|
İçimi acıtıyor. Olan bitenin tümü içimi acıtıyor. Yıllar önceydi. Ne coşku ile atılmıştık siyasi mücadeleye. Ülkemizi seviyorduk. Taşı ile toprağı ile, doğasıyla, tüm canlılarıyla seviyorduk, ayrımsız. Gencecik bedenlerimizi bile siper etmiştik hain saldırılara. Eşitlik, özgürlük, adalet istiyorduk... Kimilerimiz ya çektiği acıların verdiği onulmaz yaraların ortaya çıkarttığı hastalıklardan ya da kör kurşunlarla/infazlarla zamansız ayrıldı aramızdan. (Lafın gelişi işte. Ölümün zamanı mı olur? Tüm ölümler zamansızdır.) Soğuk savaşın esen tüm soğuk rüzgarlarından fazlasıyla nasibini aldı Türkiye ve bu ülkede yaşayanlar. Bir türlü tanışamadı ülkemiz ve halkımız demokrasi ile...
Ama , çok acı kayıplarla da olsa, demokrasi mücadelesi yine sürüyor...
* * *
Hiç unutmuyorum "o günü"... Gazetede, "Hrant'ı vurmuşlar" diye haykıran bir arkadaşın acı sesiyle sarsılmış ve Agos'un önüne koşuşmuştuk... Aradan 1 yılı aşkın bir zaman geçmiş. Aslında çok açık olan "sinsi cinayetin" planı henüz çözülmemiş görünüyor resmi kayıtlarda. Daha doğrusu, demokrasi güçleri, Hrant'ın arkadaşları bıraksa çoktan "çözülecek(!)" cinayetin düğümü. Çünkü devlete göre basit, planın çözümü vzaten "fail" de yakalanmış. 18'ine henüz basmış "bir genç ve kafası bozulan bir grup arkadaşı" planlamış ve gerçekleştirmişlerdi cinayeti... İşte bu kadar. Daha üstüne gitmeye ne gerek vardı. Ne gerek var arkasında "örgüt" aramaya. Devletin kendisi idi, Ergenekon'du, şuydu buydu...
* * *
Her duruşma öncesi olduğu gibi bu kez de "Hrant'ın arkadaşları" imzalı çağrı metni ulaşıyor elime: "Hrant için, Adalet için..." Ama bu kez çağrının içeriği farklı. " Dava, sanık O.S. 18 yaşından küçük olduğu için "kapalı duruşma" olarak görülüyordu. İstanbul 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki bugünkü duruşmada, sanık O. S. 18 yaşını doldurduğu için, sanıkların mahkemedeki ifadeleri haber olarak yayınlanabilecek ve duruşma "aleni" yapılacak..."
* * *
Sabah erkenden Beşiktaş'ın yolunu tutuyorum... Her zaman olduğu gibi güvenlik önlemleri geniş tutulmuş. Arama noktalarından bir bir geçiyorum ve itiş kakışla da olsa "gazeteci kimliğimi" gösterip duruşmanın yapılacağı salonun bekleme alanına giriyorum. Uzun bekleyişten sonra mahkeme kapıları açılıyor, önce avukatlar içeri alınıyor. Ardından da benim de aralarında bulunduğum bir grup "şanslı" gazeteci içeri giriyor. Değerli yazar Adalet Ağaoğlu geçiyor aramızdan. O da, geçen duruşmalarda kapı önünde beklemekten kurtulup bu kez içeri giren "şanslılardan". Şükür ki, ona oturacak bir yer bulunuyor. Sanıklar yerlerini alıyor. Açık yapılan duruşmanın havasız ve küçük salonunda itişmelerle yönlendiğim bir alanda nihayet duruyorum. O da ne? ,Tam sanıkların ahşap bir korkulukla çevrelenmiş oturma alanlarının arkasındayım, önümde jandarmalar...
O korkunç cinayet ve sonrasında sık sık televizyonlara yansıyan görüntülerinden aşina olduğum sanıklar, Ogün Samast'lar, Yasin Hayal'ler hemen önümde duruyor... Tuhaf ve tarifi imkansız ya da çok zor bir duygu kaplıyor içimi. Gözümün önünden bir film şeridi gibi akıp geçiyor olaylar... Duruşmada izlenen seyir beni şaşırtıyor. Duruşma yargıcı, bir 'film yönetmeni' edasıyla sanıkları ve avukatları uyarıyor: "Duruşma sesli ve görüntülü olarak banda kaydediliyor. Konuşmadan önce adınızı ve sıfatınızı belirtmeyi unutmayın!" Gerçekten de duruşma kaydediliyor ve mahkeme duvarına asılı dev ekranlardan da aynı anda görüntüler yansıtılıyor. Yargıç Yasin Hayal'e sesleniyor: "Olmadı arkadaşım. Tekrarla. Konuşmaya başlamadan önce adını soyadını söyle!" Yasin Hayal de yargıcın uyarısını dikkate alıyor ve olabileceği en sempatik hale bürünerek ifadesine başlıyor: "Medya mensuplarına saygılarımı sunuyorum. Onların huzurunda Türk İslam aleminin lideri sayın Muhsin Yazıcıoğlu'nu selamlıyorum. Ey Müslümanlar, Ey Alperenler kalbinizi ferah tutun. BBP iktidara gelene kadar bu kervan yürümeye devam edecek..."
Ardından basına yansıyan bildik ifadeler. Gözümüzün içine bakarak uygulanan nasıl bir "komedi" bu?.. Daha ne kadar sürecek. Göreceğiz...
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|