Araç Takip, GPS, Araç Takip Sistemi
Bizimgazete.org  
 
 
 

ÜYE GİRİŞİ

Kullanıcı Adı
Şifre

Üye Olayım

Şifremi Unuttum


Alevi Siteleri Listesi

Anasayfa> Yorum/Analiz> Tarihle Hesaplaşan Alevilik
 Tarihle Hesaplaşan Alevilik

Tarihle Hesaplaşan Alevilik
HASAN HARMANCI: Aleviliğin bir savunmaya ihtiyaç duyduğu yılları yaşıyoruz. Son katliamlarını Alevinin en yoğun olduğu kentlerin merkezlerinde yaşayan yaşadı. İstanbul gibi bir dünya metropolünde ise Alevi gettosu olarak anılan Gazi Mahallesi'nde göz göre göre katliama uğranması ise kaygı ve direnişini arttırdı.



17 Aralık 2007 11:08

TARİHLE HESAPLAŞAN ALEVİLİK

Aleviliğin bir savunmaya ihtiyaç duyduğu yılları yaşıyoruz. Son katliamlarını Alevinin en yoğun olduğu kentlerin merkezlerinde yaşayan yaşadı. İstanbul gibi bir dünya metropolünde ise Alevi gettosu olarak anılan Gazi Mahallesi’nde göz göre göre katliama uğranması ise kaygı ve direnişini arttırdı. 12 Eylül’ün karanlık günlerinde yaşadıkları, onların illegal olsun, olmasın her tür örgütlenme koşullarının yara alması, hatta parçalanması ile sonuçlandı. Son yıllarda yine Avrupa Birliği sürecinin hızlandırılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilme cesaretinin gösterilmesi bir derece olsun yeni açılımlar için kapı aralamıştır. Aleviler direnmenin gereklerini ve koşullarını hukuki yollarla güçlendirdiler son zamanlarda. 

Artık sistem yeni bir hukuki düzenleme yapmakla karşı karşıya. Her ne olursa olsun sistemin gittikçe muhafazakar bir yüze bürünmesine karşın, Alevilerin kendilerine yönelik hak talep, takip ve beklentileri artmaktadır.

 II. Mahmut dönemini bilmek Alevilik açısından döneme bağlı olarak Aleviliği bilmek olmayacaktır. Bu dönemde Yeniçerilerin Bektaşiliği de dikkate alınarak bütün Bektaşi tekkeleri yıkılıp yok edilme kararı alınır. Postnişin ve Baba Dedeler, Dervişler ve Hacıbektaş Dergahı Çelebisi Şeyh M, Hamdullah dahil dergahın Mütevelli Heyeti’nin idam edilmesi kararlaştırılır. Alevi ve Bektaşilere yönelik bu katliamlar daha çok Yeniçerilere Bektaşiliklerinden dolayı, Bektaşi tekkelerinin destek olabileceği ve olayların tabana yayılacağı gerekçesiyle müdahale edildiği belirtilmektedir. Bektaşilerin kendilerini savunması sırasında 6 bine yakın Yeniçeri’nin öldürüldüğü ve 20 bin kadarının da başka yerlere sürüldüğü ifade edilmektedir.

 

Değişmeyen Tarih

Osmanlı sınırları içersinde bulunan Alevi ve Bektaşiler’in bir kısmının katliamı bir kısmının sürgünü ve bir kısmının da görevlerinden azledilmelerini kapsayan “Hamdullah Çelebi’nin Savunması; Bir İnanç Abidesinin Çileli Yaşamı”(2007)  başlığıyla İsmail Özmen ve Yunus Koçak tarafından hazırlanarak yayınlandı. Kaynakların ele geçirilmesi ve taranmasından sonra gün ışığına çıkabilen bu çalışma Aleviliğin belleği için önemli belge ve bilgilere sahiptir.

