Artık bir şeyler değişiyor...  
Anasayfa Künye Reklam Arama
Haberler Video Haber RH+ Röportaj Yazarlar
 
 

Çok Okunanlar
Devamını Oku Hatırlıyorum demek ki hep vardım
Devamını Oku Aradaki '7 fark'ı göster bana Efes Pilsen
Devamını Oku TV İlanıyla Yasak Aşk
Devamını Oku Kanada'da Meteor Paniği
Devamını Oku Bir Zabıta Dayağıyla Ölüm Eksikti, O da Oldu

Son Yorumlananlar
Devamını Oku Aradaki '7 fark'ı göster bana Efes Pilsen
Devamını Oku Genelkurmay'dan 'Alevi' açıklaması
Devamını Oku Doğu Kadınlarındaki Duygusal Lezbiyenlik
Devamını Oku Fethullah Gülen marka condom çıktı, ortalık fena karıştı !!!
Devamını Oku Hepsi Grubu Dağılıyor mu?

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum

Sitemiz
Mozilla Firefox
Internet Explorer
Opera
Safari
ile test edilmiştir.



RSS / XML
RSS / XML
EkleBunu RSS Ekle Butonu


Anasayfa> Yaşam ve Insanlar> Üniversite mi, Ticarethane mi?
 Üniversite mi, Ticarethane mi?

Üniversite mi, Ticarethane mi?
"Üniversiteleri eğitimden uzak, ticari kurumlara çevirdiler..." Birgün'ün haberi:




Devamlı değişen politikalar, okul eğitiminin yetersizliği, dersanelerin ahtapot gibi kolları ve özel hocalar... Kısacası eğitim de, gelecek de para ile orantılı. Fırsat eşitliği tamamen ortadan kalkmış, yerine rekabet ve arz talep sistemi oturtulmuş...

aklaşan yeni oku! dönemiyle üniversitelerde belirsizlikler sürüyor. Türkiye'deki eğitim sisteminden başta öğrenciler olmak üzere öğretim görevlileri dahil genel bir hoşnutsuzluk söz konusu. Yeterli öğretim görevlisi olmaması ve hak ettikleri koşullarda eğirim yapamamalarınınjâturasım acı biçimde yaşayan öğrenciler, kendi standartlarını sorgulamaktan çoktan vazgeçmiş durumda. Ezbere dayalı sistemin üniversite sıralarına jirlattığı kafası karışık öğrenciler Yüksek Öğrenim Kurulu'nun özgürlüğü kısıtlayan kanunları ile günden güne eğitime ve daha önemlisi geleceklerine dair umudu yitirmekte. Öğrenciler bıkkın, öğrenciler mutsuz, öğrenciler 'uzakta'. Ve bu mesafe gitgide artmakta. Öğretim görevlileri ve öğrenciler adeta tek ses olmuş aynı şeyin altını çiziyor: Bize ne verdiler ki ne bekliyorlar? 21. yüzyılın Türkiye'si ödenek yetersizliği ve bilinçli yasaklamalarla eğitimine darbe vurmaya devam ediyor. Öğretim görevlileri ve öğrencilerden aldığımız yorumlar doğrultusunda çıkan tablo ise Türkiye'nin siluetini oluşturmakta. Yaşam kalitesine paralel eğitim kalitesi de düşmekte. Ya da eğitim kalitesine paralel yaşam kalitesi...

MERVE KARALİ (Yıldız Teknik Üniversitesi-iktisat 1. sınıf)
İnsanlar sadece diploma için okuyor
İSTEDİĞİM bir bölüm değildi; son tercihime girdim. Bu sene üniversiteli olayım diye mecburen yerleştim. Beni neler bekliyor bilmiyorum. Eğitimin amacının kavranmadığını düşünüyorum. Bu yüzden, insanların sadece diploma için okuduğunu söyleyebilirim. Ve de ailelerin istedikleri olsun diye. Gençlerin çok da bilinçli olarak üniversiteyi kazandıklarını düşünmüyorum. Ben iyi bir işim olsun diye tercih ettim. Kültür-sanata yeteri kadar yer ayırıyorum. Tiyatro ve sinemaya gitmeye bayılıyorum. YÖK hakkında ise bir şey düşünmüyorum.

CEYHUN AKGÜN (Marmara Üniv. Bankacılık 2. sınıf-çalışıyor)
Yakın tarih saklanıyor
AÇIKÇASI istemeden girdim. İlk tercihimdi. Nasıl olsa tutmaz diye burayı yazdım ve kendimi bu bölümde buldum. Aslında Dış Ticaret okumak istiyordum. Eğitim süreci bana pahalı geldiği için ve ailemin maddi geliri düşük olduğu için çalışıyorum. Sosyal aktivitelere fazla zaman ayıramıyorum. Çünkü günün 15 saati çalışıyorum... YÖK'ün kendine hayrı yok. YÖK'ün kanunları ve çıkardığı yasalar çok baskıcı geliyor bana. Çünkü üniversitede okuyan insanlar en verimli çağlarındalar; onları o yaşta kısarlarsa ilerde çok verimsiz bir toplum olur. Bana göre, ülkemizin ilerlemesini istemeyen parasal açıdan güçlü devletlerin bilinçli yaptığı bir şey bu. ABD'ye mecburuz bir yerde. Borcumuz var.

