteor Paniği
Devamını Oku "Devlet Destek Verir Sandım"

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Artemis'ten Ilgın Sönmez'le söyleşi
Devamını Oku Hepsi Grubu Dağılıyor mu?
Devamını Oku Bir Zabıta Dayağıyla Ölüm Eksikti, O da Oldu
Devamını Oku Aradaki '7 fark'ı göster bana Efes Pilsen
Devamını Oku Genelkurmay'dan 'Alevi' açıklaması

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu


Anasayfa> Umur Talu - Sabah> Ozan'ı Kim Öldürdü
 Ozan'ı Kim Öldürdü

Umur Talu




Bir yılı da geçmiş.
26 Haziran 2006'da Dipsiz Kuyu'nun başlığı "Ölmesinler diye" idi.
Ama Ozan öldü.
"SSPE'li çocukları sistem tarafından gizlice ölüme terk edilen, sessiz çığlıklarını duyuramayan anneler"i, o annelerden Gülsüm Hanım'ı, 13 yıl boyunca "sistemin vurduğu" evladı için verdiği mücadeleyi yazmışım.
14 yıl olmuş sonunda.
Sonunda Ozan veda etti.
Gülsüm Çakır aslında hiç pes etmemişti.
Varlıklı ailesi o mücadelede yoksullaştı.
Baba, artık nasıl duygularla ise, çoktan pes edip hasta evladından uzaklaşmıştı.
Gülsüm Hanım, kendi evladı, Ozan'ı için verdiği mücadeleyi benzer durumdaki tüm aileler için de bir umut haline getirmişti. Yıllar boyu, hem de devletin, Sağlık Bakanlığı'nın, eksik veya yanlış doz "kızamık aşısı" uygulaması yüzünden, uyarılara kulak asılmaması yüzünden, yüzlerce çocuk "SSPE" denen hastalığa yakalanmıştı.
Konuşanlar konuşamaz olmuş, yürüyenler yürüyemez hale gelmiş, pırıl pırıl zeka fışkıran niceleri hayattan kopmuştu.
O kadar ki, misal İzmir'de bir aile, oğullarını hastalığa kaptırmış, SSPE pençesinde kıvranan kızlarını kurtarmak için çırpınır olmuştu.
İşte Ozan da öyleydi.
Annesi de öyleydi.
Çok şey kaybetmişler, sonunda bir "kondu" evde birbirlerine ve diğerlerine sarılmışlardı.
Destek olmak, destek bulmak, destek almak için dernek bile kurmuşlardı.
"Direnme gücü ile dayanışma aşkı"nı hayatın manası kılmışlar, "demokratik, laik, sosyal hukuk devleti"nin vurdumduymazlığının tüm yükünü de ana, baba yüreklerinin ve omuzlarının üstüne almışlardı.
O kadar ki;
Bir ses duyurma, protesto girişimi sonunda, yani "eylem" döneminde, "Denetim Devleti", onları "Dernekler Yasası"na dahi aykırı bulmuş...
"Önlenebilir ölüm"ü önleyemeyen, o bir yana müsebbibi olan "Devlette devamlılık", umutlarına, direnme güçlerinin narin örgütlenmesine dahi mühür vurmuş, suç da isnat etmişti.
Tabii, mümkündü ya, belki "milletin bölünmez bütünlüğü"nü parçalarlar, belki "Anayasa'yı ilga" ederler, belki o kırgın ruhları, yorgun bedenleriyle "bir zümrenin, bir sınıfın egemenliği"ni kurarlardı!
Ben bunları izledim.
Anlattılar, aktardılar. Mühür, dava aşamalarını bildirdiler ama olgunlukla bir sonuç beklediler.
Yazmamı da istemediler.
O sırada, neşeli, akıllı, hayat dolu bir çocukken 13 yaşında o "aşı tuzağı"na düşürülen Ozan 14'üncü mücadele yılındaydı.
Bunu size de yazarken gözlerim doluyor, hem de utanıyorum ama, bilin...
Sabah'ın internet sitesinde bu köşe yazılarını, mekanik ve metalik de olsa, sesli dinlemek mümkün ya...
Bilgi İşlem Servisi, kıymetini Ozan'la daha iyi anladığım böyle müthiş bir iş yapmış ya...
Annesi geçen yılki "Ölmesinler diye" başlıklı yazıyı sık sık Ozan'a dinletiyordu.
Diyordu ki, "Bir bilseniz nasıl seviniyor. Size çok selam söylüyor."
Bir yıl önceki yazıda yer alan rakam, "Bu durumdaki 119 çocuğumuzu kaybettik" idi.
Ozan, 120 mi oldu, 121 mi; emin değilim.
Anladığım, Gülsüm Hanım, evladının ölümüyle, tüm hayat mücadelesinin sonuna geldiğini hissetmişti.
Ama, hem ona hem size, hala aynı durumdaki çocuğunu yaşatabilmek için Gülsüm Hanım ve diğerlerini örnek alan, onlarda güç bulan bir dernek üyesinin dediğini tekrar aktaracağım:
"Kendi evlatlarını düşünürken başka evlatları da düşünen, onlarla empati kuran bu insanlar benim kahramanlarım."
Ozan'ı çok mutlu eden o yazının sonunda demişim ki:
"Hayat ile ölüm arasında... Böyle bir kahramanlık da mümkün. Mümkün ve kutsal. Anne sevgisiyle yahut insanvicdanla. Hepinize iyilikler dileğimle çocuklar."
Eminim Ozan da, o mücadeleden kopup geride kalan SSPE kardeşleriyle vedalaşırken, içinden böyle bir şey demiştir!
"Devlet vicdanı" varsa, belki o da duymuştur.
Not: Ama vicdan sağır olmalı. Bakın Şanlıurfa'da, Ceylanpınar'a yığma taşınan, küçük yaşta ölüme dökülen tarım işçilerinin hesabını veren oldu mu? Yok. Dün ne oldu? Yine Urfa'da kasaya yığılan tarım işçileri, gübre kamyonu, çarpışma, ölüler, ölüler.



Umur Talu - Sabah

19.08.2007 12:15:13
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Umur Talu - Sabah Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 27.08.2007 00:38:49 - Biat Kültürü imiş
Devamını Oku 23.08.2007 13:47:43 - Baskıya Karşı Omuz Omuza
Devamını Oku 20.08.2007 12:41:22 - Yabancı Olduk Şimdi
Devamını Oku 19.08.2007 12:15:13 - Ozan'ı Kim Öldürdü
Devamını Oku 18.08.2007 09:53:22 - Hatamla Sev Beni!
Devamını Oku 16.08.2007 09:31:06 - Takas Odası
Devamını Oku 15.08.2007 08:44:03 - Ariflere Tarifler
Devamını Oku 14.08.2007 09:53:53 - Aslında Kuraklık Yoktu
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 5 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,80
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
Bilgisayar kullanıcılarına müjde
Bilgisayar kullanıcılarına müjde Microsoft'un yeni uygulaması antivirüs programı üreticilerini zora sokacak...
YouTube rekora koşuyor!
MSN Video geliyor
0,45 saniyede derlendi.