Teoman'ın kendine özgü duygulu sesiyle
dillendirdiği "Paramparça" adlı şarkısının müziği belleğimden
kulaklarıma akarken, müziğin ritmi ile şarkının sözlerini mırıldanıyorum:
"Saatim yok tam olarak bilemem / Biraz bira, biraz şarap
önceydi/ Nasıl oluyor; vakit bir türlü geçmezken / Yıllar, hayatlar
geçiyor?/ Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında / Ya da boş bir yüzme havuzu
sonbaharda / Çok mu ayıp hâlâ mutluluk istemek? / Neyse zaten hiç halim yok
/ Bugün benim doğum günüm / Hem sarhoşum, hem yastayım / Bir bar
taburesi üstünde / Babamın öldüğü yaştayım/ Bugün benim doğum günüm /
Kelimeler büyüyor ağzımda / Bildiğim bütün hayatlar / Paramparça / Takatim
yok, yine de telefona sarıldım / Son bir özür için tüm sevdiğim kadınlardan
/ Aradım, mesajlar çıktı kapattım / Telesekretere konuşamayanlardanım /
Bugün benim doğum günüm..."
* * *
Aslında doğum günüm olsa idi bu gün, belki bu denli bir
duygu çağrışımı yaratmazdı bende. Çok yıllar geçti o günden bu yana. Oturup
üzerine bir yazı yazmak da, aklıma gelmedi hiç. Ama söz konusu olan 'ikinci
bir doğum günü' ise; ister istemez bir heyecan yaratıyor ki; bu satırlar
dökülüverdi kalemimden. Şarkı sözünde dendiği gibi yıllar, hayatlar ne çabuk
geçiyor. Aslında genç yaşında ölen, babamın öldüğü yaşı da geçtim...
* * *
Şimdi profesör olan, o zaman doçentliğinin son
demlerindeki beyin cerrahı Dr. Tayfun Dalbastı ve dünyaca tanınan,
alanında otorite kabul edilen Prof. Dr. Nurcan Özdamar gibi bilim
insanları ve çalışma ekibinin gayretleri ile 6 Mart 2007'de
geçirdiğim beyin ameliyatı sonrası yeniden doğmuş 'gibi' oldum. "Gibi" deme
diyorlar bana... "Yeniden doğdun, ikinci yaşamındasın!.."
Yaşama dönüp kendime geldiğimde teşekkürüme karşılık Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin bu değerli hocaları "biz bir şeyler
yaptık, ama tesadüfler zinciri yaşamda kalmanı sağladı. Unutma ki;
'ikinci yaşamındasın', değerini bil" demişlerdi. İlk kez 2 aylık bir
zorunlu aradan sonra 5 Mayıs 2007 tarihinde yazdığım "Yaşam, saat ve
takvim" başlıklı sizlere ve yaşama "yeniden merhaba" diyen
yazımla başıma gelenleri ve başımdan geçenleri anlatmış, "yaşamak, her
şeye rağmen güzel" demiştim. Yaşama tutunmama neden olan, ameliyat,
rastlantılar, doktorların mahareti... ise de, çok önemli bir diğeri
de doğrudan ziyaret, telefon ve çok sayıda sıcak okur ve dost mektupları idi
tabii ki. Beni çok duygulandıran mektuplardan biri de
"Yaşam,
saat ve takvim" başlıklı dönüş
yazımdan sonra değerli yazar, sanatçı, sevgili dost Bilgesu Erenus'tan
gelendi. Saklamıştım. Şimdi sizlerle paylaşıyorum:
"Sizi geçen yılın temmuzunda (2006)
tuttuğum bir notla selamlamak istiyorum: "Az önce Birgün Gazetesi'nden
Yalçın Ergündoğan'ın '11 Numara ve Tecrit'
yazısını okudum. Ne güzel duyup,
duyurmuş! Yazı, 'Kara kaplı kitaplarınızdaki hiçbir "suçun" karşılığı bu
olmamalı, kaldırın şu tecriti!' diye bitiyor. Harika bir anlatım!
O gün ben tecritte değil, yönetim masasındaydım ve soluk
soluğa notlar alıyor 'Yaşananları, gözlemlerimi mutlaka yazıya geçirmem
gerek!' diyordum. Sanatın, tiyatronun dili, yaşanan acımasız sansürü sonunda
kırdı; sanat ve tiyatro toplumsal görevini yerine getirdi işte! Önlenebilir
trajedi, tecrit artık kitlelerce bilinecek. Yalçın Ergündoğan, 11
numara yazmış, ben yazmasam da olur!"
Sağlığınıza kavuşmanızın sevinciyle yazıyorum.
Halkın, "soluğu bile faydalı", diye bir tanımı
vardır; onlardansınız, takvimlerden hiç eksik olmayın. Sevgilerimle.
Bilgesu"
* * *
"Askeri çözüm" yanlısı "3 B" birbirine girdi.
Büyükanıt, Baykal ve Bahçeli'nin son günlere damgasını
vuran sert tartışmalarındaki maksat; "siyaset" yerine "sertliğin"
nasıl daha iyi uygulanabileceği üzerine... Ama, yaşamın cilvesi mi desek,
yoksa 'paradoks' mu? Tartışma aslında maksadı 'o' olmasa da; 'demokrasinin
önünü açıcı' bir işlev de gördü. Eleştirilemez sanılan eleştirildi, bir tabu
daha yıkıldı...
Bugün, benim 'doğum günüm'...