Eğitim sistemini ezberci buluyorum. Üniversiteyi çok farklı sanıyordum, geldiğimde hiç beklemediğim bir şey çıktı. Hayal kırıklığına uğradım. Mesela tarih; hep Osmanlı, Kurtuluş Savaşı. Aynı konular etrafında dönen bir tarih. Ama bu ülkenin bir de yakın tarihi var. Hepimiz biliyoruz ki yukardakiler bilinçsiz bir gençlik yetişmesini istediklerinden dolayı yakın tarihi saklıyorlar bizden. Çünkü gençler bunları öğrendikleri zaman olaylar çıkacağını, başlarının ağrıyacağını biliyorlar.

ÖZGE ALBAYRAK (Uludağ Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği)
YÖK'le güvende hissetmiyoruz kendimizi
BİLİNÇLİ bir tercih değildi. Bir tercihim olmadığı için ve bu bölümün biraz daha garantisi olduğu için yazdım. YÖK'ün toptan kaldırılmasını istiyorum. Bizi iyi savunamadığını düşünüyorum. Güvende hissetmiyoruz kendimizi belki de. YÖK yeterli gelmiyor... Öğrencilerin okula istekli gittiklerini sanmıyorum. Bunu yüzlerden görebiliyoruz. Sınav sistemi, öğretmenlerin genel yetersizlikleri ve öğrencilere karşı bakış açısı öğrenciler ve okul arasında bir uzaklaşmaya neden oluyor. Soğutuyorlar bizi açıkçası. Türkiye'de öğrenciler 'salmış' durumda, kimse ciddiye almıyor okulu ya da hayatı. Çünkü kimse istediği bölümde okumuyor ve istediği işi yapamayacak. Kendime dair bir gelecek düşünemiyorum. Bu söylediğim tüm gençler için geçerli. Devletin de payı büyük bunda. İnsana değer verilmiyor.

HUSNIYE SARIYILDIZ (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi)
Eğitim yeterli bence
DOKTOR olmak için bu bölümü tercih ettim. YÖK hakkında pek iyi şeyler düşünmüyorum. Temelden hatalı bir kurum. Bizim üniversitede özgürlük olduğuna inanıyorum. Genel olarak Türkiye'de öğrencilerin kısıtlandığını düşünmüyorum. Eğitim yeterli bence. Yine de daha bireysel olması gerektiğini düşünüyorum. Bununla beraber üniversite sonrası iş imkanı verilmediği için gençler için ilerisi zor olacak gibi.

İSMAİL KUNDAKÇI (Açık Öğretim Fak. işletme 1. sınıf-çalışıyor)
Öğrenci hakları yok ki...
ÖNCELİKLE askerlikten muaf olmak için yazdım. Normalde istediğim bir okul değildi. Günümüzde bazı meslekleri yapabilmek için üniversite diploması istiyorlar. Yazmamın bir nedeni de buydu. YÖK'ten hiç memnun değilim. Öğrenci hakları diye bir şey yok burada. Eğitim durumu sıfır. Üniversiteden mezun olup eğitimli olabilmiş insan çok az. Kendi bölümlerinden mezun olsalar da iş garantisi yok.

GÜNEŞ SELMA YILDIZ (Ankara Üniversitesi Arkeoloji 1. sınıf)
Üniversiteler özgür olmalı
EĞİTİM hakkı çok sınırlı bu ülkede. Devletin ve hükümetin istediği tarzda bir öğrenci olmak zorundasınız. Biz bunlara karşı çıkan insanlarız. Biz koyun değiliz; hükümeti de çoban olarak addetmiyoruz. YÖK'ün öngördüğü eğitim sistemini yaşıyoruz. Birçok insan kendi siyasi görüşünü üniversitelerde savunamıyor. Savunursanız ne oluyor: Öğretim görevlileri size takıyor, 100 puanlık bir kağıt verseniz de size istediği puanı veriyor. Maalesef eğitim ve ülkenin geldiği nokta bu. YÖK üniversiteyi sınırlayan ve kendi kurallarını dayatan bir sistem. Üniversite özgür olmalı. Gelecekte bizden bir şey bekleniyor ama her şeyimiz kısıtlanmış durumda. Nasıl fayda beklenir gençlerden o zaman?

