2008 RAND Türkiye Raporu: Öngörülen Dört Senaryo ve Sonrasında Yaşananlar
RAND’ın 2008 Türkiye raporunda AK Parti, AB, parti kapatma ve askeri müdahale üzerine dört alternatif senaryo yer aldı. Raporu ve 2008 sonrası gelişmeleri inceliyoruz.
RAND Corporation’ın 2008’de yayımladığı The Rise of Political Islam in Turkey başlıklı çalışma, Türkiye’nin siyasi geleceği için dört farklı senaryo ortaya koyması nedeniyle yıllar boyunca tartışıldı. Raporda AK Parti’nin AB yönelimli ılımlı çizgiyi sürdürmesinden partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına ve askeri müdahaleye kadar farklı olasılıklar ele alınıyordu. Ancak RAND bu başlıkları gerçekleşeceği kesin öngörüler olarak değil, Türkiye’nin önündeki olası “alternatif gelecekler” olarak tanımlıyordu.
RAND’ın 2008 Türkiye Raporu Nedir?
Raporun tam adı The Rise of Political Islam in Turkey. Çalışma 2008 yılında RAND Corporation tarafından yayımlandı.
Raporun yazarları Angel Rabasa ve F. Stephen Larrabee idi. Çalışmanın temel konusu Türkiye’de din ile siyaset arasındaki ilişkinin değişimi, AK Parti’nin 2002 sonrasında yükselişi, laiklik tartışmaları, ordunun siyasi konumu, Avrupa Birliği süreci ve bu gelişmelerin ABD açısından oluşturduğu dış politika sonuçlarıydı.
Rapor hazırlanırken Türkiye’deki siyasal ortam oldukça hareketliydi. AK Parti 2007 genel seçimlerinden güçlenerek çıkmış, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçilmiş, 27 Nisan 2007’de Genelkurmay’ın internet sitesinde yayımlanan açıklama yoğun tartışmaya yol açmış ve Mart 2008’de AK Parti hakkında kapatma davası açılmıştı.
RAND’ın dört senaryosu da büyük ölçüde bu siyasi ortamın oluşturduğu belirsizlikler üzerinden geliştirildi.
RAND Pentagon’a Bağlı Bir Kuruluş mu?
Hayır. RAND Corporation, ABD Savunma Bakanlığının doğrudan bir birimi veya Pentagon’a bağlı resmi bir kurum değildir.
RAND kendisini kâr amacı gütmeyen ve tarafsız araştırma yapan bir kuruluş olarak tanımlıyor. Bununla birlikte kuruluş uzun yıllardır ABD hükümeti ve Savunma Bakanlığı dahil çok sayıda kamu kurumu için araştırmalar gerçekleştiriyor.
2008 Türkiye çalışmasında bu bağlantı doğrudan raporun kendi künyesinde açıklanıyor.
Araştırma ABD Savunma Bakanlığı Policy Müsteşarlığı tarafından desteklendi ve RAND National Defense Research Institute bünyesindeki International Security and Defense Policy Center tarafından yürütüldü.
RAND National Defense Research Institute ise ABD Savunma Bakanlığı ve çeşitli savunma kurumlarının desteklediği federal araştırma ve geliştirme merkezlerinden biriydi.
Buna karşılık RAND raporun başında, yayımlanan çalışmaların araştırmayı destekleyen müşterilerin veya sponsorların görüşlerini zorunlu olarak yansıtmadığını da açıkça belirtiyordu.
Raporda Türkiye için Kaç Senaryo Vardı?
Çalışmanın son bölümünde Türkiye’nin geleceği için dört alternatif siyasi senaryo ele alındı:
- AK Parti’nin ılımlı ve AB yönelimli çizgiyi sürdürmesi
- RAND’ın “Creeping Islamization” olarak adlandırdığı senaryo
- AK Parti’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması
- Askeri müdahale
RAND bu dört başlığı kehanet veya kesin gelecek tahmini biçiminde sunmadı. Raporda Türkiye’nin önündeki on yılda farklı yönlere gidebileceği belirtiliyor ve bu dört ihtimal “alternative futures”, yani alternatif gelecekler olarak inceleniyordu.
