Milli Voleybolcu Tesettüre Girdi Gazeteler
                                            Artık bir şeyler değişiyor...  
 
 

Çok Okunanlar
Devamını Oku Hristiyan Suyumuzu Kirletmesin!
Devamını Oku soL: Özkan'ın Televizyon Solculuğu Bitti
Devamını Oku Gül'e Şovalye Nişanı
Devamını Oku TRT'nin "Yayıncılık Başarısı"
Devamını Oku Ayşe Arman Feci Yüklendi

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Ülkücüler Üniversite Şenliğine Saldırdı
Devamını Oku Erdoğan'a Adana Şoku
Devamını Oku Kanaltürk Çalışanından Mektup Var
Devamını Oku Hristiyan Suyumuzu Kirletmesin!
Devamını Oku Einstein'dan Din Karşıtı Görüşler

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu
Anasayfa> Y. Ateş Yazaroğlu> Çene Altına mı, Zihin Üstüne mi?
 Çene Altına mı, Zihin Üstüne mi?

Y. Ateş Yazaroğlu




"Ruhat Mengi İle Her Açıdan" programı, katılımcıları ve katılımcılar tarafından sunulan fikri malzeme bakımından bereketli bir program...

Eser Karakaş, % 30 gibi azımsanamayacak bir azınlığın belli bir partiye aidiyet hissi nedeniyle siyasal simge olarak türbanı takabilme özgürlüğüne de sahip olması gerektiğini ifade ediyor, "şimdilik sadece kamu hizmeti alanlar için geçerli olmalı" diye de eklemeyi unutmuyor. Daha fazlası için de, ileride oluşacak toplumsal eğilime bakmak gerektiğini dile getiriyor.

Azımsanamayacak azınlıkların ideolojilerinin, uygun siyasal ortamda ve demagog, baskıcı siyasilerin liderliğinde ne şekilde faşizme dönüştüğünü anlamak için Wilhelm Reich'ın "Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı" ve Max Horkheimer'in "Akıl Tutulması" adlı kitapları okunmalı ve üzerine düşünülmeli...

Eser Karakaş'ın yukarıdaki düşüncesinin neresinden tutsak, neresi elimizde kalır, neresi kalmaz, bunları düşünmeden irdelemeye başlayalım.

Bu mantıktan yola çıkarak, özgürlüklerden bahseden bir insanın, öncelikle, "% 30 gibi azımsanamayacak bir azınlık" gerekçesini yok saymak gerekir, aksi takdirde söz konusu düşüncenin en baştan burası elimizde kalacaktır. Demokrasilerde, halkın demokratik, özgürlükçü talepleri açısından bakıldığında, yüzde otuzlarla, yüzde ya da binde birler arasında bir fark olmadığını baştan kabul etmemiz gerekir. Peki bu durumda neler olabilir?

Türban serbestisinin yaratacağı toplumsal baskı ve altında yatan diğer tehlikeleri, ayrıca bu işin çarşaf, cübbe, sarık ve kamusal alanda hizmet verenlere serbesti tanınma noktasına varması ihtimallerini şimdilik bir kenara bırakıyorum.

Yarın öbür gün birileri ortaya çıkıp, üniversitelere, üzerinde üç hilal, bozkurt, orak-çekiç ya da haç gibi simgeler yer alan kıyafetler giyerek, aksesuarlar takarak gelmeye başlarlarsa, ortaya nasıl bir manzara çıkacak? Nasıl bir ortam doğacak üniversitelerde?

Eser Karakaş ve onun gibi düşünenler, bu şekilde siyasi simgeler taşınması durumuna nasıl yaklaşıyorlar?

Çünkü, ırkçılık ve tahminime göre milliyetçilik söz konusu olduğunda, çok net bir biçimde karşı duruş sergiliyorlar.

Buna bir itirazımız yok, ancak sonuç itibariyle bu simgelerin temsil ettiği siyasal partiler, yasal izinlerle kurulmuş köklü partiler değil mi, hatta bazıları T.B.M.M.'de temsil edilmiyor mu? Daha da ötesi türbana da destek vermiyorlar mı?

Buradan hareketle, bugün türban özgürlüğünü(!) savunanlar, ileride karşımıza çıkabilecek diğer taleplere nasıl "hayır" diyebilecekler ya da diyebilecekler mi? Diyeceklerse, görüşlerini neye dayandıracaklar?

Demokrasi, özgürlük, bireysel tercih, evrensel hukuk gibi kavramlara sırtımızı dayayıp, dogmatik, teokratik ve özünde toplum üzerinde baskı yaratacak olan türban tarzı taleplerin önünü açarsak, ileride, üzerinde orak-çekiç, üç hilal, bozkurt, haç motifleri taşıyan yüzlerce gencin üniversitelere girmesinin önünü nasıl kesebiliriz?

Kesemeyiz!

Kesmek tutarsızlık, daha doğrusu ikiyüzlülük olacaktır.

Pekâlâ bu durumda ne olacak?