BARAN GÜRSEL (Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji)
YÖK, ucuz öğrenci emeğini şirketlere sunuyor
ÜNİVERSİTEYE girmeden önce, üniversitede öğretmen-öğrenci ilişkisinin yatay bir ilişki olduğunu, üniversitede fikir ve politika üretmenin daha özgür olacağını ve eğitim olarak da daha geniş çerçevede bakış açılarına sahip olu-nabildiğini düşünüyordum, hayal ediyordum. Ama üniversiteye geldiğimde gördüm ki bunların hiçbirinden eser yok. Kullandığımız alan üzerinde hiçbir söz sahibi değiliz ve sadece çeşitli gruplar bu alandan fayda sağlıyor. Kendi bölümüm (psikoloji) açısından bakarsam, okutulan dersler derinlikli bilgi sağlamamakla beraber, konunun düşünüş tarzının temellerini oluşturan ve diğer sosyal bilimler alanlarının düşünüş tarzlarına katkıda bulunan temel görüşleri de içermemekte. Okulda yurt sorunundan, kayıt parası sorununa; Kilyos'a insanların sürgüne gönderilmesinden, okul alanını şirketlerin bizden daha fazla kullanmasına kadar bir sürü sorun var. Yönetimde, karar mekanizmalarında söz sahibi değiliz. Yani üniversitede özgürlükten söz etmemiz mümkün değil. Özel durumlarda(l) okula polisin girmesi, etkinliklerimizin engellenmesi de cabası. YÖK, üniversitelerin ticarileştirilmesiyle, öğrencilerin ucuz emek kaynağı olarak şirketlere sunulmasıyla, şirketlere doğrudan proje hazırlanmasıyla, üniversitede politika üretilmesini çeşitli yollarla engellemekle görevli bir baskı aygıtıdır.

ZEYNEP DEMİRBAŞ (Uşak Üniversitesi işletme 3. sınıf)
Bu ülkede kalmak istemiyorum
SADECE okumak için girdim, beklentim yok. Tekrar sınava girmeyi düşünüyorum. Eğer istediğim şeyleri yapabilirsem kalırım ama olmazsa yurt dışına gitmeyi düşünüyorum. Eğitim, çalışma dahil her alanda bir kısıtlama olduğundan burada bir şeyler yapamayacağımı sanıyorum. Bu yüzden bu ülkede kalmak istemiyorum. İnsanlarda bireysellik yok. Hep başkaları istedikleri için bir şeyler yapıyorlar. YÖK ise ayrı alem. Hiçbir işe yaramıyor. Türkiye'de eğitim zayıf; insanlara hiçbir şey verilmiyor. Belli düşünceler var; bunları bunları yapacaksınız diye. İnsanların düşüncelerine, söylediklerine, hissettiklerine saygı duyulmuyor. Diyelim bir kitap okumak istiyorsunuz; bir bakıyorsunuz kitabın arkasına 25 YTL yazıyor. Tamam emeğe saygılıyız ama pahalılık had safhada. Bu yüzden gitmeyi istiyorum buralardan. Tabii ki devleti suçlu görüyorum, ama bizim de suçumuz var. Biz, 'Hayır bu böyle olmaz, artık yeter' diyebilsek işler değişebilir. Gidişat kötü, kimse sesini çıkaramıyor, herkes boyun eğiyor. Kimsenin kendi hayatı yok.

ZAFER KANIK (Ortadoğu Teknik Üniversitesi iktisat 3. sınıf)
Özel okullara giden profesörlere devlet dur demeli
GAYET bilinçli bir tercih olarak okulumu kazandım. Spesifik bir şeye değinmek istiyorum: Türkçe eğitimi savunan insanlardanım. Türk bilimi ve dilinin daha çok gelişmesini isteyenlerdenim. Bu şekilde kalkınmamız kolay olur. YÖK'ün olması gerektiğini düşünüyorum ama çok da gerekli değil. Üniversitelerin özgürleşmesine engel oluyorlar. Siyasi olarak ve birçok yönden kisitiamalarin olduğu bir ülkedeyiz. Ama bu kısıtlamaların bazılarını haklı görüyorum. Biz küçük ülkeler gibi değiliz. Farklı bir kültürün içindeyiz. Bu yüzden kısıtlama olmalı. Çok iyi potansiyeli olan bir ülkedeyiz, daha iyi yere gelebiliriz. Özel okullara giden değerli profesörlere devletin dur demesi gerekiyor.

EMİNE ÖZÇELİK (istanbul Üniv. Kamu Yön. 3. sınıf- çalışıyor)
Hiç bir şeyin iyiye gideceğini sanmıyorum
GELECEĞE yönelik bilinçli bir tercihimdi bu bölüm. İdari Hakimlik sınavına girmeyi düşünüyorum mezun olduktan sonra. Sosyal aktiviteler dışında okulda eğitimden memnunum. Kültür-sanata yeteri kadar zaman ayırabildiğimi düşünüyorum. YÖK hakkında iyi şeyler düşünmüyorum tabii. Genel işleyiş olarak öğrencilere yönelik bir kurum olamıyorlar. Bu yaşıma geldim, YÖK'ün bize faydasını daha göremedim. Türkiye'de eğitimin sıfır olduğunu düşünüyorum. Bu konuda hiç kuşkum yok. Öğrencilerin üniversiteye girdiklerinde, daha ilk anda bir hayal kırıklığı oluyor. Üniversite ile ilgili çok hayal kurarlar, sosyal aktivite olsun, eğitim olsun, okuldaki ortam olsun... Ve büyük hayal kırıklıkları yaşarlar. Eğitim ve buna paralel olarak gelecek için önümüzdeki günlerin daha kötü olacağını düşünüyorum. Hiçbir şeyin iyiye gideceğini sanmıyorum.

