|
O gün, herkes soluğunu tutmuş televizyonlarının başında bekliyordu. Milyonlarca yurttaşımızın oy verdiği bir parti 11 kişinin kararı ile kapatılıverecek miydi acaba?.. Ne acı.
* * *
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da kararı heyecanla bekleyenlerin sayısının farkında olmalı ki, beklenen kararın ne olduğunu açıklamak yerine, fırsatı bulmuşken kamuoyuna aktarmak istediği düşüncelerini paylaşmanın en iyi ortamının bu olduğuna karar verdi. Ve konuştu. Düşüncelerini sıraladı. O konuşurken heyecanlı bekleyişim arasında 'siyaset'in içine düştüğü / düşürüldüğü duruma üzüldüm hep. İyi niyetle de olsa, verdiği mesajlar aslında siyaseti yaraladı...
Neyse ki, açıkladığı karar ince dengeler üzerine kurulu olsa da "kapatılma" yönünde olmadı. Toplum bir 'ohh' çekti. Ama unutulmamalı ki, 'Yargı darbesi' tehlikesi henüz geçmiş, tam anlamıyla savuşturulmuş değil.
'12 Eylül Anayasası' kaldığı müddetçe de savuşturulması imkansız. Siyasal Partiler Yasası ve Seçim Yasası da değiştirilmeyi bekliyor toplumun daha içten bir "ohh" çekebilmesi için.
* * *
Anayasa Mahkemesi'nin kararını açıklanmasının ardından yapılan önemsediğim kimi açıklamalarda içimi acıtan ve çok önemli bulduğum bazı talihsiz yanlar oldu.
Hemen ilk aklıma gelen, Mahkeme kararından çıkartılması istenen 'dersler' kısmı. Ben Türkiye siyasetinin, siyaseten çözmesi gereken konuların çeşitli kumpaslarla mahkemelere havale edilip sonra da 'dersler' çıkarması gerektiği kanısında değilim.
* * *
Askeri vesayet rejimini sürdürmek isteyen güçlerin, özellikle 'silahlı askeri bürokrasinin' yaptığı hamlelerin sonuç vermemesi üzerine devreye sokulan başka kurumsal hamlelerin 'külliyen' siyaset kurumu tarafından reddedilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Böyle düşününce, Mahkeme kararlarından 'ders çıkartmak' yaklaşımı ister istemez üstüne 'tuz biber' gibi oluyor.
Siyasetçiler ve siyasi partiler demokratik rejimlerde ancak ve ancak izledikleri siyasetlerin toplum tarafından nasıl algılandığı gözleminden, toplumsal desteklerini yitirip yitirmemelerinden 'ders' alabilirler. İlla ders almaları gerekiyorsa. Hele Türkiye gibi, 'vesayet rejimi'ni ayakta tutmak için direnen gizli, açık güçlerin manevraları sonucu, zoraki mahkemeye düşen siyasetin ve partilerin yargılanmasından çıkan sonuçların "ders sayılması" hiç beklenemez. Aksini beklemek, yapılan bazı Anayasa değişiklikleri sonrası yaratılan 'krize' istemeden de olsa 'meşruiyet' sağlayıcı tutum olur ki. Demokratlıkla asla bağdaşmaz...
Gerekçeli karar henüz açıklanmadı ama, Anayasa Mahkemesi üyelerinin kullandıkları oyların rengi, 'vesayet rejimi'ni sürdürmek isteyenlerce 'Demoklesin kılıcı' gibi siyasetin üzerinde tutulmak isteneceği 'kesin'.
Bu bağlamda 'iktidar partisinin alması gereken ders' diye başlayan açıklama cümlelerine hiç sıcak bakmıyorum. Hele önemsediğim, değer verdiğim ağızlardan da benzeri sözler işittiğince doğrusu bazen umutsuzluğa kapılmıyor da değilim...
* * *
Aslında, demokrasi güçleri şimdi daha çetin bir sınavla karşı karşıya. O da elbette Demokratik Toplum Partisi (DTP)'nin aynı mahkemede sürmekte olan 'kapatılma' davası. Unutmayalım 'ağır çekim darbe' süreci hâlâ devam ediyor. Tehlike de geçmiş değil...
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|