|
Yalçın Ergündoğan
Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan Kralı Abdullah Türkiye’yi ziyaret etti. Türkiye’nin konuk devlet başkanlarına karşı yerleşik uygulamaları “Kral” karşısında yerle bir oldu. Eee, kolay mı, 2007 yılının dünyasında hakiki bir kralı ağırladı ‘bizimkiler’. Resmi program, zamanlama falan her şey “kral”a uyduruldu tabii. Aynen bir önceki ziyaretinde olduğu gibi. Kral 'ne zaman uyanırsa' resmi program 'o zaman' başladı. Üstelik bir de “devlet nişanı” verdiler krala. Tabii “kral” karşısında takınılan tutum epey tepki de gördü ülkemizde. Tepki görmesine gördü de, pek kimse dünyanın bu en gerici, en baskıcı rejiminin başına çöreklenmiş ailenin ve ailenin başı olan kralın geri planını pek sorgulamadı. * * * Malûm, Suudi Arabistan dünyanın en büyük “petrol” ihracatçısı. Bir başka deyişle ‘fosil yakıt’ ihracatçısı. Kral da işte dünyayı kirleten bu ‘fosil yakıt’ rezervi üzerinde sürdürüyor ‘krallığını. Yani dünya kapitalizminin dayanağı ile de dünyanın en gerici rejimini sürdürüyor. Astığı astık, kestiği kestik... Krala tepki gösterenler, umarım üzerinde yaşadığımız dünyayı çatırdatan, tüm canlılar ile birlikte yok olmaya doğru hızla sürükleyen nedenlerin başlıcalarından olan “fosil yakıt” kullanımının, onun bu pervasız krallığını sürdürmesinde baş etken olduğunun da farkındadır. * * * Kral gibi “fosil yakıt” da çok tehlikeli. Tehlikenin kaynağına beraberce şöyle bir bakalım: Bu kralı kral yapan, “fosil yakıt”ı kullanan enerji santrallarının ve araçların çıkardığı karbondioksit atmosferi dolduruyor. Bu karbondioksit, güneş enerjisinin geri yansımasını engelliyor. Isı atmosferde sıkışıyor. Dünya da ısınıyor. Atmosferdeki karbondioksit birikimi arttıkça ısı da artıyor. Bu ısınma ‘doğal’ değil tabii. “İnsan türü”nün eliyle yapılıyor. Özellikle de “en akıllı”, “en zeki”, diğer türlere tepeden bakan “kibirli” insan türünün yarattığı tüketim çılgınlığı, “kâr, daha fazla kâr”, “ne olursa olsun kâr” ve “piyasalar” üzerine kurduğu sistemler sayesinde. Geçtiğimiz hafta “Kara haber” başlıklı yazımda da vurguladığım gibi, “Fosil yakıt kralı” ülkemizden gelip geçerken “Nükleer Yasa” da Meclis’ten geçiverdi. Türkiye, nükleer lobilerin dayatması karşısında, dünyanın terk ettiği “nükleer enerji”ye boyun eğdi. Hükümet, temiz enerji kaynaklarını kullanmak yerine “nükleer” enerjiyi seçti. Öte yandan da Türkiye “Kyoto Protokolü”nü imzalamayan 3 ülkeden biri olma özelliğini sürdürüyor. ‘Kyoto Protokolü’ diye adlandırılan anlaşma 11 Aralık 1997’de Japonya’nın ‘Kyoto’ kentinde imzalandığı için bu adla anılıyor. Yürürlüğe giriş tarihi ise; 16 Şubat 2005. ‘Küresel ısınma’ya karşı uluslararası mücadeleyi hedefleyen şimdilik tek çerçeve anlaşma. (Birleşmiş Milletler “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında imzalanmıştı.) Dünya ülkelerinin küresel ısınmaya neden olan ‘sera gazı’ (karbondioksit, metan vb.) salınımlarını azaltmalarını öngörüyor. Bu anlaşmayı imzalamayıp, sera gazı salınımmlarını kontrolsüz sürdüren sadece üç ülke kaldı dünyada: ABD, Avustralya ve Türkiye... İşte bu nedenle 1 Aralık’ta Ankara, 2 Aralık’ta İzmir ve 8 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de dünyayla eş zamanlı olarak “Küresel Eylem Grubu”nca yapılacak “Küresel Isınmayı durdur. Kyotoyu imzala” mitingi çok önemli. “Ne petrol, ne kömür, ne nükleer. Güneş, rüzgâr bize yeter" diye haykırmanın tam zamanı. Yoksa her şey için çok geç olacak.
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|