BENGU DAĞLI (Mimarsinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Türk Dil ve Edebiyatı)
YÖK üniversiteleri boyunduruğu altına aldı
BEN de okuduğu bölümü benimsemeyen büyük çoğunluk içindeyim. Üniversitede okumak istediğim bölüm Basın-Yayın bölümüydü ama lisede yanlış bölüm tercihim yüzünden buradayım. Lisede Türkçe-Matematik bölümünü seçtim fakat sözel tercih etmem gerekiyordu. Çünkü sözel bölümü sadece dersle ilgisi olmayan, tembel, kolayı kaçanlar tercih ediyordu. Ortak görüş buydu. Kendimi hep bir gün gazeteci olacak şekilde yetiştirmeye çalıştım. Bunu da görsel ve yazılı basını yakından takip ederek yaptım. Ama benim en büyük eksikliğim çevremde bana yardımcı olacak, yön verecek birilerinin bulunmamasıydı. Sonra, şimdiki okuduğum bölümle kendimi avuttum. Çünkü kitap benim hayatım demekti. Ama ilk ders benim için tam bir yıkım oldu. Çünkü bölümüm eski edebiyat ağırlıklıydı ve bana hitap etmiyordu. Okuldan, amacımdan uzaklaştım, üniversite benim için kâbusa döndü. Önümde bitirmek zorunda olduğum bir okul ve üst üste yığılmış bir sürü ders var. Şimdi tek amacım okulu bitirmek ve para kazanacağım bir işe girmek. Çok acı değil mi?YÖK'e gelince; hemen hemen bütün üniversite öğrencilerinin nefret ettiği bir kurum. Çünkü bizim isteklerimizden çok uzak bir yapısı var. Ama bu hükümetle birlikte ben YÖK'e biraz daha ılımlı yaklaşmaya başladım. Çünkü YÖK üniversiteleri nasıl boyunduruğu altına aldıysa aynı şeyi bu hükümet de yapıyor ve ele geçirene kadar vazgeçmeyeceğini biliyorum. Yani anlayacağınız kötünün iyisini seçiyorum.

* * *
Prof. Dr. FATMA GÖK (BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ)
Üniversiteler Türkiye'nin aynası
ÖĞRENCİLER üniversiteye yorgun düşmüş geliyorlar. Yıllar boyu üniversiteye hazırlanma süreci ve onun getirdiği fiziksel, daha çok duygusal olarak yoğun yıpranma hali içinde karşımıza çıkıyorlar. Bu Türk eğitim sisteminin üniversiteye giriş aşamasındaki son derece yarışmacı, son derece eşitsiz yapısından kaynaklanıyor. Bunun yanında, teste hazırlanmanın getirdiği bir öğrenme biçimi var. Bu pedagojik olarak çok doğru bir öğrenme biçimi değil. "Birtakım seçenekler var, en kısa zamanda bazı seçenekleri eleyin"... Ama bizim yaptığımız üniversite eğitimi esasında, anında birtakım seçenekleri elemek ve çok çabuk tepki göstermek, düşünmeden, derinliğine inmeden, eleştirel düşünmeden yapılabilecek bir şey değil. Bazı öğrencilerde yazma becerisi de eksik.

Üniversitede, gelenler geldi, gelmeyenler elendi gibi bir bakış açısı var. Oysa üniversiteye geldikleri zaman öğrencilere birkaç açıdan bakmak lazım. Birincisi, Türkiye'nin her yerinden gelmiş oluyorlar. Bizim o gençleri kucaklayacak, onların büyük şehir hayatına adapte olmasını sağlayacak bir programımız yok. Bu eğitime ne kadar kaynak ayrıldığıyla ilgili... Öğrenciler kitaplara erişemiyor. Bilgisayar ve internet olanaklarının yetersizliği, yeterli nitelikte öğretim üyesi olmaması, öğretim üyelerinin yeterli ücret alamamaları Türk eğitim sisteminin en büyük sorunları arasında... 80 sonrası yüksek öğretim sistemi tamamen askeri mantıkla üniversitelere tek tip elbise giydirdi. Yerel, kültürel farklılık ve çeşitliğe hiçbir şekilde yer vermeyen bir yapı sunuldu. Rektörden başlayarak, kurullara değin hepsi hiyerarşik yapıya göre belirleniyor. Öğrenci ve genç öğretim görevlilerine söz hakkı neredeyse hiç verilmiyor. YÖK, demokratik üniversite modeline hiçbir şekilde izin vermeyen bir sistem. Üniversitelere bakarak nasıl bir Türkiye'de yaşadığımızı anlayabiliriz. YÖK biraz günah keçisi oldu, bunun üzerinde durmak istiyorum. YÖK döneminde olan her şey YÖK'ten bilinir oldu. Bu doğru değil. YÖK üniversitelerin en önemli sorunlarından biri olan öğretim üyesi kalitesinin yükseltilmesi konusunda çaba sarfetti ama siyasiler ve öğretim üyeleri yüzünden olamadı. Siyasiler devamlı üniversite açtılar ve kalite hızla düştü. Öğretim üyeleri ise güçlü bir çıkar grubudur. YÖK'le fazla dertleri olmadığı için karşı çıkmıyorlar. Mesela YÖK

