|

YÖK'ün yeni başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın 1995 yılında yayımlanan bir yazısından alıntılar:
YÖK'ün yeni başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın 1995 yılında yayımlanan bir yazısından alıntılar: "İslam ülkelerinin geri kalmışlığı bir gerçektir, ama bunu tamamıyla İslam'a bağlamak sorunu basitleştirmektir." Bu yargıya katılıyorum. Sosyal bilimlerde sorunları tek nedene bağlayan 'indirgemeci' tutumlar genellikle yanıltıcı olur.
Sayın Özcan devam ediyor: "Tarih, İslami kuralların yakından izlendiği zamanlarda Müslümanların birçok alanda dünyayı yönettiğini gösterir." Şimdi durup 'Oldu mu bu ya?' diye sormamız gerekmez mi sayın Özcan'a? Birinci cümlesiyle ikinci cümlesi arasında açık bir çelişki yok mudur? Hem 'Gelişme sorunu dine bağlanamaz' diyeceksiniz, hem de 'dini kurallara uyarak' dünyayı yönetmişiz diye devam edeceksiniz? Hani din ile kalkınma sorunsalı arasında bir bağ yoktu? Özcan devam ediyor: "Tarih, Müslümanların İslami kurallara olan bağlarının zayıflamasından dolayı geriledikleri zamanları da gösterir." Çok bilinen ve basit bir formüldür bu: Dine uyduğumuz zaman kalkınırız, uymadığımız zaman da batarız! Bu formülün kâşifi sayın Özcan değil elbette.
Genel olarak bütün dinlerin müminleri aynı kanıdadır. Bu görüşün yanlışlığı apaçık ortada olsa da elbette savunulabilir. Hatta Weber'in ünlü 'Protestan Ahlakı' tezinde olduğu gibi genel bir kabul de görebilir. Benim anlamakta zorlandığım şey, nasıl olup da bir bilim adamının 'Geri, kalmışlık sorununu tümüyle dine bağlayamayız' dedikten hemen sonra 'İslam'ın kurallarına uyduğumuz zaman ilerlemişiz, uymadığımız zaman da gerilemişiz' diyebilmesidir!
Bir bilim adamı nasıl olur da birkaç cümle içinde birbirine böylesine ters düşen önermelerde bulunabilir? Sanırım okur ve dinleyici kitlesinden pek emin olmanın sağladığı bir rehavet bu düşünce savurganlığına yol açmış olmalıdır. 'Dinleyici veya okur da aynı iman çizgisinde nasıl olsa, kalkıp benim açıklarımı ortaya dökmek için çabalayacak değiller ya!'
Laiklik (sekülerizm) sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değildir, aynı zamanda bilimin dinden ayrılması da (evrim kuramında olduğu gibi) laikliğin bir boyutudur. Dini inanışınızı bilimsel verilerle veya modellerle kanıtlamaya kalktığınız zaman yanlış bir yola girmiş olursunuz.
Sayın Özcan'ın tartışmaya çalıştığı 'Din kalkınmaya engel midir' sorusuna gelince (büyük ölçüde yoruma bağlı olmakla birlikte) ben de İslam'ın gelişmeye veya kalkınmaya ilke olarak engel olduğunu düşünmüyorum. İslam, sermaye birikimine ve kapitalizmin gelişmesine mi engeldi? Hz. Muhammet tüccar değil miydi? 'Ben zenginleri severim' sözü de onun değil midir? 'Faizi' karıştırmayın. Faiz, Musevilik'te ve Hıristiyanlık'ta da haramdı, yasaktı, ama bankerliğin gelişmesine engel olamadı. Buna karşın, Hz. İsa değil miydi "Zenginlerin cennete gitmesi ancak develer iğne deliğinden geçerse mümkün olur" diyen? "Başlar ayak olacak, ayaklar da baş!" diye zenginlere gözdağı veren?
Buna rağmen nasıl oldu da Hıristiyan Batı (tabii Kalvinist, Protestan) ülkelerinde kapitalizm gelişti, sermaye birikimi oldu, yeni görüşler tartışmaya açıldı, dünyanın görünüşü değişti?
Bu sorunun yanıtı, dinin yorumlanışıyla ilgilidir. Özcan bey de yazısında buna değiniyor: "..Suçlama, İslam'dan çok Müslümanlara ve onların İslam'ı yorumlayışına yöneltilmelidir" diyor. Gazali gibi 'nakli' yorumları 'akli' yorumların üzerinde tutan ve 'içtihat kapısını' kapatan düşünürler kuşkusuz ki Müslüman ülkelerin geri kalmasında önemli rol oynadılar. Sorumlu olan, bağnazlıktır, yobazlıktır.
Ama şunu da kabul etmek lazım ki, sonuçta din, bu yorumlardan oluşmaktadır. Gazali'nin veya Ebusuud Efendi'nin söyledikleri ve yaptıklarını İslam'ın dışında sayamayız.
Türker Alkan (Radikal)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|