|

Leman'da Hakan Gülseven, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın açık kalan mikrofonundan duyulan sözlere farklı bir yorum getirdi:
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın, basın toplantısı öncesi önündeki mikrofonun açık olduğunu bilmeden ettiği laflar, kusura bakmayın ama, bize yığınsal bir eşeklikle malûl olduğumuzu –bir kez daha- gösterdi. Alenen, çatır çatır nasıl kadrolaştıklarını gördük bir kere. Sonra, hani, "Pijamayla bile satarım arkadaş!" falan deyip, ülkenin en stratejik kuruluşlarını babasının malı gibi satabileceğini söylediğinde gıkını çıkarmayan, Maliye Bakanı olarak kendi kendine af getirirken, oğlu mısır ithalatı üzerinden servet yaparken izlemekle yetinen yığınsal eşeklik, Unakıtan'ın öyle Çin askeri gibi ayaklarının üzerinde kabara kabara acayip laflar etmesini iyice cesaretlendirdi tabii. Son olarak yapılan bir basın toplantısı öncesi, mikrofonu falan hiç dikkate almadan, pervasızca, tam bir Mısır Çarşısı baharatçı esnafı gibi kadrolaşma muhabbetine girdiler bir güzel. Bir bürokrat, Metin Kilci, diyor ki, "Dün ulaştırma bakanı ile görüştüm efendim. Bu Türkiye Denizcilik İşletmeleri'nin kapsamından çıkarma kararını aldık ama işleme koyamadık. Dedi ki, 'Siz oradaki adamların hepsini alın.' Yerine yeni isimler verecek... Burhan (Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü Burhan Külünk) dahil, genel müdür yardımcıları... Ondan sonrada kararı işleme koyacağız sizce de uygunsa..." Unakıtan ise, "Başbakan'a sorup yapsın Binali," diyor. Bürokratı zaten meselenin farkında, "İşi biz yapacağız yani. O isim gönderecek," diyor. Nasıl? Müthiş, değil mi? İstediklerini atıyorlar, istediklerini alıyorlar, misler gibi… Bitmedi… Bürokrat, yağlama-yıkamadan çıkmış, pasta-cila işine girmiş, "Yeni YÖK başkanının havası değişmiş. Gayet güzel sözler söylüyor," diyor, karşılığında Unakıtan, "İsterse söylemesin!" diye cevap veriyor. (Sahi, ne yapacaksın?) "Bu ortamdan faydalanıp üniversite reformunu da yaparsak hükümet olarak sayın bakanım çok ciddi başarı olur," diyor bürokrat, 'reform' dediği de buz gibi yeni kazıklar, Unakıtan, kına çuvalını ucuza kapatmış esnaf hesabı gibi, "300 milyona yakın üniversitelere iyileşme yapıyoruz yıllık. Gülüp oynasınlar... Daha sesleri çıkmaz... Tarifeyi de ufak bir rötuşla geçiştiririz böylece," diye cevaplıyor onu… Bakın, bu laflar hepimiz açısından bir haysiyet sorununa yol açmaktadır. Evet, bu adamların, yani teorik olarak bu memleketi vatandaşların ortak iyiliği için yönetmek üzere halk tarafından yetkilendirilmiş hükümetin düşünüş ve işleyiş tarzı, bir toplumsal haysiyet sorunu doğurmaktadır. Unakıtan gibi bir adamın hepimizin tepesinde oturabiliyor olması, böyle pervasızca konuşabilmesi, davranabilmesi, herkese, "Otur oturduğun yerde, haddini bil, ananı da al git!" deme cüretini gösteren bir başbakanın hükümetinde işlerin bu şekilde, bir kına tüccarı zihniyetiyle yürütülmesi, bırakın sınıflar mücadelesini falan, memleketimizdeki insan haysiyetini zedelemektedir. Durumun vahameti ne kadar büyük! Bilimsel kuruluşlar olması icap eden, bilim üretmesi, bilimi topluma yayması gereken üniversitelerin en tepesinde bulunan zat hakkında konuşurken, türban meselelerinde kendisini oraya getiren ampul partisinin hoşuna gitsin diye ettiği laflar için, "İsterse söylemesin!" diye caka satıyor, hiç de kendini ilgilendirmeyen ve oturduğu yerde oturması icap eden Unakıtan. Ve o üniversitelerin tepesine getirilen zat, hâlâ vazifesinin başında kalabiliyor! Hiç utanmıyor! Japonya'da böyle bir durum yaşansa, gözünü kırpmadan harakiri yapardı onun Japon muadili. (Hakan Gülseven'in, LeMan'ın son sayısında yer alan yazısından bir bölüm.)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|