Prof. AHMET ÇAKMAK (MARMARA ÜNİVERSİTESİ)
Öğretim üyelerinin YÖK'le dertleri yok gibi
merkezi yabancı dil sınavı koydu, 1990'ların başıydı galiba. Öğretim üyesi sıfatını taşıyanlar hiç olmazsa bir yabancı dili doğru dürüst öğrensin diye. Kısa sürede bu sınavı etkisizleştirmeyi becerdiler. Boğaziçi Üni-versitesi'nin son zamanlardaki örnek tavrı biliniyor, ODTÜ'nün görece de olsa kalitesi biliniyor. Bunlar YÖK varken olmadı mı? Ben YÖK kaldırılmasın demiyorum. Sadece iki şeyin altını çizmek istiyorum. Birincisi, her şeyin sebebi olarak YÖK'ün gösterildiği ve esas sorunların bu sayede halının altına süpürüldüğüdür. İkincisi de, YÖK düzeninin alternatifinin ne olacağı meselesi. Solun her yaşamsal konuda olduğu gibi bu konuda da ipe sapa gelir bir alternatif tasarısı yok.

Prof. SEVGİ SOYLU KOYUNCU (19 MAYIS ÜNİVERSİTESİ)
Düşündürtmeden ezberletirsek sonuç bu olur
SADECE 'birinci' olmanın önemi üzerine kurgulanmış toplumlarda, dünyayı algılama yetilerimiz üretici bir yapıdan çok, eleyici bir işleyişe sahip olur. Birşeylerin birincisi olmak üzerine kurulu yapıda birileri bir şeylerin şampiyonları, birinci olamayanlar, yani diğerleri ise niteliksiz yığınlarmış gibi algılanırlar. Elbert Hubbard 'ne kadar değersiz olduğunu öğrenmek için herkes üniversite eğitimi almalıdır' der. Kastedilen bir fabrikanın kapısından ham olarak giren ürünlerin diğer kapıdan, sıradan ve aynı şekle bürünerek çıkması... Sözü ilkokuldan da başlatabiliriz. 40 kişilik sınıflarda alınan eğitimin yetersizliği yüzünden tutulan özel ilkokul öğretmenleri; resim, beden, müzik derslerinin müfredattan kaybolması ve çocuklarımızın bilginin sadece soğuk ve ezber yüzüne teslim edilmesi... Sıradan, başarısız, sesi çıkmayan, kompleksli bir toplum oluşturmanın yolu bana göre düşündürmeden ezberletmektir. Dünyaya ve kendi ruhuna incelik katmaktan aciz insanlar yetiştirmektir. 'Düşünüyorum, o halde varım' diyen toplumların karşısına 'düşünmüyorum, ezberliyorum, o halde yokum' diyerek çıkmamaktır.

Kendi çocuklarını tüketen bir toplumu nasıl bir gelecek bekler? Uzun yıllar önce felsefe dersleri sessizce eğitim sistemimizin içinden çekildi. Düşünce eksik kaldı. Sonra psikoloji dersleri kayboldu. Empati unutuldu. Eğitim sistemi ezbere yönelik olduğu için sorma, sorgulama, karşılaştığı sorunu acaba başka türlü de bir çözüm yolu olamaz mı diye düşünme yaratıcılığı da gelişmiyor.

Sanat Eğitimi dersleri, yalnızca sanatçı yetiştiren bir sistem değildir. Hedefi dünyayı gözlemlemek, güzellikleri fark etmek, hayatın renklerini hissedip, kendi yaşamına sokup, başkalarına da yansıtacak insanları oluş-turmakür. Hayatı ve içindekileri çiçek-böcek ayırmadan seven insanlar yetiştirmektir. Mutluluğun, aşkın, sevginin hizmetindedir sanat. Oysa ki, geleceğe hazırlanan çocuklarımız için yaratıcı düşüncenin gelişmesinin gereğine, sanata inanılmıyor artık. Netler üzerine kurulmuş brüt hayatlar...

