|

Ve o kalabalık, tam da beklemiş gibi o artık güvenme noktasını, bir gayya kuyusuna, bir iğneli fıçıya dönüşüyor...
Nereli olduğu hiç önemli değil. Sarışın. Turist. Saç kesimine, boynuna doladığı Batı kentlerinde o çok sevilen Uzakdoğu çağrışımlı şala, giyim tarzına, aksesuvarları-na bakıldığında ise bize çok tanıdık. Avrupa'nın o sosyal bilinçli, siyasi gösterileri kaçırmayan, çevreci hareketlere, protestolara katılan alternatif genç kızlarından biri işte. Sonradan televizyonda anlattığına göre üç gündür İstanbul'daymış. Çok sevmiş İstanbul'u, insanlarını, "Yine gelirim" diyor. İçinden geçtiği korku ve utanç tüneline rağmen. Üç gün boyunca hep hoşluklarla karşılaşınca kentimizde, bir beis görmemiş olmalı Taksim Meydanı'ndaki erkek kalabalığının içine dalmakta; erkek arkadaşının refakatinde, yılbaşı gecesi. Güvenmiş.
Ve o kalabalık, tam da beklemiş gibi o artık güvenme noktasını, bir gayya kuyusuna, bir iğneli fıçıya dönüşüyor, dönüştürüyor kendisini. Televizyon kameralarının saptadığı görüntülerden izliyoruz. Kızın yüzündeki çaresizlik deli ediyor bizi; erkeklerin yüzündeki arsızlık, hayasızlık ise utandırıyor, utançtan yerin dibine sokuyor. Her yerden uzanan eller, kızın artık refakatçi arkadaşının da gücünün yetmediği, kurtaramadığı her yerinden taciz ediyor onu. Tecavüz ediyor. Birbirlerine uyum içinde terkederek yerlerini; sırayla, parmaklarını, ellerini, gün boyu, yıl boyu hangi adaletsiz sanayi dalının, hangi usulsüz ticaret alanının, hangi baskıcı, saldırgan ideolojinin uzantısı olmuş ellerini, artık biliyoruz ki gündelik faşizmin alet edavatına dönüşmüş ellerini işleterek şimdi; bir yılbaşı gecesini zehir ediyorlar bir kızın. Ve sonra kolaylıkla, çirkin bir coşkuyla, doymamış bir iştiha ile kurt işaretine değişiyor o tacizci parmaklar, parmakçı eller.
Bir başka kalabalık, bir binanın ikinci katındaki bir barın altında toplanmış bir başka kalabalık cama yakın dans eden bir kızı seyrediyor ağızlarından sular akarak. O kadar aç olmadıklarından eminiz aslında, kerhane yakında ama onların istediği taciz, özgürlüklerin ihlali. "Aç, aç" diye hep bir ağızdan haykırıyorlar. Gençliklerinde, 20'li yaşlarının başında, ağır bir disiplin altında geçirdikleri bir dönemin bu tek zıvanadan çıkmıştık, zincirlerinden boşalmıştık anısını şimdi İstiklal Caddesi'nin girişinde hatırlıyorlar yeniden.
Hayat hep bir kışla olarak mı kaldı bu kalabalıklar, bu erkekler için? Ne zaman ki, kameraların kendilerini çektiğini farkediyorlar, bu sefer sloganlar patlıyor bara doğru: "Burası Türkiye". Sonrasında da "10. Yıl Marşı".
Nasıl öğrenmişler Türkiye adlı bu koca talimgahın iç hizmet kanunlarını; Türkiye hayatına acemi yazılıp nasıl da usta çıkmışlar! Biliyorlar, her kirin pasın, her özgürlük, insan hakkı ihlalinin nasıl sempatikleştirile-bileceğini o hayranlık ve korkuyla biat ettikleri, ayaklarına kapandıkları 'ağabey partilerin', 'dayı iktidarların', 'devlet babalarının' nezdinde. En azından kayırtmalarını nasıl sağlayacaklarını.
Asla uzun sosyolojik analizler gerekmiyor bu kalabalığı anlamak için, gerekmez. "Modernizmin, modernleşmenin düş kırıklığına uğrattığı insan topluluğu" diye başlayan, "Sol'un çağırmalarının ulaşmadığı, dışarıdan bilinç verilmemiş, amaçsız lumpen proletarya" diye süren mesela. Tam tersine, bu genç ve orta yaşlı erkekler Türkiye'nin Ustaları'dır. Ağabeylerinden el almış kurşun askerler, şiddet neferleri.
Bizim umudumuz, yoldaşımız olan işçiler, çıraklar, ustalar yorgun elleriyle türkü barlarda kadeh kaldırıyor, uzak semtlerde-ki düğün salonlarında halay çekiyor, gecekondularda, toplu konutlarda çocuklarını dizlerinde hoplatıyor, şiir gibi mesajlar çekiyor uzak ülkelerdeki akrabalarına ya da hâlâ vardiyadalar.
Eğer karşı kaldırımdalarsa yoldaşlarımız, bu gündelik faşizm ustalarının elinden o taciz altındaki kızı çekip almak için kalabalığı yarmaya çalışıyorlar. Gündelikçi ustalar, günübirlik faşistler ise nasıl da ezberlerine almış yakın tarihin ürünü olan ucuzcu davranışbilimini.
İki slogan, bir marşla alıp iktidarı, zoru yedeğine, saldır şimdi haklıya, özgürlükçüye: Ahmet Kaya'ya linç girişiminde de fırlayıp sahneye '10. Yıl Marşı'nı söylememiş miydi gazeteci, şarkıcı bozuntuları? Magazin proglarımının tekrar tekrar yayınlarından iyice öğrenmiş olmalılar Genç Cumhuriyet'in anti-emperyalist marşının nelere kadir olabileceğini yeni dönemde.
Susurlukçular da kendilerinden emin ama yine de şaşkın çıkarken mahkeme binalarından, eşantiyon cezaların ardından cezaevlerinden aynı sloganlarla karşılanmadılar mı hep? Her özgürlük talebi, her adalet arayışı aynı gürültülerle boğulmak, aynı gürültüye getirilmek istenmedi mi, sokaklarda, gazetelerde, meclis kürsülerinde: "Burası Türkiye". Şimdi sadece parmakçıların, tacizcilerin işine yarıyor işte yakın tarihin davranışbili-mi, iktidarı kullanma kılavuzu.
(Bu yazı ilk kez 3 Ocak 2005 tarihinde Akşam gazetesinde yayımlanmıştır.)
(BirGün)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|