Ortalığın kana büründüğü, onca kirletme çabalarına rağmen
ısrarla masmavi akmaya direnen İstanbul Boğazı'nın sularının kırmızıya
boyandığı bir günde bundan sevindirici "haber" ne olabilirdi acaba?
İşte "o" haber: "Siyular 150 yıl sonra
başkaldırdı: 'Artık ABD vatandaşı değiliz!' 'Oturan Boğa' ve
'Çılgın At' gibi büyük şeflerin kabilesi Siyuların lideri, 150 yıl
önce atalarının ABD ile imzaladığı anlaşmaları feshettiklerini açıkladı.
Lakota kabilesinin temsilcisi Russel Means, Washington'da düzenlediği
basın toplantısında, "Biz artık ABD vatandaşı değiliz ve bizim
toprağımızın yer aldığı 5 eyalette yaşamak isteyenler bize katılmakta
özgürler" dedi. Siyular anlaşmayı
"değersiz bir kağıt parçasındaki değersiz sözler" olarak niteledi ve bu
anlaşmaların kendi kültürlerini, geleneklerini ve topraklarını çalmak için
defalarda ihlal edildiğini söyleyerek; "Artık ABD vatandaşı değiliz!"
dedi.
* * *
Bu açıklamayı vesile bilerek ben de, Suquamish
Kabilesi'nin lideri olan Şef Seattle'ın ünlü konuşmasından bir
bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Şef Seattle 1786'da doğmuş, 7
Haziran 1866'da ölmüş ve Suquamish (WA)da bulunan kabile mezarlığına
gömülmüş. Mektup, 1854 yılında topraklarının büyük bölümü beyazlar
tarafından zorla elinden alınan geri kalanı da Amerikan Başkanı tarafından
bir mektupla kendisinden istenmiş olan Şef Seattle tarafından,
anlaşma müzakereleri aşamasında ezbere söylenmiş. Şu anda en önemli fikirsel
yazılardan biri olarak kabul edilmektedir. (Konuşma metninin aslı ABD'de
'Seattle Squamish Müzesi'nde korunmaktadır.)
"Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan
gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle
bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip
bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri anlayamayız biz Kızılderililer.
Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler,
bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Belki bir vahşi olduğum için
anlayamıyorum, ama benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka.
İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki
kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça yaşamın ne değeri olur? Bir
Kızılderili'yim ve anlamıyorum.
Biz Kızılderililer bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve
kokusunu severiz; çam ormanının kokusunu taşıyanı ve yağmurlarla yıkanıp
temizlenmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar,
hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar; beyaz adam için bunun da önemi
yoktur. Ancak size bu toprakları satacak olursak, havanın temizliğine önem
vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu
öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava ? Atalarımız doğdukları
gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini
de gene bu havadan almazlar mı ?
Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul
edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde
yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve
başka türlü düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce Buffalo
gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece
eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu 'demir atın' bir Buffalo'dan daha
değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlardık
buffalo'ları... Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl
yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık
duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların
başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında
bir bağ vardır. Şu gerçeği iyi biliyoruz:
Toprak insana değil, insan toprağa aittir. ve bu dünyadaki her şey,
bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve
birbirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanın
da başına gelmiş sayılır. Bildiğimiz bir gerçek daha var:
Sizin tanrınız bizimkinden başka bir tanrı değil. aynı tanrının
yaratıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş
olduğumuzu fark edecektir. siz tanrınızın başka olduğunu düşünmekte
serbestsiniz.
Ama hepimizi yaratan tanrı için Kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve
kızılderililer gibi tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık,
tanrının kendisine saygısızlıktır. Beyaz adamı bu topraklara getiren ve
Kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren tanrının adaletini
anlayamıyoruz. Tıpkı Buffalo'ların öldürülüşü, ormanların yakılışı,
toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi. Bir gün bakacaksınız gökteki
kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve
her yer insanın kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanlık için yaşamın sonu ve
varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak..."