Yazarlar bazı senaryoları diğerlerinden daha olası bulduklarını da belirtiyordu.
Birinci Senaryo: AK Parti’nin AB Yönelimli Çizgiyi Sürdürmesi
RAND’ın ilk senaryosunda AK Parti’nin iktidardaki konumunu koruması ancak ılımlı ve Avrupa Birliği üyeliğine yönelmiş siyasi çizgisini sürdürmesi öngörülüyordu.
Rapora göre bu senaryoda kamusal alandaki dini görünürlüğe ilişkin bazı sınırlamalar gevşeyebilirdi ancak İslami hukuk kurallarını getirmeye yönelik bir girişim olmayacaktı.
Aynı senaryoda ordunun siyasetteki rolünün azaltılması, dini azınlıklara yönelik bazı sınırlamaların gevşetilmesi ve Kürt ile Ermeni meseleleri gibi hassas başlıkların daha açık biçimde tartışılması da olası gelişmeler arasında sayılıyordu.
RAND yazarları, 2008’in başına kadar bu senaryoyu en olası gelişme çizgisi olarak gördüklerini yazdı. Ancak AK Parti hakkında açılan kapatma davasının bu değerlendirmeyi daha belirsiz hale getirdiğini belirttiler.
İkinci Senaryo: “Creeping Islamization” Ne Demekti?
İkinci başlık raporun kendi terminolojisiyle “Creeping Islamization” olarak adlandırılmıştı. İfade Türkçeye yaklaşık olarak “kademeli İslamlaşma” şeklinde çevrilebilir.
Bu kavram RAND yazarlarının Türkiye’deki gerçekleşmiş bir süreci kesin biçimde tanımladığı tarafsız bir hukuki kavram değil, raporda kurdukları alternatif senaryonun adıydı.
Bu senaryoda AK Parti’nin daha belirgin bir İslamcı siyasi gündeme yönelmesi, yürütme ve yasamadaki gücünü kamu yönetimindeki atamalarda kullanması ve dış politikada İran ve Suriye dahil Müslüman ülkelerle ilişkilerini yoğunlaştırması öngörülüyordu.
Senaryoda ayrıca AB üyeliğine yönelik Avrupa’daki muhalefetin artması halinde Türkiye’nin katılım sürecinden uzaklaşabileceği varsayılıyordu.
RAND yazarları 2008’de bu senaryoyu çok olası görmediklerini de açıkça yazdı. Gerekçeleri arasında Türkiye toplumunda laik devlet desteğinin devam etmesi, AB üyeliğinin AK Parti dış politikasındaki yeri ve böyle bir yönelimin siyasi kutuplaşmayı artırabilecek olması bulunuyordu.
Üçüncü Senaryo: Anayasa Mahkemesi AK Parti’yi Kapatırsa Ne Olacaktı?
Raporun üçüncü senaryosu “Judicial Closing of the AKP”, yani AK Parti’nin yargı kararıyla kapatılmasıydı.
Bu ihtimal rapor yayımlandığı sırada tamamen teorik değildi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 14 Mart 2008’de AK Parti’nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasıyla kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştu.
Anayasa Mahkemesi 31 Mart 2008’de davayı incelemeye karar verdi. RAND raporunun son bölümünde de devam eden bu dava doğrudan ele alındı.
RAND’ın senaryosunda partinin kapatılmasının siyasi krizi sona erdirmeyebileceği, AK Parti çevresinin geçmişte kapatılan başka partilerde olduğu gibi farklı bir parti adı altında yeniden örgütlenebileceği değerlendiriliyordu.
Raporda böyle bir gelişmenin Türkiye’nin AB sürecini de zorlaştırabileceği görüşüne yer verildi.
Dördüncü Senaryo: Askeri Müdahale
Dördüncü senaryoda toplumsal ve siyasi gerilimin yükselmesi sonucunda askerin siyasete müdahalesi ihtimali ele alındı.