Oysa ki, düşünce, inanç ve akıl, bilim, felsefe sanat ile birleştiğinde, gerçekleşemeyecek hiçbir şey yok. Eğer bir toplum normal şartlar altında değil de devamlı bir olağanüstü koşullar ve itilmiş, arkaya atılmış, konuşulmayan sorunlar yaşıyorsa, biraz uzaktan o toplumu mercek alüna almak lazım.

ÖSS sınavları hayatın belirleyicisi olarak karşımıza çıkıyor. OKS sonrası lise dönemi gelecek üzerinde en yoğun düşünülen ve çaba harcanan bir dönemdir. Aslında tercih edilen, yetenek ve isteğe göre branşlaşmanın ilkokuldan sonra yapılmasıdır. İlköğretim döneminde çocukların yetenekleri düzeyinde yo-ğunlaşabilmelerini sağlayan bir eğitim sistemi kurulabilmiş olsa, binlerce gencimiz bugün sınav kapılarında yığılmayacaktı. Yapabileceklerini ve yeteneklerini kavramış, çoktan o yolda eğitim almaya başlamış kişiler olacak, hem kendileri mutlu hem de toplum insan gücünü doğru kullanarak kendi öz kaynaklarını bonkörce savurmadan kullanmış olacak-tı.Günümüzde tercih edilen bölümlere baktığımızda, toplumca kabul gören statü, para, kariyer getiren meslekleri görmekteyiz. Kişinin ruhsal ve bedensel gelişimi ile olmak isteği bölüm uyuşmadığında, fark edilemeyen, işini aşkla sevmeyen, mutsuz bir kitle oluşmaktadır. Bereketli top-raklarıyla büyük olanaklar sunan ülkemizde Ziraat ve Veterinerlik Fakültelerinin neden az tercih edilir olduğunu da yıllardır kendime sorar dururum. Köy ve kent yaşamının bu kadar iç içe olduğu bir ülkede hayvancılık, tarım ve denizcilik bana göre çok tercih edilen meslekler olabilirdi. Organik tarım, balık üretim çiftlikleri, doğal besicilik çok üzerinde durmamız ve mutlaka geliştirmemiz gereken konulardır diye düşünür ve üniversitelerimize aranılan bölümler olmalarını arzu ederim. Ülkemiz için önemli olup az tercih edilen bölümlerin sorunlarının çözülüp günümüz teknolojisiyle donanıp yeniden canlandırılması onları tercih edilir hale getirecektir. Böylelikle belli alanlara yığılmaların önüne geçilip, ülkenin ihtiyacı olan her alanda insan yetiştirilmesi sağlanabilir.

İster OKS ister ÖSS ya da girilen birçok sınav bugün açıklanan ancak, sonuçları dünden belli olmuş, sadece günümüzde açıklanan sonuçlardır. Ailenin öngörüsü, verilen eğitimin niteliği, çocuğun kendisiyle ilgili sorulara dünden verdiği cevaplar; hatta kurduğu, olmasını istediği gizli düşleri bile bugün baş etmesi gereken sonuçları olarak karşısındadır.

Uygar bir toplumu; iyi eğitilmiş, kendi geleceğini kendisi belirleyen, özgür eleştiri ve özeleştiri yapabilen çağının gerçeklerinin ve kendine düşen görevlerin bilincinde bireylerle gerçekleştirebiliriz.

Devamlı değişen politikalar, okulların verdiği eğitimin yetersizliği, dersanelerin bir ahtapot gibi uzanan kollarının her yanı sarması ve hala kıvam tutmayan öğrenciye yardıma hazır özel hocalar... Kısacası eğitim de, gelecek de para ile orantılı. Fırsat eşitliği tamamen ortadan kalkmış, yerine rekabet ve arz talep sistemi oturtulmuştur. Çocuklardan beklenen ise zekâsı, algılaması, şartları ne olursa olsun, geleceğini belirleyecek bu sınavdan başarıyla çıkmak. Yani, eğitim tek çıkışlı bir kapı. Kişisel özellikleri ayırt edemeyen, sadece net sayısına bakan bir kapı... Acımadan, duygularını işin içine karıştırmadan düşünebilen aileler sisteme entegre edebildi çocuklarını. Bazıları ise ortayı bulmaya çalışmaktan yoruldu. Bazı aileler çocukları kadar konuya hakim oldu, kaç netin neye yaradığından, çocuğunun anlamakta zorlandığı konulara kadar her şeyini bildi. Bazıları da çaresiz izledi bilmediği bu sistem içinde çırpınan çocuğunu. Parası olmayanı konuşmuyoruz bile. Yeni fikirlere açık, ileri görüşlü, İyi bir meslek ahlakına sahip olması hedeflenen bir öğrencinin, mezun olduğunda karşılaştığı problemleri tanıyabilme ve çözümleyebilme becerisine sahip olması, bilgiye nasıl ulaşacağını öğrenmiş, farklı kültür ve değerlerin farkında olup açık ve etkili düşünebilme ve yazabilmek becerisini kazanması beklenir. Üniversitelerin eğitim ve öğretimdeki en büyük görevi; öğrencilere bilgiyi yüklemek değil, bilgiye nasıl ulaşılacağını ve bilgiyi nasıl yaşama dönüştürebileceğini öğretmektir. Bilgiye ulaşmanın yolları metodolojiye bağlı olup, bunun için üniversite atmosferi en önemli geleneği oluşturmaktadır.

