|

Türkiye son haftalarda kelimenin tam anlamı ile bir diplomasi merkezine dönüştü.
Türkiye son haftalarda kelimenin tam anlamı ile bir diplomasi merkezine dönüştü. Başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin en üst düzeydeki isimleri peşi sıra Türkiye'ye geliyor. Soluğu Türkiye'de alan isimlerden biri de Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz el-Suud'du. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, konuk kralın "huzuruna çıkması" ile diplomatik teamülleri ve devlet protokolünü yıkması ile son derece tartışmalı bir hal alan ziyaret Türkiye'de geniş bir yankı buldu. "Huzura çıkma" meselesi dışında yine tartışmalı bir biçimde yine Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından "Devlet Şeref Madalyası"na layık görülen Suudi Kral'ın Türkiye ziyareti tabir-i caizse son derece abartılı bir "çıkarmaya" dönüştü. 400 kişi ve 9 uçakla Ankara'ya gelen Suudi Kralı için son model 120 araç kiralandı. Altın tahtını, özel aşçısını, berberini ve terzisini yanında getiren Kral Abdullah için dairesine bağlanan televizyon kanalları Arap televizyonlarına göre ayarlandı. Suudi heyeti için Ankara'nın en lüks otellerinde toplam 260 oda kapatıldı. Ortadoğu barışı ve Ortadoğu'nun bölgesel sorunlarını içeren bir gündemle Ankara'ya gelen Suudi Kralı Abdullah, Türkiye'den önce İngiltere, İtalya ve Almanya gibi önemli Avrupa ülkelerini ziyaret etti. Bölgesel anlamda güçlü bir aktör olma yönünde açık bir heves içerisinde olan Suudi Arabistan, "süper güç" ABD'nin süpervizörlüğünde önemli açılımlar sağlıyor. Suudi Kralı'nın Türkiye'yi de kapsayan ziyaretler zincirini bu çerçevede değerlendirmek hatta direkt olarak bu çerçeve içerisine oturtmak mümkün.
Bölgesel anlamda bir aktör olmaya çalışan Suudi Arabistan'ı toplumsal anlamda özellikle de insan hakları anlamında mercek altına aldığımızda ise hiç de iç açıcı bir manzara ile karşılaşmıyoruz. Dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip olan ve bu özelliğiyle doğru orantılı olarak göz kamaştırıcı bir zenginliğe sahip olan Suudi Arabistan Krallığı'nda söz konusu zenginlik ve refahtan sadece kraliyet ailesi ve kraliyet ailesine yakın elit tabaka nasibini alabiliyor. Sıradan halk ise bu şaşaalı zenginlik içerisinde yoksulluk eşiğinde yaşıyor. Yönetsel olarak ülkede katı bir monarşi kendisini gösteriyor. Monarşinin katı pratiği dışında Suudi Arabistan'da siyasal ve toplumsal yapı İslam dininin en katı yorumu olarak nitelendirilen Vehhabi öğretileri çerçevesinde oluşturulan sıkı ve kesinlikle esnek olmayan yasalarla örülmüş durumda. Sosyal hayat ise, bu yasaklar arasındaki küçük hava boşluklarıyla var olmaya çalışsa da şimdilik oldukça zayıf bir yaşam alanı bulabiliyor kendisine.
İnsan hakları yönünden büyük oranda yukarıda söz konusu olan "durumlar" nedeniyle zayıf bir karneye sahip olan Suudi Arabistan'da kadın hakları "yok" desek hiç de abartmış olmayız. Hatta öyle ki ülkede kadının neredeyse esamisi okunmuyor. Kadınlara karşı uygulanan ayrımcılık sınır tanımıyor. Suudi Arabistan'da bilinen "kadın yasakları"na bakıldığında durumun vahameti çok daha iyi anlaşılabiliyor. her şeyden önce Suudi Arabistan'da kadınların kimliği yok. Yani vatandaş olarak sayılmıyorlar. Haliyle vatandaşlık haklarının hiçbirinden yararlanamıyorlar. Seçme ve seçilme hakları da tabii ki yok. Çokeşliliğin neredeyse kural olduğu ülkede kadınların boşanma hakkı da yok. Suudi kadınların okuma hakkı var ama son derece dar sınırlar içersinde. Örneğin kadınlar istedikleri her okulda ve üniversitelerin her bölümünde okuyamıyor. İş yaşamında ise, yok denecek kadar az kadın var. Suudi Arabistan'da kadınların çarşaf giyinme zorunluluğu olduğu gibi "erkekleri tahrik ettikleri gerekçesi" ile yüksek ökçeli ayakkabı giymeleri de yasak. Ehliyet almaları da yasak olan kadınların dolayısıyla trafiğe çıkmaları ve araç kullanmaları da yasak. Bu sayılanlar bile Suudi Arabistan'da kadının olmayan pozisyonunu ortaya koymaya yetiyor da artıyorken, Suudi kadınlarının burada sayılanlardan daha fazla yasağa maruz kaldıklarını da üzülerek belirtmek gerekiyor.
Görüldüğü üzere ABD'nin her fırsatta demokrasi konusunda ilerleme kaydettiğini dile getirdiği petrol krallığı Suudi Arabistan'da kadınların yaşamı sadece nefes alıp vermekten ibaret. ABD gibi demokrasiyi ve insan haklarını petrol rezervlerine endekslemiş olan ülkeler Suudi Arabistan gibi anti-demokratik ülkelere prim vermeye devam ettikçe yaşadığımız bu topraklarda kadın hakları da insan hakları da bir masal olmaya devam edecek gibi görünüyor.
H.Miray Vurmay
(UçanSüpürge)
Bu habere henüz yorum yazılmamış...
|