|
Yalçın Ergündoğan
Evet bu kez ‘endişeliler’ meydanlarda. Endişe duyanlar... Yaşamından endişe duyanlar. Sadece kendi yaşamından değil, gelecek kuşakların yaşamlarından endişe duyanlar. Yok, yok... Sadece gelecek kuşakların değil; tüm canlıların yaşamından endişe duyanlar. Hayvanların, çiçeklerin, bitkilerin yaşamından endişe duyanlar. Aslında ‘onların’ yaşamının ve türlerini sürdürebilir olmalarının, doğrudan kendi yaşamını ilgilendirdiğinin bilincinde olanlar. Doğanın bu şaşmaz diyalektiğine saygı gösterenler, ‘yaşam savunucuları’, 8 Aralık’ta tüm dünyayla eşzamanlı olarak alanlarda olacaklar. Peki, bu denli yaşamsal önemdeki olgu karşısında, endişelenmeyen, ya da ‘tehlikenin farkında olmayan’ var mı acaba? * * * ‘En akıllı’, ‘en zeki’ ve diğer türler karşısında hayli mesafeli ve kibirli ‘insan türü’ eliyle kurulan -içinde yaşadığımız- ‘kapitalist düzen’de bu endişenin farkında değilmiş gibi davrananlar, her türlü faaliyeti ile dünyayı ‘toplu yok oluşa’ sürüklüyorlar. Onların güdüsü ‘kâr’, daha fazla ‘kâr’. Bu uğurda yapamayacakları şey yok. Bu öyle bir güdü ki, canlı yaşamı ile birlikte toplu yok oluşa giderken, gözleri ‘kör’ edebiliyor. Günümüzde şimdilik bazı ülkelerde görmeye başladığımız, ‘toplu intihar’ yolunu seçen ‘bazı tarikatların’ davranışı gibi adeta. Ama önemli bir fark var tabii. ‘Toplu ölümü’ seçen tarikat üyeleri, belli bir inanmışlıkla; ‘birlikte davranma’ yolunu seçiyorlar. ‘İnsan türü’nü, diğer türler ve tüm canlı yaşamı ile birlikte yok oluşa sürükleyen kapitalizmin ‘patronları’ ise kimseye sormuyorlar. ‘Kâr’, daha fazla ‘kâr’ güdüsünün peşinde sürükleniyorlar. Ve tüm canlılara ‘dayatıyorlar’... Sonunda ‘iklimi’ bozdular... “İnsan türü, doğadaki ayak izlerini en aza indirmeli” diye, yazılarımda sık sık vurguluyorum. Temel olgu ve vurgu bu aslında. Ama kapitalizmin karar verici ‘baronları’, tekellerin sahibi bir avuç ‘türdeşimiz’ varlığıyla ve devasa faaliyetleri ile aramızdaki en zararlılarımız. Bakın, Antartika’da son 50 yıl içinde hava sıcaklığı 2,5 C derece arttı ve 7 dev buzul kütlesinin alanı, 1974 yılından bu yana 13 bin 500 km2 daraldı. Buzulların erimesiyle, göller, denizler ve akarsularda su düzeyi yükseliyor. Kıyı bölgeleri Okyanus’taki alanlar sular altında kalıyor. Diğer yanda da, küresel ısınma ile ‘buharlaşma’ arttığından, ‘kuraklık’ oluşuyor ve yaşamı tehdit eder hale geliyor. Çünkü insan faaliyetleri, endüstri, tüketim ‘fosil yakıt’ kullanımı (petrol, kömür, doğal gaz) karbondioksit salınımını artırıyor. Karbondioksit de, atmosferi doldurarak güneş ışınlarının, enerjinin geri yansımasını engelliyor. Böylece de ısı atmosferde sıkışıyor. Dünya da doğal olmayan şekilde ‘ısınıyor’... * * * Bu nedenlerle, “Küresel Isınmayı durdur. Kyoto'yu imzala” mitingi çok önemli. Mitingler, Türkiye’de, 1 Aralık’ta Ankara, 2 Aralık’ta İzmir ve 8 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de dünyayla eşzamanlı olarak “Küresel Eylem Grubu”nca yapılacak. Duyarlı yurttaşlar, ‘yaşam savunucuları’; “Ne petrol, ne kömür, ne nükleer. Güneş, rüzgâr bize yeter" diye haykıracak alanlarda. Greenpeace (Yeşil Barış)’in “Zamanımız daralıyor. İklimi kurtarmalıyız. 8 Aralık’ta çalar saatlerinizi 12.00’ye kuralım” çağrısına uyanlar, mitingte ya da bulundukları yerlerde ‘alarm’ verecekler. Dünyayı kirleten faaliyetlere son verilmesini daha yüksek sesle, -duymazlar diye de- çalar saatin ‘irkiltici’ “zil sesiyle” uyararak talep edecekler. 3 yıldır tüm dünyada gerçekleştirilen ‘küresel eylemler’ in Türkiye ayağı ise; bu yıl çok önemli. Çünkü, ‘küresel ısınma’yı durdurma yönündeki mücadelede şimdilik eldeki tek uluslararası sözleşme olan ‘Kyoto Protokolü’nü imzalamayan 3 ülkeden biri olan Avustralya’nın protokolü bu günlerde (Endonezya/Bali’de gerçekleşecek ‘iklim toplantısı’nda) imzalaması bekleniyor. Bu durumda, imzalamayan ülke olarak geriye sadece ABD ve Türkiye kalıyor. Bu nedenle 8 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak miting çok önemli ve anlamlı. Doğal olarak da, dünyanın gözü Türkiye’deki ‘yaşam savunucularının’ üzerinde olacak elbette...
Yalçın Ergündoğan
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|