Osmanlı Devleti’nin o devasa yapısı içerisinde hayatın hiç de demokratik ve hoşgörülü olmadığını bilmek açısından önemli. Osmanlı tarihin yalanlarla bezendiği ve inanç baskısının hiç bitmediği bir yönetim biçimine sahiptir. Güçsüze yönelik uzlaşması, hakkın fırsatın olmadığı bir yönetimdir. Hele konu Aleviler gibi topluluklar veya İslam dışı topluluklar olunca işler daha bir çetindir. Kim İslam’ın içinde görürse görsün Aleviliği bugün. Dönüp o belgeleri nasıl çevirirseniz çevirin. Ölümleri, katledilip kuyulara doldurulmaları, sürgünleri, idamları bir tarafa bırakamazsınız. Osmanlı’da tek egemen güç İslam’ın dili ve hukukudur. Osmanlı’da yaşam çıkarlarla iç içedir. Yarar sağlanacak ve yolunacak durumdaysanız katledilmezsiniz. Ancak biraz olsun çıkarlarınız için yola çıkarsanız, tüketilirsiniz. Son neferinize kadar biçilirsiniz.

Bizim burada vermek istediğimiz Osmanlı’nın o kıyam üzerine kurulmuş düzenini anlatmak değil elbette. Yakınçağ denebilecek bir dönemde öteki diye saydığı bir topluluğa karşı giriştiği bir sindirme operasyonunu nasıl yargıladığı ve bu durum karşısında direnen Aleviliğin karşı karşıya kaldıklarının her zaman mümkün olduğudur. Öyle hoşgörülü bir yaşam sunanlar karşısında, sadece bir hareketin dışavurumunun nasıl ortaya çıktığını görmek, belleklerimizi tazelemek açısından yetecektir.

Hamdullah Çelebi Efendi’nin savunmasını içeren yargı tutanakları ve onun savunmasını oluştura kitap, son zamanlarda Aleviliğin sistemle uzlaşması durumunda yaşanabilecek özsel durumlara da bellek açısından açılımlar getirmektedir. Savunma her ne kadar mizansenlerle tamamlanmış görünse de dönemi anlamak, Osmanlı yönetiminin bilincinde biriken Aleviliğe bakışı kavramak açısından epey bir tecrübe ve nasihata sahiptir.

 

Değişmeyen Yüz

Alevi-Bektaşiliğin Serçeşmesi olan Hacıbektaş Dergahı’nın II. Mahmut dönemindeki Postnişin’dir Hamdullah Çelebi. Onun döneminde tüm Bektaşi dergah ve tekkeleri ya yıkılır, ya dergah ve tekke mensuplarının defteri dürülür (idam edilir) veya sürgüne gönderilir. Bu arada boşaltılan dergah ve tekkelerin başlarına politik ve dinsel niteliğinden (iktidarı belirleyen dinsel güç olduklarından- hala da öyle-) dolayı Nakşibendi şeyhleri atanır. Osmanlı sınırları içinde bulunan altıyüz dergah ve tekke bu kargaşadan nasibini alır.

II. Mahmut’un idam fermanıyla gerçekleşen bu fermanın içeriği şöyledir; “Uzun zamandan beri bu Bektaşi'ler, Hacı Bektaşi Veli'ye bağlılıkla ortaya çıkmışlardır. Son senelerde ise şeriata karşı çıkmışlar. Yeniçeri ordusunda bulunan Yeniçeri ağa­sı ve kolbaşlarına, fışkı fesat sokarak dini İslam’a, Nizamı Muhammediye'ye (yeni ordu) kazan kaldırmalarına, namaz kılmama­larına, oruç tutmamalarına pişivalık (pişva; reis, baş) etmişlerdir ve İslam­lıktan uzaklaştırmışlardır. Bu durum İslami çevreleri derinden yaralamış ve kadıya şikayet edilmiştir. Mevlevi, Nakşi­bendi, Celveti, Sadi, Kadri vs. Ehli Sünnet vel cemaat tarikatların Şeyhlerinden oluşan bir kurulda, bunların durum ve tutumları görüşülerek değerlendirilmiştir. Ülkemdeki Bektaşi Dergahları, hangahları zaviyedarlıkların bulunduk­ları Sancak beyleri İl ve Kaza merkezlerinde (bulunan) Kadılar’a emrimdir: Şeriat-ı İslam Mahkemeleri kurulmasına, tara­fımdan görevlendirilmişlerdir. Şeriat'ın gereği olarak bütün Bektaşi tekkeleri yıkılacak ve yok edileceklerdir. Postnişin ve Baba-Dedeleri, Dervişleri ayrıca Hacıbektaş Dergahı Çelebisi Şeyh M. Hamdullah dahil tarafları o dergahın Mütevelli Heyeti mutlaka idam edilecektir…

