Masamda bir davetiye... Çok şık, büyük
boy siyah bir zarf içindeki davetiyeyi merakla açtım. Zarfı
açtığımda içinden çıkan davetiye beni hem çok sevindirdi, hem de siyah-beyaz
yıllara götürüverdi birden. Ayfer Tunç'un Yapı Kredi Yayınları'ndan
çıkan "Bir maniniz yoksa, annemler size gelecek" kitabına başlık olan
yılların çok öncesine hatta. İnsan zihni belli bir yaş eşiğini aştıktan
sonra, sanki daha fazla ayrıntıyı hatırlıyor. Birden dökülüverdi gözlerimin
önüne o ayrıntılar...
Beni sevindiren aynı zamanda da
"siyah-beyaz" yıllara götürüveren şey "Türkiye Sinema ve Audiovisuel
Kültür Vakfı (TÜRSAK)" ile "Beyoğlu Belediyesi"nce düzenlenen
"1. Yeşilçam Ödülleri" törenine ilişkin "o" davetiye idi işte.
24 Mart Pazartesi akşamı,
gerçekleştirilecek tören için Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi
Sarayı'nın yolunu tuttum. Salonun ve soluklanma alanlarının dekoru her ne
kadar kafamda canlandırdığım ülkede yaşayan hemen hemen herkesin aynı
şeylere güldüğü, aynı şeylere ağladığı o "siyah beyaz yıllar"ı
anımsatmaktan uzak, çok renkli ve hareketli bir ortamsa da en azından
giysilerdeki ağırlık siyahtan yana idi...
* * *
1973-74 yıllarında idi sanırım. Kuruluş
yıllarında Yönetim Kurulu üyeliğini yaptığım "İzmir Sinema Kültür Derneği
(İSKD)'nin kurucu ve yürütücülerinden, şimdinin
Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
öğretim üyesi Prof. Oğuz Makal'la da, yıllar sonra
bu törende karşılaştım. Meşguldü. Fazla konuşamasak da, o yılları anımsadım
birden. İSKD yıllarında her hafta ya İstanbul'a otobüsle gelir rahmetli
Onat Kutlar'dan (Sinematek) çuval içinde o hafta göstereceğimiz filmin
kocaman bobinlerini alır, ya da o bir otobüs şirketine kendisinin vermesini
temin edersek, İstanbul'a gelmeden gidip garajdan alırdık...
O yıllarda gösterime soktuklarımız
Yeşilçam filmleri değildi. Dünya sinemasının ya da Sovyet Sineması'nın
örneklerinden oluşurdu hep. Tabii arada da Yılmaz Güney
filmleri...
* * *
Ödüllerin verileceği törenin başında
konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Türkiye'de ilk kez,
sinema alanında bir ödüle "Yeşilçam" adının verildiğine" dikkatimizi
çekti. "Yeşilçam zaten Türk sinemasıyla özdeşleşmiş bir isim.
Dolayısıyla bu çok doğru bir seçim" dedi. Sayın bakanın katıldığım en
anlamlı cümlesi ise bana göre; "Yeşilçam'ın
bir zamanlar bir kuşağın neredeyse bütün 'duygu dünyasını'
kapladığını" dile getiren cümlesiydi. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet
Misbah Demircan da "Yeşilçam'daki büyüklerinin kendisine zaman zaman
'Beyoğlu'na sahip çıkın' dediklerini, kendisinin de ancak böylesi
bir organizasyonla ilçeye sahip çıkılacağını düşündüğünü" ifade etti. Sayın
Demircan'ın bu girişimin kalıcı ve giderek Uluslararası bir hal
almasına olanak sağlayacak girişimleri yaptığını vurgulaması da çok
sevindirici idi.
* * *
Konuşmaların ardından
Behzat Gerçeker ve Enbe
Orkestrası'nın sahnedeki "beyaz perdeden" filmlerin görüntülerinin
yansıtılmasına eşlik eden Türk filmlerinin müziklerinden örnekleri
seslendirdiği an ise, yaşamaya değerdi doğrusu...
Yarışmanın jürisi de diğerlerinden
değişik özelliğe sahip. Bu kez, filmlerin ön seçimini sinema
emekçilerinin oluşturduğu "üretenler jürisi" yapmış.
Sinemacıların yanı sıra, iş, kültür ve medya dünyası ve akademisyenlerin yer
aldığı jüri de, her daldaki 5 aday içinden "Yeşilçam Ödülleri"nin
birincilerini belirlemiş. Gerçi gazetelerden TV'lerden sonuçları
öğrenmişsinizdir ama, yazının bütünlüğü içinde Abdullah Oğuz'un
yönettiği "Mutluluk" filminin "En İyi Film", "En İyi Kadın Oyuncu"
ve "En İyi Müzik" ödüllerini kazandığını, Fatih Akın "En İyi
Yönetmen" olurken; Şener Şen'in de, "Kabadayı" filmindeki rolüyle "En
İyi Erkek Oyuncu" seçildiğini de belirteyim.
Bir dönem çok eleştirmiş olsak da, seni
seviyoruz "Yeşilçam". Siyah-beyaz yıllarımızın rengi, duygu
dünyamızın kaynağı, sen çok yaşa...