RAND bu başlık altında iki farklı olasılık tanımladı. Birincisi, ordunun toplumsal ve siyasi baskıyı harekete geçirerek hükümeti istifaya zorladığı dolaylı bir müdahale modeliydi. Raporda buna “soft coup”, yani yumuşak darbe ifadesi kullanıldı.
İkincisi ise hükümetin zorla görevden uzaklaştırıldığı doğrudan askeri müdahale ihtimaliydi.
Yazarlar doğrudan askeri müdahalenin tamamen ihtimal dışı bırakılamayacağını ancak bunun çok olası olmadığını ve ancak başka seçeneklerin tüketilmesinden sonra gündeme gelebileceğini belirtiyordu.
Raporun bu değerlendirmesinde Türkiye’nin 1960, 1971, 1980 ve 1997’deki askeri müdahale deneyimleri ile 27 Nisan 2007 tarihli Genelkurmay açıklaması önemli tarihsel arka plan oluşturuyordu.
RAND Bu Dört Senaryonun Gerçekleşeceğini mi Söylüyordu?
Hayır. Raporun bu konuda kullandığı çerçeve önemli.
RAND, Türkiye’nin önündeki on yılda farklı biçimlerde gelişebileceğini ve dört “possible alternative futures”, yani olası alternatif gelecek belirlediğini yazıyordu.
Bu yöntem senaryo çalışması olarak bilinen yaklaşımın parçası. Amaç tek bir sonuç tahmin etmek yerine farklı siyasi gelişmelerin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkabilecek sonuçları incelemek.
Bu nedenle 2008’den sonra yaşanan herhangi bir olayı doğrudan “RAND’ın planı gerçekleşti” veya “RAND bunu önceden biliyordu” biçiminde yorumlamak raporun kendi niteliğini aşan bir çıkarım olur.
2008’de AK Parti Kapatma Davası Nasıl Sonuçlandı?
RAND raporu yayımlandığında kapatma davası henüz sonuçlanmamıştı.
Anayasa Mahkemesi 30 Temmuz 2008’de kararını açıkladı.
11 Anayasa Mahkemesi üyesinden 6’sı AK Parti’nin kapatılması yönünde oy kullandı. Ancak Anayasa uyarınca kapatma kararı için gereken 7 üyelik nitelikli çoğunluk sağlanamadı.
Mahkeme bu nedenle partiyi kapatmadı.
Bunun yerine AK Parti’nin aldığı yıllık Hazine yardımının yarısından yoksun bırakılmasına karar verildi.
Dolayısıyla RAND’ın üçüncü senaryosunda tarif edilen “AK Parti’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması” sonucu 2008’de gerçekleşmedi. Buna karşılık rapor hazırlanırken gündemde olan kapatma davası, çalışmanın senaryolarından birinin doğrudan tarihsel zeminiydi.
2008’den Sonra Türkiye-AB Müzakerelerinde Ne Oldu?
Türkiye’nin Avrupa Birliği katılım müzakereleri 2005 yılında başlamıştı. RAND’ın ilk senaryosunda AB yönelimli çizginin sürdürülmesi önemli bir unsur olarak yer alıyordu.
2008 sonrasında katılım süreci tamamen sona ermedi. Yeni müzakere başlıkları açılmaya devam etti.
2008’de şirketler hukuku, fikri mülkiyet, sermayenin serbest dolaşımı ile bilgi toplumu ve medya dahil yeni fasıllar açıldı. Daha sonraki yıllarda çevre, gıda güvenliği, vergilendirme, bölgesel politika ve ekonomik-parasal politika gibi başka fasıllar da görüşmeye açıldı.
Son olarak 30 Haziran 2016’da mali ve bütçesel hükümleri kapsayan 33’üncü fasıl açıldı.
Bu aşamaya gelindiğinde toplam 16 müzakere faslı açılmış, bunlardan biri geçici olarak kapatılmıştı.
AB Müzakereleri Ne Zaman Durma Noktasına Geldi?
Avrupa Birliği Konseyi Haziran 2018’de Türkiye’nin AB’den uzaklaşmakta olduğu yönündeki değerlendirmesini açıklayarak katılım müzakerelerinin mevcut koşullarda fiilen durma noktasına geldiğini kaydetti.