Bektaşilerin tekke ve zaviyeleri, din dışına çıktıkları için önceden verilen arazi, vakıf malları;   iptal edilmiştir… 

Allah'ın gazabına uğramış bu kişilerin cezaları verilme­miş, defterleri dürülmemiştir (…) Bu din sa­pıklarını topluluklarının tümüyle temizlenmesinin zamanı­dır.

İstanbul dolayında olanların araştırılmasına ve yok edil­mesine bakılıp daha sonra Rumeli'de ve Anadolu'da olan­ların temizlenmesine bakılsın. En eski Bektaşi tekkesi sili­necek, mensuplarının defteri cesaretle dürülecektir. Şeri­at’ın gerektirdiği yapılacaktır. Bu dinsiz topluluğu yok etme­ye çalışacağız. Bunların katledilmeleri dinimiz emridir. Di­nin emirlerini yerine getirmekten kimse çekinmesin.

Bu Allah tanımazların katli gereği defterleri dürülmeli hiç tereddüt etmeden uygulansın.[1]

 

Hamdullah Efendi’nin savunması Serçeşme Dergisi’nde yayınlanıyor. Oraya bakınca bir bakış açısından ötesini bulacaksınız. Bir toplumsal izdüşüm. Bir toplumsal katmanlaşma ve Aleviliğe karşı biriken negatif enerjinin boşalmasını göreceksiniz. Aslında Yeniçeriliğin kaldırılması ayrı bir tartışmadır. Onu yargılamak veya tarihe teslim etmek başka bir şey. Aklıma takılan Yeniçeriliğin bu kadar kolay bertaraf edilecek kolaylığa sahip olması ve bunun Bektaşi tekkelerine yansımasının  kolaylığı. Neden Yeniçeriler bu kadar kolay teslim oluyorlar ve neder Bektaşi dergahları bu gelen katliam fırtınasını fark edemiyorlar.

Hamdullah Çelebi Efendi’nin savunması Aleviliğin yüzakı bir savunmadır. Dillere destan Alevilik karalamaları bu sayfalarda da karşımızda ve inadına o karalamaları parçalayan bir savunma burada yer alan. Aleviliğin gücü ve varlık alanı burada çıkıyor karşımıza sanırım. Savunmadan bir iki cümleyi okuyunca ne denebileceğini, bu yolda görmek hayret vericidir;

 Soru: “Kanı helâl şeyh. Senin ve mensubuyun kanı he­laldir. Sapkın bidat mezhebin mensubu olduğuna Mahke­meyi Şeriayı Muhammediye’nin önünde pişmanlığını tevbe ederek dile getirdikten sonra sorularıma cevap verirsin. Şu anda birkaç saat birkaç dakikalık zamanın var. Tevbe et pişmanlığını dile getir. İslam dininde bu Aleviliği Bektaşiliği nerden çıkardınız. Ehli Sünnet vel Cemaat yolundan ayrıldığı­nıza tevbe et bakıyım. İfadeni ona göre değerlendireceğim.

Cevap: Efendim Kadı hazretleri. Senin Ehli Sünnet vel Cemaat dediğin mezheb sapkın ve bidattir. Can hayfı ol­madan doğruyu söylediğimin tutanaklara geçilmesini isti­yorum. Mahkemenizin ve şu andaki devletinizin İslam di­niyle yakından uzaktan ilginiz alakanız yoktur… Zorla dine el konularak Sünnilik icat edilmiştir. Zama­nımıza kadar, Aleviler katledilmiştir. Benim sizden can için bidat mezhebinize İslam diyeceğimi mi sanıyorsunuz?”

