|

Dünkü gazeteler operasyona sayfalarca yer ayırmışlar. Bu doğal, ama...
Daha birkaç gün sınır ötesi ile yatıp kalkmamız doğal. Konunun haber değeri var. Operasyonu gerçekleştirenlerin, askerlerin yani, yapılana ilişkin bir güzelleme dili kullanmaları anlaşılabilir. Onlar açısından, ortada ciddi bir "mesleki başarı" olabilir ve bunu dışa vurma biçimlerini doğal karşılayabilirsiniz. Sonuçta, her mesleğin; askerliğin, hekimliğin, mühendisliğin, öğretmenliğin, ve bu arada gazeteciliğin de kendi doğruları, kuralları, etik ilkeleri var.
Org. Yaşar Büyükanıt'ın, komuta ettiği bir operasyondan söz ederken; "Uzun yıllar sonra ilk defa son derece başarılı bir harekât... Kaza ile bile bir tek sivil ölmemiştir. Artık 'kış geldi, yaz geldi* yok. Bu harekâtlar her zaman devam edecektir. Amerika istihbarat verdi. Asıl önemlisi, Amerika K. Irak hava sahasını bize açarak bu harekâta onay vermiştir. PKK artık ayağını denk alsın, unutmasın ki onların kampları bizim için BBG evi gibidir" şeklindeki söylemini, bir askerin dili olduğu için, yadırgamam. Ancak, analitik değerlendirmeler için iki noktanın altını çizerim: "Amerika K. Irak hava sahasını bize açarak bu harekâta onay vermiştir", "onların kampları bizim için BBG evi gibidir".
Bu iki cümle operasyondaki ABD katkısını tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. PKK kampları artık "BBG evi gibi" olduğuna göre, Washington "artık" şimdiye kadar verilmeyen bir istihbarat desteği sağlıyor. Org. Büyükanıt'ın da vurguladığı gibi, "asıl önemlisi", ABD'nin fiilen kendi kontrolündeki bir bölgeyi Türkiye'nin operasyonlarına açması, "onay" vermesidir. Kısacası, halkımızın "gurur duyduğu" operasyonlar yine aynı halkımızın nefret ettiği ABD'nin onayı ile yapılabiliyor.
Askeri bir uzmanlığım yok. Ancak, 50 kadar uçağın böyle bir operasyonu gece yapabilmiş olmasının önemini bilenlerden dinledim. Bilenlerin söylediğine göre, uçaklarımızda bir "ulusal şifre", bir de üretici ABD'nin bilip de bizim bilmediğimiz "NATO şifresi" var. Uçaklara bu iki şifreyi birden girmeden havalanırsanız bölgedeki ABD radarları sizi tanıyamıyor ve "düşman" olarak niteliyor. Yani, bölgede düşman sayılmadan uçabilmenin anahtarı ABD'nin elinde. Org. Gen. Büyükanıt'ın sözleri de bu durumun teyidi niteliğinde.
Dünkü gazeteler operasyona sayfalarca yer ayırmışlar. Bu doğal, ama o sayfalardaki "dil'inin asker dilinden farkı yok ve bunu gazetecilik açısından doğal karşılamak asla mümkün değil. Manşetlerden satır aralarına kadar her cümleye sinmiş militarizm. O militarizm medyamızın amiral gemisi Hürriyet'te doruğa çıkıyor: "KONU KOMŞU BİLSİN ELİMİZ AĞIRDIR"
"Bölücü PKK kamplarına yapılan 'Ay Işığı' Harekâtı"nın dehşetini PKK'nın üzerine salmakla yetinmiyor gazete, konu komşuya da göz dağı veriyor. "Elimiz ağırdır" diyoruz ama, bizim gazeteleri okuyan konu komşu bile anlıyor ki o el daha çok "elin eli". Uzmanlar "bölgesel güç olduk" diyorlar. Bu öyle bir bölgesel güçlük hali ki, "Amerika'nın onayı"nı gerektiriyor.
Kürt sorununun çözümüne Amerikan eli daha yoğun dahil oluyor. Ece Temelkuran'ın Milliyet'te dün başlayan yazı dizisinden anlıyoruz ki, Diyarbakır'dakiler de "ABD'nin Ortadoğu politikasını netleştirmesini" bekliyorlar.
Bu arada, 90'larda bölgeyi terk eden İslamcılar Diyarbakır'a geri dönüyor: "Son bir yıldır akıl almaz bir biçimde güçleniyorlar. Hizbul-lah'ın kurduğu Mustazaf-Der etkinleşip açıktan çalışmaya başladı. Fethullahçılar bölgeye girmeye başladı. Nurcular var. Said-i Nursi'ye Said-i Kürdi diyorlar. Hem dini hem Kürt motifli bir propagandaları var. Kürtçe mevlitler, Kürt ilahi kasetleri çok satıyor. Kürt meselesini din üzerinden çözmeye çalışıyorlar".
Medya, kullandığı dille, bombalananların anne, baba, kardeş ve akrabaları üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğini hiç hesaba katmadan, dinlettiği uçak ve bomba sesleri ile "bizi" "zafer sarhoşluğu"na sürüklerken, Kürt sorunu da dışarıda ABD'nin eli içerde olarak ve dinin dili ile çözülmeye çalışılıyor. Sorunun kendisinden de büyük sorun olduğu defalarca görülen iki eski araçla!
L. Doğan Tılıç (BirGün)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|