Ankara'da bulunan "Kurtuluş Kilisesi"ne 5
Nisan 2008 günü bir saldırı düzenleniyor. Kimliği belirsiz kişi/ler önce
kapıyı çalıyor, kapı açılmayınca Kilise'nin önünde arabasına binmekte olan
cemaat üyesine "Papaz nerede?" diye soruyor. Cemaat üyesi kilise
görevlisinin Pazar günü kilisede olabileceğini ifade etmesi ve neden
sorduklarını merak ettiğini bildirmesi üzerine, kilise önüne park etmiş
beyaz renkli bir araçtan takım elbiseli başka biri çıkıyor. Eldiven
geçirilmiş sağ elinde tuttuğu 'silahını' cemaat mensubuna
doğrultuyor. Arabanın arkasına saklanan kilise üyesini arabasının yanına
sıkıştırıyor. Kaçmaya çalışırken telefonuna sarılan kilise üyesine,
"Polisi mi arayacaksın, boş yere arama biz de polisiz" diye de bir
tehdit savurmayı ihmal etmiyor...
Ardından da ellerini kollarını sallayarak uzaklaşıyorlar...* *
*
Bu köşede yayınlanan "Nefret ikliminden, barış iklimine..."
başlıklı yazımda vurgulamıştım. Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, gazeteci
'Hrant Dink Cinayeti' ve 'Malatya Zirve Yayınevi Katliamı'nın
müdahil avukatları, davaların seyri ve dava süreçlerinde karşılaştıkları
güçlükleri, Türkiye'de adaletin sağlanmasında yaşanan zorlukları Nisan ayı
başında köşe yazarları ile paylaşmışlardı. İHOP tarafından düzenlenen
o toplantıda, Zirve Yayınevi Davası'yla ilgili konuşan İzmir Barosu
avukatlarından Ali Koç, geliştirilen "nefret iklimi"nden söz
ederek, Türkiye'de bir "Nefret Suçları Yasası" oluşturulması
gerektiğini savunmuştu. Nefret iklimi sürüyor. Bir yanda toplumda konuya
ilişkin duyarlılık arttıysa da, yaratılan iklim değiştirilebilmiş değil.
Devletin tutumunda da bir değişiklik ve bu yönde bir çaba yok. Bakın bu
iklimin ürünlerinden biri yukarıda özetlediğim olayda "papazın bulunamaması"
nedeniyle "şimdilik" ertelenmiş... Evet maalesef tehdit sürüyor.
Kurtuluş Kiliseleri Derneği, başlarına gelen ve "şimdilik"
kaydıyla ucuz atlattıkları olay üzerine bir açıklama yaptı.
"18 Nisan 2007 tarihinde Malatya Zirve kitapevinde bir Alman
(Tilman Geske) ve ikisi Türk (Necati Aydın, Uğur Yüksel) üç kişiyi hunharca
katletmişler ve suç üstü yakalanmışlardır. Bunun ardından saldırıların
azalacağı ya da duracağı düşünülürken saldırılar artmış ve çeşitlenmiştir"
diyorlar. Maalesef gelişmeler bu açıklamadaki tespiti doğruluyor.
Nerede "din ve ibadet özgürlüğü?" Şiddetle bastırılmaya,
susturulmaya, yıldırılmaya çalışılan bu yurttaşlarımızın temel haklarının
güvencesi ne? "Kurtuluş Kiliseleri Derneği"nin açıklamasına kulak
vermeyi sürdürelim: "Takdir edilmelidir ki, ibadet özgürlüğü en temel haktır
ve herhangi bir saldırıya uğrama korkusu taşımadan yaşanması gerekir. Oysa,
son zamanlarda yaşanan gelişmeler ibadet özgürlüğünün ne denli kırılgan
olabileceğini ve özellikle hedef alınan Protestan cemaatin endişeye kapılmak
için ne denli geçerli sebepleri olduğunu göstermiştir. 2007 yılında
kiliselere yönelik kayıtlı saldırıların sayısı 19'dur. İçinde
bulunduğumuz yılın başından bu güne kadar gelen saldırıların sayısı şimdiden
7'dır. Ki bu seneki saldırılar daha çok 'öldürmeye' ve 'ortadan
kaldırmaya' yönelik planlı saldırılardır. Ülkemizde herkes gibi yaşama
hakkına sahip olan Hıristiyanların dükkanları, kiliseleri ve kurumları
doğrudan fiziksel saldırılara maruz kalmıştır. Kiliselerde hizmet eden din
görevlileri ve Hıristiyanlara ait kurumlarda çalışanlara yönelik tehditler
arttıkça artmıştır... Tabii ki öncesine nazaran daha fazla sivil
toplum desteği sağlanmış ve basın mensupları önceki yıllara göre daha
hakkaniyetle yayınlar yapmışlardır, ama 'hoşgörüsüzlük zemini'
maalesef yerinde durmaktadır. Bu tahammülsüzlük zemini ortadan
kaldırılmadıkça Hıristiyanlara yönelik saldırılar da son bulmayacaktır.
Devletin güvenliğimizi etkin bir şekilde sağlamasını ve bu tip
hoşgörüsüzlüklere zemin hazırlayan koşulları ortadan kaldırmak amacıyla
gereken adımları ivedilikle atmasını istiyoruz..."
* * *
Bu olaylar, saldırılar, "Hiristiyanlık / Müslümanlık çatışması"
sanılmasın, çünkü öyle değil asla. Önceki yazımda da belirttiğim gibi, bazı
çevrelerin "korkuları pompalayarak" iktidarlarını daim kılmaları
yönünde geliştirdikleri kanlı planın parçası. 'Nefret iklimini',
bu topraklardan Türklüğün sökülüp atılacağına yönelik "Türklük-
Hıristiyanlık karşıtlığı" üzerine oturtuyorlar... Hiristiyan
yurttaşlarımızın açıklamasından şu cümleyi de sizlerle paylaşarak yazımı
noktalamak istiyorum: "Mesele tehdit alan kişilere koruma verilmesi
değil koruma ihtiyacının kaldırılması girişimidir ve maalesef devletimizden
bunu göremiyoruz. Neden diye sormak istiyoruz? Neden kötülenip hedef
gösterilmemize göz yumuluyor?"