|

Kadir Sarıkaya yazdı
27 Eylül 2009 12:24
İstanbul; bir zamanlar hem Bizans' a, hem Osmanlı' ya başkentlik yapmış, şimdi de Türkiye Cumhuriyeti' nin '' manevi '' başkenti olmuş, 72 milletin birbirine karıştığı bir kültür tekkesi, ve Necip Fazıl' ın tabiriyle '' zaman mekân aşıp geçmiş '' sevgili... İstanbul' un tarihi mekân ve eserlerini ayrı ayrı anlatmak, büyük emek ve büyük sabır isteyen bir iş. Kaldı ki, yüzlerce cilt eser dahi yazılsa, yine de bu '' geçmişi '' resmedebilmek, onu bir tablo haline getirebilmek oldukça güç... Bense, Osmanlı' nın son ihtişam yıllarından kalan tarihi bir mekâna - yazınsal - bir yolculuk yapmanın peşindeyim... Çıkacağımız bu seferin sonunda varacağımız yer '' Çırağan Sarayı ''... O halde kemerlerinizi bağlayın ve can güvenliğiniz için kapalı alanlarda sigara içmeyin...
Eski Yunanca' da '' exousia '' kelimesinin dilimizdeki karşılığı - lanet - tir. Çırağan Sarayı' ndan bahsedecekken neden meseleyi - lanet - le bağdaştırıyoruz, açıklayalım; bu noktadan sonra Çırağan Sarayı hakkında sarf edeceğim her kelime, tarihi bir eserin, sıradan yahut sıradışı özelliklerinden bahsetmek değil, tarihin canlı dokusuna temas etmekten ibaret olacaktır...
Çırağan Sarayı, Beşiktaş ilçesinin sınırları dahilinde, Boğaz' a sıfır, ve arka tarafındaki caddeye de adını vermiş, gayet ihtişamlı, gören gözlere görsel bir panayır yaşatan '' canlı '' bir tarih, '' saray '' kelimesinin yanında aciz kalacağı, kıpırdayan ve hâlâ nefes alan mimari bir sanat eseridir...
Sarayın planları, Mimar Nikoğos Balyan tarafından çizilmiş, ancak 1858 yılında vefat edişinin ardından bu proje bir müddet rölantiye alınmış, daha sonra, yani 1863 senesinde inşaat, Mimar Sarkis Balyan ve Agop Balyan tarafından başlatılmıştır. Fakat, inşaat başlatıldığında, bugün, haliyle yerinde yeller esen ve hayaleti dâhi ortalıkta gözükmeyen Mevlevi Dergâhı, sarayın yapımı uğruna yerle bir edilmiş, ve temel evliya mezarlarının üzerine atılarak büyük bir yükün altına girilmiştir ! Bu yük, maddi olmasa bile, manevi bir yüktür ve birazdan değineceğim üzere, bugün yabancı bir firmanın yetki alanı içinde '' otel '' olarak işletilen bu sarayda kalanlar gece vakti, derinlerden, ağlayan çocuk sesleri duyduklarını iddia etmişlerdir. Mübalağa gibi gözükse de iş, bununla da bitmiyor, lanet, sarayı yapıldığı tarihten itibaren çepeçevre kuşatıyor...
Sultan Abdülaziz... Anlatılanlara göre, saltanatın gördüğü en iri cüsseli, en yapılı padişah ve aynı zamanda pehlivan... Oldukça da dindar... Hatta, iki koyunla birden güreştiği de rivayet edilir. Neden durup dururken Sultan Abdülaziz' den bahsetmeye başladık ? Basit: zira, Abdülaziz, son nefesini Çırağan Sarayı' nda vermiştir... Bunda ne gibi bir tuhaflık var diyebilirsiniz... Tuhaflık yönü şurada ki, Abdülaziz, normal bir biçimde can vermemiştir... Vakayinüvislerin naklettiklerine göre Abdülaziz, işkence edilerek ve büyük ıstıraplar içinde Rahman' a yürümüştür... Bazı tarihçiler, Sultan Abdülaziz' in öldürülmediğini, intihar ettiğini iddia etseler de, henüz o vakitler çocuk yaşlarda olan İkinci Abdülhamid' in, '' Dedemin sırtında neden kanlı izler vardı ? '' sorusuyla gerçek bir nevi aydınlanmıştır. Meseleyi gün yüzüne çıkaran başka mühim bir nokta ise, Abdülaziz' in iki bileğinin de kesilmiş halde cesedinin bulunduğudur. Bilindiği üzre, kişinin iki bileğini birden kesmesi de mümkün değildir, zira kesilen bilek, elin ve kolun işlevini yitirmesine sebep olur ve diğer bileği kesmesi mümkün olamaz... Birçok tarihçi, Abdülaziz' in '' meşum '' bir cinayetle ortadan kaldırıldığı konusunda hemfikirdir...