Kadı: Anlat Şeyh Efendi. İdamın kokusunu alıyorsun değil mi? Benzin de çok bozuk. Şeriatın kestiği yer acımaz…

Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, güruh-u eşkiya olan çavuşlarınız bana geceleri çok zalim, gaddar davranıyorlar.

Kadı: İslam Halifesinin Müslüman Asakir-i Mansure-i Muhammediye. askerlerine güruh-u eşkıya  diyemezsin. Yeniçeriler eşkıya grubu idiler. Cezalarını buldular.

Şeyh: Kadı Efendi Hazretleri, sen Sünni güruhuna İs­lam dememizi mi istiyorsun? Bizlere hiddet şiddetle kabul ettiremezsin. Asla Müslüman diyemem…

Kadı: Söyle bakayım, bu sapıklığa devam edecek mi­sin? Ehl-i Sünnet yoluna beli diyerek iman getirecek mi­sin?

Cevap: Efendim Kadı Hazretleri, sizin Ehli Sünnetiz demekle adalet ve sevgi ile hiç alakanız yoktur. Bana kaç gündür bu tacizane yaptığınız zulmü yürüten devletin kadı­sının çağırdığı yola Müslümanlığımdan geçip de tensip mi edeceğimi istiyorsunuz?

Hz. Ali'nin buyruğu, kendi ağzından ilk çıktığı gibi inan­dığımız sözü bana gereken kuvveti veriyor. Buyuruyor ki, ‘Mazlumun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazluma zul­mettiği günden daha çetin olacaktır.’  dediğine inanıyorum. Size acıyarak tebliğ ediyorum, zalimsiniz zulümde hattı aş­tınız.

Bu güne kadar suçsuz yere Alevi Bektaşi Şehit etmişsi­niz. Kanı akıtılanlardan sonra yaşamak, benim için erkan değildir. Ecdadım İmam Hüseyin, ‘zalim hükümetin hükmet­tiği ülkede esir gibi yaşamaktan ölmek daha hayırlıdır’ de­miştir. Sizin Halifenizin hükmettiği ve sizin gibi mahkeme kadılarının bulunduğu yerde yaşamaktan ben ölmenin ha­yırlı olduğunu kaç aydır tercih etmekteyim.”[2]

 

Bu bir tiyatro sahnesi değil, gerçeğin gün yüzüne çıkmasıdır. Alevilik belleğinde daha nice karadelik taşımaktadır bilinmez. Yaşamın sırları kadar yoksunluğun ve katliamların sırlarını da taşımaktadır. Ancak onurunun sırrını ve sabrını söylemeye ve aramaya hiç gerek yok. Bu yol bin bir sürek de olsa onurunu ve sırrını saklamıştır. O sır ki insanda, insanın yüzünde ve gönlünde tecelli edendir sadece.

 Aleviliğin savunmasız bırakılmaya çalışıldığı bu yüzyılda bile yaşama dair cevherini içinde taşımaktadır. Hamdullah Çelebi Efendi’nin yaşamı bundan sonra, idamı kaldırılsa ve defteri dürülmese bile, yaşamının zindana döndüğü ve yoluna yurduna hasret kaldığı yazdığı şiirlerde ve Alevi ozanların onun onurlu mücadelesini dillendirmesiyle gün ışığına çıkmış durumda. Bütün bunlar bir yana idam edilmesi karşılığında dergahın anahtarının bir Nakşibendi’ye teslim edilmemesidir tek dileği.

 

Değişmeyen Münkir

Bugün ve her daim iktidar severler birgün bu ilk taşın ve ilmeğin kendi boyunlarına geçeceğini bu fermanların içeriğinden anlayabilirler umarım. Hamdullah Efendi Savunması sadece bir yargılanma değil, aynı zamanda Aleviliğin kurallarının ve bakış açısının da Osmanlı kayıtlarına geçmesidir. Alevilik adına Belgrad Ormanları’nda yakılanların, Yeniçeri Ocakları’nda topa tutulanların sayısını vermek neyi çözer ki, ya da suçsuz yere defteri dürülenleri anlatmak. Ancak 600’ün üzerinde dergah ve tekke bir emirle dağıtılabiliyor.  Postnişin Hamdullah Çelebi Efendi’nin bu noktada direnişi ve kendini yol kalmasın da, dergaha kilit vurulmasın da, anahtar Nakşi soyunun eline geçmesinde, ‘defterim dürüle’ tek diye direnmesi yeterince örnek bir davranış.

