| Nefret İkliminden, Barış İklimine |
|
| |
Yalçın Ergündoğan
Geçen hafta, İHOP'un çağrısı ile, bir grup
gazeteci, yazar Cezayir Lokantası'nda toplandık. Biliyorsunuz
"İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP)"; Helsinki Yurttaşlar Derneği (hYd),
İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV),
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) ve
Uluslararası Af Örgütü-Türkiye (UAÖ)'nün bir araya gelmesi ile
oluşturulmuş bir platform. Söz konusu haklar ve özgürlükler olunca temel
değerlerde ortaklaşma, ortak tutum alma önem kazanıyor. Toplantıya katılan
gazeteci ve yazarların bileşeni de bunu doğrular nitelikte idi. Şimdi
gelelim esas konumuza. Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, gazeteci 'Hrant
Dink Cinayeti' ve 'Malatya Zirve Yayınevi Katliamı'nın müdahil
avukatları, davaların seyri ve dava süreçlerinde karşılaştıkları güçlükleri,
Türkiye'de adaletin sağlanması için gösterilen çabaları bizlerle paylaştı.
İstanbul Barosu'na kayıtlı avukatlardan Fethiye Çetin, Erdal Doğan,
İzmir'den Ali Koç, Özkan Yücel, Nalan Erkem, ve Diyarbakır'dan Tahir Elçi
kamuoyuna tam yansımayan gelişmeleri başından sonuna aktardılar. Hrant Dink
Davası biraz daha fazla kamuoyunun gündemine yansıyabiliyordu türlü
engelleri aşa aşa. Ama, 18 Nisan 2007'te Malatya'da katledilen
Almanya uyruklu Tilman Ekkehart Geske, Necati Aydın ve Uğur
Yüksel 'in işkence çektirilerek öldürüldükleri 'Malatya Zirve
Yayınevi Katliamı' kamuoyunun gündeminde yeterince yer almadı. Davanın
avukatlarında Ali Koç bu nedenle çok sitemkâr konuşuyordu her söz
alışında. "Davada cinayeti işleyenler belli. Her halukârda ceza da
alacaklar. Ama benzeri diğer davalarda olduğu gibi azmettirenler ya
da talimat verenler ortada yok" diyor. Tetikçilerin yakalanması
ve tutuklanmaları ile ilgili olarak avukatların hemen tümünün ortak kanısı;
"işlenen siyasi cinayetlerin eskiden işlenenlerden farklı bir yöntem
izlenerek gerçekleştirildiği" yönünde. Yani, "kaos çıkararak,
demokrasi dışı gelişmelere zemin hazırlama" maksatlı tüm
girişimlerin aslında "konsepti" değişmiş bir diğer anlamda. Bu çok
önemli bir tespit. Avukatların yorumları böyle. Yani, "devletler arası
ilişkilerde, cinayetleri işleyenlerin yakalanmış, tutuklanmış ve cezalarını
almak üzere yargıya teslim edilmiş olması, devletleri 'töhmet altında'
bırakmaktan, zanlı olmaktan çıkarıyor/kurtarıyor..." Dikkat edilirse,
son dönem siyasi cinayetlerin planlamalarında, failleri kaçırma, yakalatmama
gibi pek kaygıları olmadığı ortada. Dink Cinayeti'nde de bu böyle,
Malatya'da da diğerlerinde de... Avukatların, özellikle de 'Malatya
katliamı davası' müdahil avukatlarının bir de talebi var. Ceza yasasında
bulunmayan yeni tarzda bir yasanın çıkması gerektiğinin altını çiziyorlar
sürekli. O da, kendi adlandırmaları ile "Nefret Suçları Yasası". Bu
tür cinayetler işlenmeden önce, ülkede "kin ve nefret" duyguları
aşılayan, sürekli tahrik eden bir psikolojik ortam yaratılıyor. Öyle bir
hava estiriliyor ve o havada "tetikçiler" kolayca bulunuyor. Azınlıklarla
ilgili, 'yabancılara toprak satma' ile ilgili, 'misyonerlik faaliyetleri'
ile ilgili, 'Ermeni meselesi' ile ilgili sürekli estiriliyor bu hava.
Toplantı sırasında avukatların bizlere sundukları dosyada, "yerel
basında" bu havayı pompalamaya yönelik çıkan yayınlardan çok çarpıcı
örnekler var. Sanıldığının tersine, gerek estirilen hava, gerek cinayetleri
işleyenlerin tutumları "Müslümanlık/Hıristiyanlık" karşıtlığı tavrından
kaynaklanmıyor. Kışkırtılan ve önde tutulan; bu topraklardan Türklüğün
sökülüp atılacağına yönelik "Türklük- Hıristiyanlık karşıtlığı..."
Avukatların araştırma sonuçlarına göre ise, Malatya'da Hıristiyanlık
propagandasında, değil ayyuka çıkarılacak, kayda değer bir durum bile yok.
400 bin civarında bir nüfusa sahip Malatya'da din değiştiren kişi sayısı 27
binde bir imiş, şimdi 54 binde bir. Yani "nefret ortamı" yaratmada
kullanılan argümanlar da tam bir yalan kümesi üzerine kurulu. İşte bu ortamı
hazırlayanlara yönelik cezalar içeren bir yasa talebi var avukatların. Gerek
Hrant Dink davası, gerekse de Malatya Katliamı davası avukatlarının
ortaklaştıkları bir diğer nokta da şu: "bu cinayetler önlenebilirdi",
"önlenmedi"... Bir diğer ortak şikayet de; "Yargılamada maddi
delillerin müdahil avukatlardan gizlenmesi..."
* * *
Nefreti geliştirmekten fayda umanlar, ellerini ovuşturanlar var.
Yaratılan, nefret ikliminden, barış iklimine geçiş sancılı bir süreç.
Toplantının sonuna doğru Avukat Ali Koç tarafından aktarılan ve
gözlerin nemlenmesine neden olan bir cümle tahribatın ne denli derin
olduğunun da göstergesi. Babası Hıristiyan olduğu için öldürülen küçük kızın
sorusu, annesinin verdiği ifadesinde mahkeme tutanaklarına da, tarihe
de bir not düştü: "Anneciğim, biz de büyüyünce babam gibi öldürülecek
miyiz?.."
Yalçın Ergündoğan
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|
|
|
Haberi Değerlendirin
Bu haber için oy kullanan 1 ziyaretçimizin puan ortalaması: 5,00
|
|