Sağlık

Erteleme Alışkanlığının Arkasında Tembellikten Fazlası Var: Bilim Ne Söylüyor?

Erteleme alışkanlığının tembellikten çok kaygı, yorgunluk, kısa vadeli rahatlama ve dikkat dağıtıcılarla ilişkili olduğu araştırmalarla açıklanıyor.

Yapılması gereken bir işi sürekli daha sonraya bırakmak çoğu zaman tembellikle açıklansa da bilimsel çalışmalar daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor. Araştırmalara göre erteleme alışkanlığı, kişinin uzun vadeli hedefi yerine o anda kendisini daha iyi hissettirecek seçeneğe yönelmesi, zorlayıcı duygulardan kaçınması ve dikkat dağıtıcı unsurlara karşı koymakta zorlanmasıyla bağlantılı olabiliyor.

Erteleme davranışı üzerine çalışan araştırmacı Itamar Shatz’ın değerlendirmesine göre, işi geciktiren kişiler çoğu zaman çalışmaya niyet ediyor ancak niyetlerini eyleme dönüştürmekte zorlanıyor. Genel nüfusta yetişkinlerin yaklaşık yüzde 20’sinin düzenli olarak erteleme eğilimi gösterdiğini ortaya koyan araştırmalar bulunuyor.

Ertelemenin Arkasında Kısa Vadeli Rahatlama Olabilir

Bilimsel açıklamalarda öne çıkan unsurlardan biri, beynin gelecekte elde edilecek fayda yerine mevcut rahatsızlığı azaltmaya öncelik verebilmesi. Bir görevin zor, sıkıcı, stresli veya başarısızlık riski taşıyor gibi algılanması halinde işi ertelemek geçici bir kısa vadeli rahatlama sağlayabiliyor.

Sınava hazırlanmak, bir sunum üzerinde çalışmak veya önemli bir metni tamamlamak gibi görevler kaygı, hayal kırıklığı ya da başarısızlık korkusunu tetikleyebiliyor. Özellikle yapılan işin başkaları tarafından eleştirilmesinden endişe edilen durumlarda mükemmeliyetçilik de erteleme eğilimini artırabilen etkenlerden biri olarak gösteriliyor.

Telefon, Yorgunluk ve Tükenmişlik Süreci Zorlaştırabiliyor

Sosyal medya ve akıllı telefonlar gibi anında ödül sunan dikkat dağıtıcılar da uzun vadeli bir göreve odaklanmayı güçleştirebiliyor. Yorgunluk ve tükenmişlik ise kişinin öz denetim kapasitesini azaltarak erteleme döngüsünü daha da güçlendirebiliyor.

Bu süreç zamanla kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşebiliyor. Kişi yorgun veya kaygılı olduğu için görevi erteliyor, ertelenen iş yeni bir stres kaynağı oluşturuyor ve artan stres işi yeniden başlatmayı daha da zorlaştırabiliyor.

Olumsuz Duygularla İlişki Araştırmalarla Destekleniyor

2025 yılında yayımlanan ve 17 ülkeden 63 bin 323 kişinin yer aldığı 88 çalışmayı inceleyen sistematik derleme ve meta-analiz, erteleme ile depresyon, kaygı ve stres arasında orta düzeyde pozitif ilişki bulunduğunu ortaya koydu. Bulgular, olumsuz duygular ile ertelemenin birbirini etkileyebileceğini gösterirken araştırmacılar bu ilişkinin her durumda doğrudan nedensellik anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.

İsveç’te 3 bin 525 üniversite öğrencisinin izlendiği başka bir çalışmada ise daha yüksek erteleme düzeyleri, dokuz ay sonraki takipte daha fazla depresyon, kaygı ve stres belirtisinin yanı sıra düşük uyku kalitesi, fiziksel hareketsizlik, yalnızlık ve ekonomik zorluklarla ilişkilendirildi. Araştırmada saptanan ilişkilerin çoğunun zayıf düzeyde olduğu ve sonuçların ertelemenin tek başına bu sorunlara yol açtığını kanıtlamadığı belirtildi.

Erteleme Alışkanlığı Nasıl Azaltılabilir?

Araştırmacılar, tek bir yöntemin herkes için işe yaramayacağını ve ilk adımın ertelemenin o andaki nedenini belirlemek olduğunu vurguluyor. Sorunun yorgunluk, telefon gibi dikkat dağıtıcılar, hata yapma korkusu, belirsiz bir görev veya bunların birleşiminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının değerlendirilmesi öneriliyor.

Dikkatin telefona kayması halinde cihazı çalışma alanından uzaklaştırmak, belirsiz ve büyük görevleri küçük ve yönetilebilir adımlar haline getirmek ve tamamlanabilir hedeflerle ilerlemek uygulanabilecek yöntemler arasında gösteriliyor. Başarısızlık korkusunun öne çıktığı durumlarda ise korkulan sonucun ne kadar olası olduğunu değerlendirmek ve gerçekleşmesi halinde etkisinin nasıl azaltılabileceğini düşünmek öneriliyor.

Bilimsel bulgular, ertelemenin yalnızca daha fazla irade göstermeyle çözülebilecek basit bir zaman yönetimi sorunu olmadığını ortaya koyuyor. Ertelemenin altında yatan duygu, düşünce, yorgunluk veya çevresel dikkat dağıtıcı belirlendiğinde, soruna uygun ve daha somut bir yöntem geliştirmek mümkün olabiliyor.