Prof. AHMET ÇİĞDEM (GAZİ ÜNİVERSİTESİ)

Öğretim üyelerinin YÖK'le dertleri yok gibi

BUGÜN üniversitelerin sorunlarının büyük bir kısmı YÖK'ten kaynaklanmıyor aslında. YÖK'ün temsil ettiği şey her ne ise, üniversiteler yapısal olarak onu öyle eksiksiz bir biçimde içselleştirdiler ve benimsediler ki, artık ona neredeyse gerek kalmadı. Yukardan aşağıya ve emir-komuta zinciri altında, tartışılmaz ideolojik ve pedagojik ilkeler etrafında giderek kaotik bir hâl alan bir örgütlenme var. Bu örgütlenme YÖK'e ne kadar ihtiyaç duyuyor, emin değilim. Üniversitelerin konumu ve işlevleri konusunda çok global bir belirsizlik var. Türkiye gibi ülkelerde üniversiteler geleneksel elit üretimi sürecinin tıkanmasıyla, bu pazarın eliyle gerçekleşen bir dönüşümdü. Üniversitelerin statüko ve resmî ideoloji konusundaki muhafazakârlığı, bu elit pozisyonlarının dönüşmesiyle ilgili. Ayrıca pratik olarak üniversiteler, hem meslek okulları gibi kuruyor kendilerini ama aynı zamanda mezunlarına bir meslek formasyonu verme konusunda çok başarılı değiller. Türkiye'deki kapitalist pazar, üniversite-

lerin sunduğu insan gücünü emebilecek kadar derinleşmiş değil henüz. Devlet de o rasyonaliteye inanmıyor; eğitim planlamacısı yetişiyor ama onlar bir iş yapmıyor. Aile hekimliği var, ama onları kullanabilecek bir sağlık sistemi yok. Anayasa değişiklikleri üniversiteleri ancak idarî olarak değiştirebilir. Fakat ordu, yargı ve üniversiteler, neredeyse resmî muhalefet olarak kendilerine bir misyon da yüklediler epeydir ve bu misyonun gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar.

Ben öğrenciler ve eğitim seviyesi konusunda son yıllarda hep karamsar oldum. Mesela öğrencilerin YÖK konusunda gerçekçi olduklarını sanmıyorum; fakat haklı oldukları başka boyutlar var. Bir öğrencinin dört yılda alması gereken ders miktarını hesapladım ve inanamadım. Otuzbeş kırk dersi buluyor. Nasıl kendine zaman ayıracak? Ayırmıyor. Kitap okumak resmen işkence. Ders kitabı dışında bir şeye bakmak istemiyor.

Kendimizi kandırıyoruz. Öğrenciye bu kadar yüklenmenin bir anlamı yok. Fakat tıpkı liselerin öğrencileri üniversite sınavına hazırlamaları gibi, üniversiteler de iş imtihanlarına hazırlıyor- bu yüzden yığ yı-ğabilirsen. Böylece 'eğitim' yapmış oluyoruz. Üniversite meselesini öyle bir çırpıda halletmek imkânsız. Fakat öncelikle, tıp ve mühendislik fakülteleriyle, eğitim fakültelerini üniversitenin dışına çıkarmak gerekiyor. Onları artık 'okul' mu denilir, 'akademi' mi denilir, başka bir çatı altında örgütlemek gerekiyor. Benim esas derdim, basit meseleleri bile konuşabilecek insan sayısının üniversitedeki azlığı. Bu kadar düz, re-aksiyoner, statükocu bir meslekî grup var mı bilmiyorum Türkiye'de. Üniversitelerin mail gruplarındaki tartışmalara bakıldığında mesela, böyle bir şey var: Kimler vatanını ne kadar çok seviyor, bazıları neden sevmiyor? O hâlde tedbir almak gerekir. Üniversite eğitimi bireye kişisel otonomisini inşâ etmeyi ve tahkimini öğretir esasta. Bizse, kendi küçük, beyni küçük insanlar yetiştirip, onları iktidarın zavallı birer organı olarak sokağa salıp bununla gurur duyuyoruz, kep filan fırlatarak...

