|
İzmir seyahatim sırasında görüp de müdahale ettiğim ve bu köşede dile getirerek sizlerle paylaştığım Güzelbahçe Belediyesi 'Halk Ekmek Tesisleri'nin bahçesindeki seyirlik 'Devekuşları' kaldırılmış. Sağolsun, hayvan korumacılar ve hayvan hakları savunucuları da yazımızdan sonra epey dilekçe yağdırmışlar hem Belediye'ye hem de Kaymakamlığa. İzmir, Güzelbahçe Kaymakamı Ekrem Büyükata da yerinde inceletmek üzere tesise görevlilerini göndermiş. Sayın Kaymakamın dilekçelere verdiği yanıttan anlaşıldığına göre; görevliler de devekuşlarının kaldırıldığını tespit etmiş. Anlaşılan, 'müşteri çekmek', 'ilgi uyandırmak' maksadı ile güneş altında, daracık tel örgülü alana hapsederek bahçeye yerleştirdikleri "Devekuşları"nı koyanlar, girişimin ters teptiğini fark ederek hatalarını düzeltmişler ve Devekuşlarını kaldırmışlar... İyi de etmişler.
* * *
Sürekli bu köşede ve dilimizin döndüğünce her yerde vurguluyorum. Canlı türleri arasında kendisini "en akıllı", "en zeki" sanan "insan türü"nün bir türlü elinden de bırakmadığı kibri karşısında, diğer canlı türlerinden yana "taraf" oluyorum. Aslında "taraf" olmayı sevmem hiç. Bağımsız bir yapım var. Ama... Taraf olmak bu gibi hallerde şart oluyor açıkçası. Yapılan muameleyi, zalimliği görüp de nasıl taraf olmayacaksın ki?!.
* * *
Doğru dürüst bir "demokrasi" ile tanışmadı bizim kuşak. Aslında bizim kuşak değil sadece. Türkiye'de ya da bu coğrafyada hangi kuşak tanıştı ki demokrasi ile? Soğuk savaş yıllarının, anti-komünist jargonu ile söylersek, "demirperde ülkeleri"nin yanı başındaki ülkemiz kapitalist dünyanın "tampon devleti" oluverdi yıllar boyunca. Bilincimiz ve irademiz dışında gövdemizi, bedenimizi, canlarımızı siper etmiştik, feda etmiştik "hür dünya" için. Hiç birimize sormadan "taraf" edildik "hür dünya"dan yana yıllar ve yıllar boyu. Üstümüzde ne nükleer pazarlıklar yapıldı kim bilir. Dünyanın atlattığı "nükleer savaş" tehlikelerinin ilk feda edilecek ülkesi idik. İsyan edenlerimiz oldu. Susturulduk, bastırıldık, kırıldık. İşkencelerden geçirildik. Sayısız askeri darbelerle bastırıldı soluk alıp verişimiz. İlk gençlik yıllarımızın isyanları, başkaldırıları dipçikle, postalla ezildi hep. Kitaplarımıza bile tahammül edemediler. Ağır bir baskı ve zulüm altında inletildik yıllar yılı. "Demokrasi" adı altında yılar boyu bir askeri "vesayet" rejimi dayatıldı Türkiye'ye. Derken, soğuk savaş dönemi sona erdi. Türkiye demokrasi ile yavaş yavaş da olsa tanışmaya başladı. Esaslı bir demokrasi mücadelesi vermeden demokrasiyi kazanmak öyle kolay olmuyor.
Son günlerde ortaya serilen "kirli çamaşırlar" da hep o dönemin pislikleri. O dönemlerden kalma derin tortu. "Ergenekon Terör örgütü" de, o dönemin yeni figürlerle tazelenmiş uzantısı.
TBMM'ye araştırma önergesi veren ÖDP Genel Başkanı, İstanbul Milletvekili Ufuk Uras'ın vurguladığı gibi; ''Türkiye'nin yakın tarihi 'kahraman' olarak ortalıkta dolaşan yargılanmamış darbecilerle, binlerce kanunsuz operasyonun sorumlusu olan siyasetçi ve devlet memurlarıyla dolu..''
'Vesayet rejimi'ni sürdürmek isteyen, iktidarı elinden bırakmak istemeyen güçlerin "karanlık oyunları"nı sona erdirme mücadelesi veriliyor bu günlerde. Her kim, hangi sınıf, bu mücadelede yer almışsa, alıyorsa, canı çok yanmış başkaldıran kuşakların içinden gelenlerin de bu mücadelede "taraf olması" kaçınılmaz geliyor bana. Tüm canlıları merkeze alan yeni bir demokrasi ve özgürlük tasavvuru ancak "vesayet rejimi"ni alt etmekle mümkün olabilir.
* * *
Yukarıda da vurguladığım gibi, aslında "taraf" olmayı sevmem hiç. Bağımsız bir yapım var. Ama... Taraf olmak bu gibi hallerde şart oluyor açıkçası. Yapılan muameleyi, zalimliği görüp de nasıl taraf olmayacaksın ki?!.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|