Konsey bu nedenle yeni bir faslın açılması veya kapatılmasının değerlendirilemeyeceğini belirtti.
Bu durum 2026 itibarıyla da AB’nin Türkiye’ye ilişkin resmi katılım süreci sayfalarında aynı şekilde tanımlanıyor.
Bununla birlikte Türkiye’nin aday ülke statüsü kaldırılmış değil ve AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler Gümrük Birliği, ticaret, göç, enerji ve dış politika gibi farklı alanlarda devam ediyor.
2016 Darbe Girişimi RAND’ın Dördüncü Senaryosu muydu?
15 Temmuz 2016’daki darbe girişimini RAND’ın 2008’de tarif ettiği askeri müdahale senaryosuyla birebir aynı olay olarak değerlendirmek doğru değil.
15 Temmuz 2016 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bir grup asker yönetime el koyma girişiminde bulundu. Girişim başarısız oldu.
Türkiye’deki resmi makamlar ve daha sonraki yargı süreçleri darbe girişimini FETÖ olarak tanımlanan yapılanmayla ilişkilendirdi.
RAND’ın 2008 senaryosu ise farklı bir siyasi dinamiği ele alıyordu. Raporda askeri müdahale, ordunun AK Parti hükümetinin laiklik konusunda belirli sınırları aştığı kanaatine varması ve artan toplumsal gerilim sonucunda kurumsal biçimde siyasete müdahale etmesi üzerinden kurgulanmıştı.
2016’daki girişimin aktörleri, oluş biçimi, kurumsal yapısı ve sonucu bu senaryoda tarif edilen çerçeveden önemli ölçüde farklıydı.
İki olay arasındaki ortak nokta yalnızca her ikisinin de askeri güç kullanılarak siyasi iktidara müdahale ihtimaliyle ilgili olmasıdır. Bu genel benzerlik, iki gelişmenin aynı senaryo olarak değerlendirilmesi için yeterli değildir.
2017 Anayasa Değişikliğiyle Ne Değişti?
15 Temmuz darbe girişiminden sonraki dönemde Türkiye’nin yönetim sistemi de değişti.
21 Ocak 2017’de TBMM’de kabul edilen 6771 sayılı Anayasa değişikliği kanunu, 16 Nisan 2017’de halkoyuna sunuldu ve kabul edildi.
Değişikliklerle Başbakanlık makamının kaldırılması ve yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanında toplanması dahil hükümet sisteminin temel yapısını değiştiren hükümler getirildi.
Yeni sistemin temel hükümleri 2018 seçimlerinin ardından uygulamaya geçti.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Ne Zaman Başladı?
24 Haziran 2018’de Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri yapıldı.
Yeni hükümet sistemi 9 Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanının yemin etmesi ve yeni yürütme yapısının devreye girmesiyle uygulanmaya başladı.
Böylece Türkiye parlamenter hükümet sisteminden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak adlandırılan modele geçti.
Bu değişiklik RAND raporunda dört senaryodan biri olarak ayrı bir başlık halinde öngörülmemişti. Bu nedenle 2017-2018 sistem değişikliğini rapordaki senaryolardan birinin doğrudan gerçekleşmesi olarak tanımlamak yerine, 2008 sonrasında ortaya çıkan ayrı ve önemli bir kurumsal dönüşüm olarak değerlendirmek gerekiyor.
2008 RAND Senaryoları ile Sonraki Gelişmeler Nasıl Karşılaştırılabilir?
Raporla sonraki tarih yan yana getirildiğinde birebir eşleşmeler yerine farklı yönlerde gelişen süreçler görülüyor.
AK Parti hakkındaki kapatma davası raporun yayımlandığı yıl sonuçlandı ancak parti kapatılmadı. AB müzakereleri birkaç yıl daha ilerledi ve yeni fasıllar açıldı ancak süreç 2018’den itibaren fiilen durma noktasına geldi.