Geçelim, Çırağan Sarayı' nın bir başka - lanet - profiline... Akli sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle tahtından edilen V. Murad, tam 27 yıl boyunca bu - lanet - sarayında hapis kalmış ve kati suretle dışarıya çıkamamıştır ! 20. yüzyılın başlarında, Meclis- i Mebusan binası olarak kullanılmaya başlanmış saray, 1910 senesinde bir kış gecesi çıkan yangında büyük zarar görmüştür... Sarayın enkazından, hırsızlar ve yağmacılar tarafından pahalı eşyalar, antikalar ve altın - gümüş yığınları kaçırılmış, bu esrarengiz - yağma - haftalarca sürerek saray adeta talan edilmiştir... Yangından sonra saray bahçesinde bulunan iki - aslan - heykeli, felaketten 18 ay sonra Dolmabahçe Sarayı' na taşınmıştır... Bugün, o iki heykeli Dolmabahçe Sarayı' nda görebilmek mümkün...
Lanet - silsilesi - bununla da bitmiyor... İşgal yıllarında, artık bir - virane - halini almış bu - döküntü - saray Fransızlar tarafından kullanılmıştır. Cumhuriyet ilân edildikten sonra halifeliğin topyekün kaldırılmasıyla bütün İstanbul' daki Osmanlı saray eşrafı ve Hanedanlarına ait köşklere ve kasırlara sanki sözleşilmişçesine büyük bir - operasyon - başlatıldı ve bu operasyondan bu - lanetli - mimari de nasibini aldı... Beşiktaş Jimnastik Klubü' nde top koşturan futbolcular, türlü kesici aletlerle sarayın ağaçlarla dolu bahçesine giriyor ve ağaçlar kesiliyor, açılan boş alanı da - futbol sahası - haline getiren futbolcular bu boşlukta top oynamaya başlıyolardı ! Ne affedilmez bir cinayet, akıl ve mantık sendeliyor, insanın inanası gelmiyor ama ne yazık ki hadise ayniyle vaki olmuştur!
Dahası var! 1950' li yıllara doğru, sarayın dibinde - altın - aramak için zemini deşen bir asker, karşılaştığı evliya mezarlarını paramparça ediyor, daha sonra çıkarılan bir kanunla saray İstanbul Belediye' sine devrediliyordu!
Günümüze doğru, 1987 yılında Kempinski ismini taşıyan Rus bir şirket tarafından restorasyon çalışmaları başlatıldı ve 1992' de tamamlandığında son bir buçuk asrın nice badireler atlatmış Çırağan Sarayı, - Çırağan Palace Otel Kempinski - haline geldi kökten bir değişikliğe uğradı...
Yapımı için Avrupa devletlerinden borç alınan Çırağan Sarayı, yaklaşık 4 milyon altına mâl olmuştur... Devletin son – gösteriş – ve – çöküş – dönemlerine tanıklık eden Çırağan Sarayı' nın bu hazin hikâyesi, tarihin sadece başarılar mağlubiyetlerle değil, aynı zamanda büyük hezeyanlarla da dolu olduğunun bariz bir ispatıdır…
Kadir Sarıkaya Renkhaber.com
|
Haberin karnesini siz belirleyin
Bu haber için oy kullanan 31 ziyaretçimizin puan ortalaması: 4,10
|
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin
alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların
saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.
Haber Yorumları (6 adet)
Misafir: hj
|
|
jjh
|
| bune yaa |
|
|
| 17.03.2011 19:57:28 |
Misafir: dnz
|
|
batıl inanç
|
| Evliyalar, bebek ağlamaları, ruhlar falan.. Bunlar batıl inanç arkadaşlar. Çıkan yangını bile lanete bağlamışsınız. Ayrıca Sultan Abdülaziz iki koyun ile değil de iki koçla güreşse daha münasip kaçardı eminim ki. |
|
|
| 15.12.2009 09:58:06 |
Misafir: brothers
|
|
yok
|
| tespitler ideolojik olmuş. |
|
|
| 30.09.2009 00:31:31 |
|
Yorum/Analiz Bölümünden Son Yazılar
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|