|
Bu kadar genç yaşta 'darbe' ile karşılaşılırsa ne olur? Aslında 'genç' yaşta da değil, 'çocuk' yaşta desek daha doğru olur. Ne olur? Olacağı belli aslında. 'Darbe'; insan yaşamına taşıyamayacağı kadar zor bir 'darbe' vurur. Hayatın altüst olur. Ama ne olursa olsun, hangi yanda saf tutmuş ya da tutturulmuş olursa olsun hayatın mutlaka, belki de hiç onarılamayacak bir 'darbe' almış olur.
Seçimle iktidara gelmiş bir partinin üyesi, milletvekili, bakanı, başbakanı isen; kendinle birlikte ailen, çocukların, sevdiklerin yakınların perişan olur. Yok darbeyi yapanların yanında saf tutmuş bir ailenin mensubu isen, üstelik de ilk darbeyle tanışılan yıllarda daha 'çocuk' isen; önce ailenle birlikte 'bayrammışçasına' sevinirsin. Hatta, baban, darbe haberini tek istasyonlu radyodan Albay Alpaslan Türkeş'in ağzından öğrenir, öğrenmez yaşadığınız ilçede, çalıştığı kamu kurumunu sabah 05.00'te açtırır. Günün ilerleyen saatlerinde bir de 'davulcu' çağırıp kapı önünde çaldırır... Küçücük bedeninle, henüz olup bitenlerin ne anlama geldiğinin farkında olmadan, silahlı askeri bürokrasinin müdahalesine alkış tutar bulursun kendini.... "Oh! Darbe olmuş..." Askeri birlikler, "rap rap rap" yürüyüşler de yaparlar sokak ortalarında. Mutlusundur. "Rap, rap, rap..." Yaz tatili başlamıştır. İlkokulun birinci sınıfını bitirmiş, zar zor okumayı söktürmüşsündür. Eh artık "sünnet" olma zamanı da gelmiştir. Sünnet elbiseleriyle sen bir yanda ağlarken, eş dost aile çevresi evinizin bahçesinde şöyle bir gülüp eğlenecektir sayende... Hazırlıklar yapılır, kıyafetler alınır, tören için her şey hazırdır. Fakat o da ne? Radyodan yapılan anonslar CHP'li 'darbe yanlısı' babanın suratını asacaktır. "İkinci bir emre kadar toplantı, düğün ve benzeri törenler dahil 3 kişinin bir araya gelmesi yasaktır!..." Haydaaa... O da ne? Bu da nereden çıktı şimdi? Neyse ki, ilçede bir kamu kuruluşunun müdürü olan baban, ilçenin 'komutanı' olan albaydan 'yazılı' bir izin kopartır da, "sünnet töreni" gerçekleşir. Ama ilk kez bir burukluk ve yeni dönemim "yasakları" ile karşılaşmışsındır...
Bu senin tarafın! Yıllar sonra bilince çıkardığın, aldığın darbeden ve verdiği rahatsızlıktan ötürü de filtrelemeye çalıştığın damarlarında dolaşan "Kemalci, darbeci" 'asil kan'ın tarafı... Ya diğer taraf? O zaman hiç farkına bile varmadığın öbür taraf?.. Hayatında ilk oluşturduğun 'öteki' kavramı. Yoklayın bilinç altınızı inanın siz de bulacaksınız kendi yaşamınızda benzerlerini....
* * *
"27 Mayıs'ta 10 yaşındayım. Çocukluğum Çankaya Köşkü'nde geçti, on yıl. 27 Mayıs Darbesi olduğunda Çankaya'daydım. Gece tank sesleriyle uyandım. Büyükbabam Celal Bayar'ı almaya gelmişlerdi. Sonradan anlatıldığına göre, geldiklerinde büyükbabam direniyor. 'Millet iradesiyle geldim, onunla ayrılırım, siz kim oluyorsunuz?' diyor..." "hiçbir okul beni almak istemedi. Bu tür bir tecrübeden geçen sadece ben değildim. O dönemde DP'li ailelerin çocukları da benzer tecrübelerden geçtiler. O zamanlar DP'lilere "kuyruk" deniliyordu, öğretmenlerin "Kuyruk çocukları ayağa kalksın" diye taciz ettiğini biliyorum. Okula gidemeyenler oldu bu sebeple..." Celal Bayar'ın torunu, akademisyen Emine Gürsoy Naskali de kendi yaşadıklarını bu cümlelerle anlatıyor. (Taraf Gazetesi, 13 Temmuz 2008) * *
Gel zaman git zaman daha ne darbeler, ne muhtıralar gördü yaşadı benim kuşağım. Solcu olmak, sosyalist olmak ve 'tepeden inmeci', dayatmacı, Kemalci olmak uzun yıllar bir arada yaşadı, vücut buldu. Soğuk savaşın sarmalında inim inim inletilen, demokrasinin kırıntısı ile bile tanıştırılmayan bu ülkede "darbeye" 'devrim' bile dendi uzun yıllar. Şimdi artık bir kırılma yaşıyor Türkiye. Taşlar yerine oturuyor. Sağda da solda da. Gecikmiş bir kırılma. Demokrat olabilme mücadelesi...
'Darbeye karşı 70 milyon adım Koalisyonu' bugün (26 Temmuz Cumartesi) Ankara'da bir miting düzenliyor. Bakın, miting için neden Ankara'yı seçtiklerini nasıl anlatıyorlar: "60 darbesi Ankara'da tertiplendi. Başbakan'ın kalemi ilk olarak Ankara'da kırıldı. 71 muhtırası Ankara'da yazıldı. 11 Eylül'ü 12 Eylül'e bağlayan gece tüm ışıkları yanan tek bina Ankara'daydı. Sayıları binleri aşan faili meçhul cinayetlerin kararları tek tek Ankara'da alındı. Diyarbakır Hapishanesi'nde yapılacak işkencelerin dozu Ankara'da ayarlandı. Batı Çalışma Grubu Ankara'da kuruldu. 28 Şubat'ın startı Ankara'da verildi. Üzerinde 'Andıç' yazan kâğıtlar Ankara'da elden ele dolaştı. 27 Nisan e-muhtırası Ankara'daki bir internet sitesinden yayımlandı. Cumhuriyet Mitinglerinin ilki Ankara'da yapıldı. 367 kararı Ankara'da verildi..."
* * *
'Ses çıkartmak' yaşamı savunmanın gereği, hatta ön koşulu. "Meclis'e, siyasete, demokrasiye ve özgürlüğüme dokunma!.." diye haykırmanınsa tam zamanı... Haydi!...
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|