|
Yalçın Ergündoğan'ın son makalesi:
Gerilime dönüşme eğilimi gösteren şu anki gündemin kod adı: “Sivil Anayasa”. Geri planında değişmeyen ise, “vesayet rejiminin sürmesi” direnci... Bu direnç Türkiye’de hemen hiçbir sorununu “krize” dönüşmeden çözdürmüyor. Yaşamsal derecede önemli pek çok konuya baktığımızda durumun aynı olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Şimdi gündemi Anayasa tartışmaları dolduruyor. Aslında yapılan tartışma da değil. Zorlama ile ‘tartıştırmama hali’ yaratma... Toplumun özgürce, tartışarak, mutabakatlar oluşturarak zamanı çoktan gelmiş de geçmiş olan yeni ‘sözleşmesini’ yaratması engellenmeye çalışılıyor açıkça. “Tartıştırmama hali” için ilk ses veren, yine Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu tabii ki. Seçimlerden önce TBMM’de Cumhurbaşkanı seçmenin önünü tıkayan meşhur "367" formülünü bulan, hukukun 'siyasete alet edilme hali' formüllerinin aranan aktörü, bakın şimdi ne buyuruyor: “22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan Meclis yeni bir anayasa yapma yetkisine sahip değildir. Anayasalar sadece bu konu için seçilmiş ‘kurucu meclisler’ tarafından yapılabilir.” Kanadoğlu, seçilmiş Meclis'i "Anayasa" yapmaya yetkili görmüyor. Bir başka deyişle, sadece Türkiye’de ‘atanmış meclislerin’ mucidi 'darbecileri' Anayasa yapmaya yetkili gördüğünü beyan ediyor. Engelleme girişimine ilk katılanların başında, 12 Eylül faşist rejiminin yarattığı kurumların başında gelen, adı 12 Eylül’le özdeşleşmiş “YÖK” geliyor peşinden... YÖK başkanı Erdoğan Teziç, Anayasa girişimi ve tartışmalar üzerine yaptığı açıklamada bakın ne diyor: “Süreç bir an önce durdurulmalı, değişiklik girişimine bir an önce ara verilmelidir.” Tartışmaları durdurma, yeni Anayasa yaptırmama fikriyatının geri planında yatanı “örtme” aracı olarak kullanılan ise, tabii yine “türban”. Aradan bir gün geçmeden aynı cümleyi bir başka kurumdan duyuyoruz: “Anayasa yapma girişimi ve tartışmalar durdurulsun!..” “Muhtıra” gibi değil mi? Ama, bu kez “muhtıra”yı veren TİSK. Yani “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu”. Hani şu, 12 Eylül 1980’de silahlı askeri bürokrasinin ayaklanarak, Anayasa’yı zor yoluyla ortadan kaldırdığı, Parlamentoyu kapattığı “darbe”nin gerçekleştirilmesinden sonra ortaya çıkıp, gayet “mutlu, mesut ve bahtiyar” bir şekilde, “ağzı kulaklarında” gazetecilere poz verip, ardından da; “Eee, bugüne dek işçiler ve işçi sendikaları çok güldü, şimdi gülme sırası bizde...”diyen meşhur Halit Narin’in eskiden başkanı olduğu kuruluş. Toplumsal belleği silme girişimlerine karşı “belleğini koruyabilenler” hemen hatırlamıştır. Evet, evet, doğru hatırladınız. İşte o “TİSK” şimdi yine ortaya çıkıp bakın ne diyor muhtıra gibi açıklamasında: “Anayasa değişiklikleri konusunda diyalog ve uzlaşma sağlanmasının gereği, hükümet programında belirtilmesine rağmen, Anayasa değişiklik çalışmalarının gündeme gelmesiyle birlikte, Türkiye toplumsal gerginliklerin giderek tırmandığı, ekonomik ve sosyal açıdan son derece yıpratıcı bir sürece girmiştir. Yeni bir Anayasa yapılmasının hem yöntem hem de zamanlamasının doğru olmadığı görüşündeyiz.” “...Yeni Anayasa yapılmasına ilişkin çalışmalar bugün için Türkiye'nin gündeminden çıkarılmalı.” * * * Anayasayı “sivil” olma şartının yanında “demokratik” de yapabilmek için tartışılması gereken o kadar çok madde var ki, üzeri hep “türban”la örtülüyor. Kendisini “laik” (‘sözde’) olarak tanımlayan, aslında konum ve ‘iktidarlarını’ kaybetmek istemeyen güçler, genel seçimlerde yürüttükleri “korku”ya dayalı taktiği, aynen Anayasa girişiminde de sürdürüyorlar. Yürüttükleri “taktik söylem” seçimlerde AKP’ye “oy patlaması” yaşattı. Toplum önüne çıkıp -ne toplumun tümünden, ne de kendilerine kanmış kesimlerden- bir “özür” bile dilemediler.. Şimdi aynı taktiği, ve “korku” politikasını Anayasa konusunda aynen sürdürüyorlar... Ama, kullandıkları “örtme aracı” sivil ve askeri bürokrasinin ‘vesayet rejimi’ni koruma niyetlerini artık eskisi gibi örtemiyor...
Yalçın Ergündoğan
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|