Doç. Dr. ASLI YAPAR GÖNENÇ (İSTANBUL ÜNİV. İLETİŞİM FAKÜLTESİ)
Toplumsal sorunlara uzak bir nesil var
ÜLKEMİZDE yüksek öğretim seviyesi maalesef istenilen düzeye ulaşamıyor. Bunda ne üniversitelerin, ne öğretim üyelerinin ne öğrencilerin suçu var. Sorun bir sistem sorunu. Artık günümüzde üniversite diploması yeterli görülmüyor. Bu nedenle bir çok gencimiz yüksek lisans ve doktoraya yöneliyor. Bir çok üniversite mezunu kendi okuduğu alanda çalışmak yerine farklı alanlara yönelmek zorunda kalıyor.

Hatta üniversiteye giriş aşamasında yeterince bilinçlenmeyen gençler, bulundukları bölümde neden bulunduklarını, hayatta amaçlarının ne olduğunu bilmeden üniversiteden mezun oluyor. Bu da eğitimin kalitesini oldukça düşürüyor. Lise eğitimini tamamlamış bir genç, oldukça stresli bir maratonun ardından üniversiteye geldikten sonra kimi zaman hayal kırıklığına uğruyor, kimi zaman da girdiği ortama ayak uyduramıyor. Bunun nedeni, gençlerin üniversiteden beklentilerinin üniversitenin sunduklarıyla kimi zaman örtüşmüyor olması.

Ama şunu da belirtmek gerekir ki üniversiteye gelen öğrenciler de kimi zaman öğretim üyelerini hayal kırıklığına uğratıyor. Her geçen yıl ülkenin sorunlarına ve toplumsal gerçeklere uzak bir nesil karşımıza geliyor. Her şeye karşı gösterdikleri bu ilgisizlik derslerine de yansıyor ve sonuç olarak başarısız bir eğitim ortaya çıkıyor.

Oysa üniversitelerimizin çeşitli fakültelerinin ders programları irdelendiğinde pek çoğunun Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirildiği ve Socrates-Erasmus değişim programı kapsamında pek çok yabancı öğrencinin ülkemize geldiği ve pek çok öğrencimizin de yurt dışına gittiği ve oradaki derslere uyum sağladığı görülmekte. Yani ders içerikleri ve niteliği konusunda bir sorun yaşanmazken, öğrencilerin ilgisizliği ve genç yaşlarında hayattan bezmiş-likleri nedeniyle bir çok sorun yaşıyoruz.

TACIM AÇIK
(Birgün)



16.09.2007 06:44:59
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Yaşam ve Insanlar Bölümünden Son Yazılar
Devamını Oku 22.11.2008 09:59:05 - Lodos İskele Batırdı - Video
Devamını Oku 22.11.2008 09:54:18 - Kanada'da Meteor Paniği
Devamını Oku 22.11.2008 09:49:53 - TV İlanıyla Yasak Aşk
Devamını Oku 21.11.2008 08:02:47 - 11 bin metrede doğum yaptı
Devamını Oku 21.11.2008 07:14:31 - Çocuğa cinsel istismarda ürküten tablo
Devamını Oku 18.11.2008 10:03:53 - İlkokul Öğrencilerine Toplu Tecavüz
Devamını Oku 17.11.2008 05:56:19 - Ayder Yaylası Öldü mü?
Devamını Oku 17.11.2008 05:55:06 - Karşıyaka Taraftarı Vuruldu
Devamını Oku 17.11.2008 05:45:15 - Kocası Fantaziyi Abartınca...
Devamını Oku 13.11.2008 20:47:52 - Bilim-Kurgu Gerçek Oldu
Devamını Oku 13.11.2008 16:02:56 - 18 kilometrelik kuyruk
Devamını Oku 12.11.2008 16:39:36 - Üzmez Mağduresinin Babası Konuştu
Devamını Oku 12.11.2008 02:06:03 - Galata Köprüsü'ne dikkat
Devamını Oku 12.11.2008 02:04:14 - Ölme hakkını kazandı!
Devamını Oku 10.11.2008 14:35:23 - TRT'nin Kürtçe kanalının ismi belirlendi
Devamını Oku 10.11.2008 14:30:41 - Yargıdan şok bir karar daha!
Devamını Oku 08.11.2008 15:11:15 - Çarşı Üzmez'e Karşı
Devamını Oku 08.11.2008 15:02:11 - Şişli'de Taciz Linci
Devamını Oku 07.11.2008 13:23:50 - Pornocu davası
Devamını Oku 06.11.2008 01:58:52 - 'Mini etek giyemiyorum'
Haberi Değerlendirin
Gereksiz bir haber
Yayınlamanız gerekmezdi
Faydalı bir haber olmuş
Gerekli bir haber
Haberiniz çok çok isabetli
Bu haber için oy kullanan 7 ziyaretçimizin puan ortalaması: 3,71
Haber İşlemleri
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yorum Yaz
Yorumları Oku
Haberi Paylaş
Google Google Live Live MySpace MySpace
Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
 
Bilgisayar kullanıcılarına müjde
Bilgisayar kullanıcılarına müjde Microsoft'un yeni uygulaması antivirüs programı üreticilerini zora sokacak...
YouTube rekora koşuyor!
MSN Video geliyor
0,48 saniyede derlendi.