Bilmem dikkatinizi çekti mi? "Uşak'ın Ulubey ilçesine
bağlı İnay köyü 80 kuzu ve çok sayıda yabani hayvanın ölmesi üzerine
karantina altına alındı" şeklinde bir haber yer aldı bazı gazete ve internet
sitelerinde. Kiminiz görmedi, kiminiz de sıradan bir haber diye belki de
şöyle bir bakıp geçtiniz. Aslında haber çok önemli. Dağları, ovaları,
ormanları, verimli tarlaları delik deşik eden "siyanür liçi" denilen
yöntemle "altın arama" faaliyetine karşı çıkan "yaşam
savunucularının" direnişlerinin nedeni çok daha net bir şekilde ortaya
çıkıyor gelişen olaylarla.
* * *
"Tüprag Metal Madencilik A.Ş.'nin işlettiği,
Kışladağ Altın Madeni'ne 6 kilometre mesafedeki İnay köyünde toplu hayvan
ölümleri görüldü. Köylüler bir ayda 80 kuzunun öldüğünü, çok sayıda yaban
hayvanının telef olduğunu belirterek, ölümlerin altın madeninde kullanılan
siyanür yüzünden meydana geldiğini ileri sürdü. Ulubey İlçe Tarım
Müdürlüğü, salgın hastalık şüphesiyle köye hayvan giriş-çıkışını
yasaklayarak, köyde karantina uygulaması başlattı. Kışladağ Altın Madeni'ne
karşı sürdürdükleri mücadeleyle bilinen İnay Köyü'nde yaşayan 75
yaşındaki Hasan Sakarya, hayvan ölümlerinin altın madeninde
kullanılan "siyanürden" kaynaklandığını öne sürdü. Yaklaşık 50 yıldır
hayvancılık yaptığını söyleyen Sakarya, 'Ben bu yaşıma geldim,
böyle bir olay görmedim. Köyde hayvanlarımız teker teker ölüyor. Siyanür
yakında bizi de öldürecek. Biz bu madenin buradan kalkmasını istiyoruz'
dedi..." (Sesonline.net, 13 Şubat 2008)
Büyük çevresel risk yaratan "siyanür liçi"
yöntemiyle işletilen altın madenlerine karşı bizim 'yaşam savunucuları'
diye nitelendirdiğimiz duyarlı yurttaşlar yıllardır mücadele yürütüyor.
Onların yaptıkları mücadelenin ne denli yerinde olduğunun ve gerçekten
'yaşamı savunmak' olduğunun kanıtı gibi değil mi haberdeki gelişmeler?
Peki onca mücadeleye ve tepkiye rağmen bu yöntemlerle çalışmalarına izin
veren karar vericiler nerede?..
* * *
Şimdi şöyle diyenler olabilir: "Efendim bölgedeki ölüm
nedenlerinin sonuçları daha kesinleşmedi..." Çok uzak bir olasılık ama,
var sayalım ki, söz konusu bu olayda 'toplu ölümlerin' nedeni başka bir
etken olsun. Siyanürle altın aramanın doğayı tahrip etmediğini, çevreye
zarar vermediğini, zehirlemediğini bilimsel olarak ileri sürebilecek olan
var mı? Yok... Onun için itiraz edeceklere yanıtımı peşinen vereyim. Bu
olayda değilse, bundan sonra yaşanacak pek çok olayda kısa ve uzun vadede bu
faaliyetin "canlı yaşamını sonlandıracağı" beklentisi içinde olun...
Çernobil faciası'ndan sonra radyasyon serpintisine
maruz kalan çaylarda radyasyon olmadığına "kefil" olmak için TV'de
ağzını höpürdeterek "çay" içen bakanların olduğu, hiçbir cezai
sorumlulukla karşılaşmadığı bir ülkedeyiz. Bunu biliyoruz. O nedenle daha
fazla kaygılanıyor, duyarlılığımızı artırmaya çalışıyoruz...
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ
Türkiye'de nükleer santral yapımı ve bölgeye nükleer
malzemesi temini çalışmaları sessiz ve derinden sürüyor. (Bknz: 19
Ocak 2008 tarihli
'Nükleer Jandarma' başlıklı yazım.) Tüm
dünyada yaşam savunucuları Çernobil Faciası'nın 22. yıldönümünde
yaygın eylem ve etkinliklere hazırlanıyorlar. Her yıl olduğu gibi, bu yıl
daTürkiye'de de 26 Nisan günü başta İstanbul olmak üzere çeşitli
bölgelerde miting ve gösteriler düzenlenecek.
Nükleer konusuna girmişken size bir de Dünya Sağlık
Örgütü'yle ilgili bir gelişmeyi de aktarayım. Kuruluş yönetmeliğine göre
Dünya Sağlık Örgütü; uluslararası sağlık konularını yönlendiren ve koordine
eden yetkili. Dünyadaki bilim insanlarının saptamasına göre; maalesef
"radyasyon ve sağlık" alanında bu doğru değil. "Dünya Sağlık Örgütü,
nükleer endüstrisinin resmi lobisi olan 'Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı (UAEA)' ile 1959 yılında yapılan anlaşmadan dolayı, hayati öneme
sahip radyasyon ve sağlık alanında üzerine düşen sorumluluğu yerine
getiremiyor."
Bu sözler tamamıyla konu ile yakından ilgili çevreler ve
bilim insanlarının hazırladıkları rapordan alınma. Konuyla ilgili 9 ay önce
Cenevre'deki "Dünya Sağlık Örgütü Genel Merkezi" binasının önünde duyarlı
insanlar sessizce bekleyip baskı oluşturmaya çalışmışlardı. Aralarında çok
tanınmış bilim insanlarının bulunduğu topluluk şimdi Uluslararası düzeyde
bir imza kampanyası başlattı: 'Dünya Sağlık Örgütü bağımsız olsun!'
* * *
Evet, görüyorsunuz, küresel saldırıya karşı mücadele tüm
dünyada sürüyor. Yaşam savunucuları "yurdumuz bütün cihandır bizim"
düşüncesini hayata geçiriyor. Yalnız değiliz biliyoruz ama... Çoğalmalıyız.