2016’da bir darbe girişimi yaşandı ancak girişimin aktörleri ve koşulları RAND’ın askeri müdahale senaryosunda tarif ettiği siyasi çatışmadan farklıydı.
2017 ve 2018’de ise rapordaki dört başlıktan hiçbirinin tek başına tarif etmediği kapsamlı bir hükümet sistemi değişikliği gerçekleşti.
Bu nedenle 2008-2026 dönemini dört senaryodan birinin “doğru çıkması” üzerinden okumak, yaklaşık 18 yıllık siyasi gelişmeleri gereğinden fazla basitleştirir.
RAND Raporundaki Dört Senaryo Kısaca Neydi?
- Senaryo 1: AK Parti’nin iktidarını korurken ılımlı, reformcu ve AB üyeliği yönelimli çizgisini sürdürmesi.
- Senaryo 2: RAND’ın “Creeping Islamization” olarak adlandırdığı, AK Parti’nin daha açık İslamcı bir gündeme ve AB’den daha uzak bir dış politika çizgisine yönelmesi.
- Senaryo 3: Anayasa Mahkemesinin AK Parti’yi kapatması ve bunun ardından yeni bir siyasi yapılanmanın ortaya çıkması.
- Senaryo 4: Siyasi ve toplumsal gerilimin askeri müdahaleye yol açması; RAND bu ihtimali dolaylı veya doğrudan müdahale olarak iki alt biçimde ele aldı.
2008 RAND Raporu Bugün Neden İlgi Çekiyor?
Raporun bugün yeniden okunmasını ilginç kılan nokta, 2008 Türkiye’sindeki temel siyasi tartışmaları tek belgede toplaması.
AK Parti’nin geleceği, laiklik tartışmaları, ordunun siyasetteki rolü, Anayasa Mahkemesindeki kapatma davası ve Avrupa Birliği üyeliği o dönemin başlıca belirsizlikleri arasındaydı.
Sonraki yıllarda bu başlıkların her biri farklı biçimlerde yeniden gündeme geldi. Buna karşılık olayların gelişimi rapordaki dört modelin herhangi birine eksiksiz biçimde uymadı.
Bu nedenle The Rise of Political Islam in Turkey çalışmasını geleceği önceden haber veren bir belge yerine, 2008 yılında Türkiye’ye bakan iki araştırmacının hangi siyasi ihtimalleri dikkate değer gördüğünü gösteren tarihsel bir senaryo çalışması olarak okumak daha açıklayıcıdır.
2008’den 2026’ya Kısa Kronoloji
- 14 Mart 2008: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı AK Parti hakkında kapatma davası açtı.
- 2008: Angel Rabasa ve F. Stephen Larrabee imzalı RAND raporu yayımlandı.
- 30 Temmuz 2008: Anayasa Mahkemesi AK Parti’nin kapatılmasına karar vermedi; Hazine yardımının yarısının kesilmesine hükmetti.
- 2008-2016: Türkiye-AB katılım müzakerelerinde yeni fasıllar açıldı.
- 30 Haziran 2016: 33’üncü fasıl açıldı; böylece açılan fasıl sayısı 16 oldu.
- 15 Temmuz 2016: Türkiye’de başarısız darbe girişimi yaşandı.
- 16 Nisan 2017: Hükümet sistemi değişikliğini içeren Anayasa değişiklikleri halkoylamasında kabul edildi.
- 24 Haziran 2018: Yeni sistem kapsamındaki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri yapıldı.
- Haziran 2018: AB Konseyi Türkiye’nin katılım müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiğini açıkladı.
- 9 Temmuz 2018: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi uygulanmaya başladı.
- 2026: Türkiye’nin AB adaylığı sürerken katılım müzakereleri fiilen durma noktasındaki durumunu koruyor.
Raporun ABD Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen bir RAND araştırması olması ile doğrudan resmi bir ABD hükümet planı olması arasındaki farkı korumak, dört senaryoyu da gerçekleşmiş olaylar değil dönemin alternatif gelecek varsayımları olarak değerlendirmek belgenin niteliğini doğru anlamak açısından temel önem taşıyor.