Üzerlerinde aleni bir biçimde siyasal veya dinsel simgeler taşıyan öğrencilerin, üniversite içerisinde elele, kolkola gezeceklerini, hayatın bayram olacağını mı düşünüyoruz?

Saf mıyız?

Herhalde!

***

Son olarak kamu hizmeti alanlar, kamu hizmeti verenler konusu ile ilgili de bir iki laf etmek istiyorum. Eser Karakaş'ın dediği gibi, "ileride oluşacak toplumsal eğilime bakmak" falan gereksiz, şu anda kaç farklı kamu kuruluşunda türbanlı kadın bulunduğunu görmemek için en basitinden kör olmak gerekir. Ben geçen gün İSKİ faturamı türbanlı bir kızımızın yardımıyla yatırdım, İstanbul Belediye'sinin çeşitli birimlerinde araya serpiştirilmiş türbanlı genç kızlarımıza rastlamak da mümkün... Başkent'te ve diğer Anadolu şehirlerindeki yerel yönetim birimlerinde de benzer uygulamaların olduğu yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Eser Bey kızmasın ama, teklifinde (tasarısında) samimi olan bir hükümet, bir taraftan "kamu hizmeti verilmesinde türbana kesinlikle müsamaha gösterilmeyecek" derken, diğer taraftan kamu hizmetinde türbanın serbestleşmesine göz yummaz! Aksine uygulamalar, alıştıra alıştıra bir türban operasyonu yapıldığı anlamına gelir, ki içinde bulunduğumuz durum zannı nacizaneme göre bundan daha farklı değildir. Bu durum da, konu ile ilgili olarak hükümetimize bol kepçeden destek veren aydınlarımızın az da olsa uyutulduğunu gösterir, elbette bu tasarıya destek verenlerin gerçek niyeti de bu değilse...

Kamu hizmeti verme konusu ile ilgili olarak Anayasamızın 70. maddesi de durup durup dikkatimi çekiyor nedense... Ne diyor bu madde?

"A. Hizmete Girme
Madde 70 - Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği nitekliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez."

Anayasa'nın bu maddesi ortada duruken, üniversiteye kabul ettiğimiz kızlarımızın kamu hizmetinde çalışma taleplerine hangi gerekçeyle "olmaz" diyeceğiz?!

Bir uyutma politikasıdır gidiyor!

Bu arada başka neler oluyor, neler...

3. Olağan Genel Kurulu'nu tamamlayan Diyanet-Sen'in sonuç bildirgesinde, türban serbestisinin sadece üniversitelerle sınırlı kalmaması ve bir özgürlük meselesi olarak hayatın her alanında tanınması gerektiği belirtiliyor.

02 Şubat 2008, Anıtkabir yine dolu, yine gösteriler, yine tepkiler... Yurdun çeşitli köşelerinde hem türbana karşı, hem de türban serbestisinden yana gösteriler, basın açıklamaları ve daha niceleri... ÜAK'ya tehditler savurarak sansür uygulamaya çalışan bir YÖK başkanı ve buna olabilecek en sert cevabı veren üniversite rektörleri...

Durum gerçekten kötüye gidiyor. Ortalık kızışıyor. Toplum gerçek bir kutuplaşmayla karşı karşıya, ve bunun sonuçları düşünülenden çok daha ağır olabilir.

***

Bu kafayla gidersek, evet, ikinci cumhuriyet gerçekleşebilir, ancak sonrasında ikinci cumhuriyetçilerin hiç hoşuna gitmeyecek üçüncü, beşinci cumhuriyetlerin de kapısı aralanmış olur. Artık istediğiniz kapıdan girersiniz. İlk kapı numarasını siz koydunuz nasıl olsa? Birileri de devam ettirecektir.

Türban mı?

Buyrun, istediğiniz yerden bağlayın!



Y. Ateş Yazaroğlu

04.02.2008 11:37:41
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Y. Ateş Yazaroğlu Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 22.03.2008 13:11:22 - Vah ki Vah
Devamını Oku 02.03.2008 12:29:54 - Neşeli Bir Pazar Sohbeti
Devamını Oku 26.02.2008 14:43:27 - Sevgilim Bir Odun
Devamını Oku 12.02.2008 13:17:52 - İşi Ehline Teslim Etmek...
Devamını Oku 04.02.2008 11:37:41 - Çene Altına mı, Zihin Üstüne mi?
Devamını Oku 30.01.2008 03:57:20 - Aydını Bol Ülkenin Karanlığı
Devamını Oku 18.01.2008 19:17:19 - Borç, Ekonomi, Tüketim Üzerine
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 1 ziyaretçimizin puan ortalaması: 1,00
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
Yorum Bölümümüzdeki Sorun Giderildi
Yorum Bölümümüzdeki Sorun Giderildi Bir süredir okuyucularımız yorum girerken oluşan bir hata, okuyucularımızın bildirmesi üzerine düzeltildi....
Bu da Aşırı Sosyalleşme!
Youtube Şimdilik Yeniden Özgür
0,28 saniyede derlendi.