“Payımıza düştü diyar-ı gurbet

 Adular duymasın çektiğim hasret

 Ne ağyare minnet ne yare vuslat

Behey münkir gayri senden aman mı”  (Hasreti/ Hamdullah Çelebi Efendi)

 

 

Hasan Harmancı/Sosyal Atropolog

harmanci_hasan@ hotmail.com


 

[1] Özmen, İsmail ,Koçak, Yunus, Hamdullah Çelebi’nin Savunması; Bir inanç Abidesinin Çileli Yaşamı. Ankara. 2007

[2] A.g.e.

17.12.2007 11:08:19
 
Yorum Yaz Arkadaşına Gönder Yazdır Yukarı Çık

Haberin karnesini siz belirleyin
1 - Zayıf 2 - Geçer 3 - Orta 4 - İyi 5 - Pekiyi
Bu haber için oy kullanan 38 ziyaretçimizin puan ortalaması: 2,82
Haberi Paylaşın
Google Google Live Live MySpace MySpace Facebook Facebook Delicious Delicious Digg Digg
ÇOK ÖNEMLİ UYARI: Sitemizde yayınlanan tüm yorumların sorumluluğu yazarlarına aittir. Herhangi bir başvuruda, bu yorumları yazanlara dair her türlü bilgi, adli mercilere ulaştırılacak, gerekli hukuki önlemlerin alınmasına yardımcı olunacaktır. Editörlerimiz; hukuk veya ahlak dışı mesajları yayından kaldırabilir; sorumluların saklı tutulan bilgilerini hukuk danışmanı aracılığıyla adli kurumlara iletir.

Bu habere henüz yorum yazılmamış...




Yorum/Analiz Bölümünden Son Yazılar
Ali Yıldırım: -AKP-nin Alevisi olmayacağız!- Ali Yıldırım: 'AKP'nin Alevisi olmayacağız!'
Ali Yıldırım'dan sert çıkış
Bırakın artık şu Alevilerin yakasını! Bırakın artık şu Alevilerin yakasını!
"Neden hep Aleviler darbe yanlısı, şakşakçısı olar...
Reşat Çalışlar, Ekşisözlük-ün kurucusu SSG-ye seslendi Reşat Çalışlar, Ekşisözlük'ün kurucusu SSG'ye seslendi
İşte o yazdı
Türkiye- nin yeni gündemi: Sol parti Türkiye" nin yeni gündemi: Sol parti
src="http://www.bizimgazete.org/haberresim/cp14019...
Türkiye- nin yeni gündemi: Sol parti Türkiye" nin yeni gündemi: Sol parti
Oral Çalışlar yazdı
Türkiye- nin yeni gündemi: Sol parti Türkiye" nin yeni gündemi: Sol parti
Oral Çalışlar yazdı
Ezel dizisinin Alevi-Sünni meselesiyle ilgisi ne? Ezel dizisinin Alevi-Sünni meselesiyle ilgisi ne?
Açıklıyoruz
İşte -resmi tarih- yalanları! İşte 'resmi tarih' yalanları!
Kadir Sarıkaya yazdı
-Gladiio-yu bir de benden dinleyin- 'Gladiio'yu bir de benden dinleyin'
"Gladio'yu anlama kılavuzunu yazmak şart oldu"
Ahmet Ümit neden Nobel almalıdır? Ahmet Ümit neden Nobel almalıdır?
A. Mümtaz İdil yazdı
TARTIŞMA YARATANLAR
OKUMADAN GEÇMEYİN
0,48 saniyede derlendi.

Evden eve Nakliyat - Hubyar - Nur Pompa - GPS Araç Takip Sistemi - Oto aksesuar