Türkiye'nin
başına bir büyük tehlike oluşturacak girişimler ve adımlar bu kez çok ciddi
olarak atılmaya başlandı. Hem de beklenenden daha hızlı yol alınıyor.
Nükleer karşıtları kendilerini, yapılma kararı alınan nükleer
santralları "durdurmaya" yönelik çabaları artırmaya
yoğunlaştırmışken, durum şimdi daha karmaşıklaştı. Tehlike Türkiye'ye
'nükleer santral' yapma girişiminin somutlaşmasının ötesine de taşıyor
artık...
Bakın, son
olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ABD ziyaretinde gündeme gelen
bir proje gerçekleşirse, Tahran uranyumu Türkiye'den alabileceğini
açıkladı. ABD ile yapılan gizli pazarlıklarda nelerin döndüğünü kimse
bilmiyor. Zaman ilerledikçe görüşmelerde varılan anlaşmaların 'kokuları'
çıkmaya başlıyor. "Tezkere" sonrası duraksadığı söylenen ve yeniden
canlandırılmaya çalışılan Türkiye-ABD ilişkilerinin ürünleri yavaş yavaş
ortaya çıkıyor. Kendi ülkesi içinde, kendi yurttaşları ile "sorunu"
çözmeyen Türkiye, konuyu uluslararası alana havale ettikçe; ABD'nin
Ortadoğu'daki çıkarlarının jandarmalığına daha fazla soyunmak durumunda
kalıyor. Bakın ortaya çıkanlardan biri işte şu "nükleer" meselesi...
* * *
ABD,
uranyumu kendisi zenginleştirmek isteyen İran'ın nükleer santral kurmasına
karşı çıkıyor ve "Zenginleştirilmiş uranyumu dışarından al" diyor. Bu
noktada, zenginleştirilmiş uranyumun üçüncü bir ülkede üretilmesi gündeme
geliyor. ABD Türkiye'yi pazarlıyor, İran da "Türkiye"nin adını
telaffuz ederek, bu teklife sıcak bakacağını bildiriyor. İyi mi?.. Alın size
işte; son günlerde ABD ile geliştirilen 'sıcak ilişki'nin ilk ürünü,
ya da ürünlerinden birisi... Faturalardan ilki Türkiye'nin çok yüksek riskli
bir "nükleer merkez" yapılması...
Artık iyice
biliyoruz. Nükleer enerji santrallerinin yakıtı olan "zenginleştirilmiş
uranyum", aynı üretim aşamasında nükleer silahların da hammaddesini
oluşturabiliyor...
Cumhurbaşkanı Gül'ün son ABD ziyareti sırasında Enerji ve Tabii Kaynakları
Bakanı Hilmi Güler'le, bir araya gelen ABD'li muhatabı, ABD'nin
"Uranyumu Türkiye zenginleştirsin. ABD olarak bunu destekliyoruz.."
şeklinde açıklama yapmış. ABD ayrıca, Mısır, Suudi Arabistan, Kuveyt,
Bahreyn, Yemen ve Suriye gibi ülkelerin nükleer santral kurmasına
"Uranyumun Türkiye'de zenginleştirilmesi" şartıyla karşı çıkmayacağını
da açık etmiş...
Nükleer
teknoloji artık bir ihraç ürünü. Böylesi bir ihracat, nükleer teknolojinin
'yaygınlık kazanması'nın kışkırtılması, nükleer silahların yayılma
riskini de çok artırıyor. ABD Türkiye üzerinde egemenliğini geri dönülmez
bir şekilde daha da sağlama almak için bu kez uranyumun Türkiye'de
zenginleştirilmesini istiyor.
1960'lı
yıllarda, Türkiye İşçi Partisi tarafından ortaya çıkarılan ve bu
sayede kamuoyunun, hatta bir takım resmi makamların varlığından haberdar
oldukları ABD ile yapılmış kimsenin bilmediği "ikili anlaşmalar"
vardı. O anlaşmalarla Türkiye, hiçbir şeyden habersiz yurttaşlarını yıllarca
"soğuk savaş" döneminin en ağır riskini taşır "hedef" haline
getirmişti. O anlaşmaların uzantıları kapsamında faaliyet gösteren üslerden
İncirlik'te bugün kaç tane saldırıya hazır "nükleer füze"
olduğu halen net olarak bilinmiyor. Türkiye yıllarca "soğuk savaşın" tampon
bölgesi olarak tutularak yurttaşlarını "demokrasi" ile tanıştırmadı.
Bugün Türkiye'de yaşadığımız "cinnet hali"nin, "toplumsal
taravmanın" kökleri oralara kadar uzanır aslında. Onun için aman dikkat
diyorum. Bu kez "nükleer jandarmalığa" dikkat!..
HRANT
İÇİN...
Tam 1 yıl
oldu... Dostumuz, canımız, hakikat anlatıcımız, sevgili Hrant'ımızdan
ayrılalı tam bir yıl oldu. Koca bir yıl Hrant'ın gidişiyle
hayatımızdan eksilen renklerin yasını tutmakla geçti. Bizler bu ülkenin
yurttaşları olarak, güvercin tedirginliğinde, gerçek failleri bulunmamış
suikastlarla bir arada yaşamaya alışmak istemiyoruz...