Lizbon Antlaşması Nedir? İrlanda 2008’de Neden Reddetti, 2009’da Nasıl Kabul Etti?
Lizbon Antlaşması neden hazırlandı, İrlanda 2008’de neden reddetti, 2009’da ne değişti? Referandumların sonucu ve AB kurumlarına etkileri.
Lizbon Antlaşması, Avrupa Birliği’nin temel antlaşmalarını değiştiren ve AB’nin kurumlarıyla karar alma sisteminde kapsamlı reformlar yapan anlaşmadır. 13 Aralık 2007’de imzalanan antlaşma, bütün üye ülkelerde onay sürecinin tamamlanmasının ardından 1 Aralık 2009’da yürürlüğe girdi. Sürecin en dikkat çekici bölümü ise İrlanda’da yaşandı: Seçmenler antlaşmanın onaylanmasına 2008’de karşı çıktı, yeni güvencelerin verilmesinden sonra yapılan ikinci referandumda ise 2009’da kabul yönünde oy kullandı.
Lizbon Antlaşması Nedir?
Lizbon Antlaşması yeni ve tek parça bir Avrupa Birliği anayasası oluşturmadı. Bunun yerine AB’nin mevcut temel metinleri olan Avrupa Birliği Antlaşması ile Avrupa Topluluğu’nu kuran antlaşmayı değiştirdi. İkinci metnin adı da Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma olarak değiştirildi.
Antlaşmanın temel amacı, üye sayısı büyüyen Avrupa Birliği’nin karar alma sistemini yeniden düzenlemek, Avrupa Parlamentosu’nun rolünü genişletmek, dış politikada daha bütünleşik bir yapı kurmak ve kurumların görevlerini daha açık hale getirmekti. Avrupa Birliği’nin resmi tarihçesinde Lizbon Antlaşması, AB’yi daha demokratik ve etkin hale getirmeyi amaçlayan son büyük temel antlaşma reformu olarak yer alıyor.
Neden Yeni Bir AB Antlaşmasına İhtiyaç Duyuldu?
Lizbon’a giden yol, Avrupa için bir anayasa oluşturma girişiminin sonuçsuz kalmasıyla açıldı. Avrupa için Anayasa Oluşturan Antlaşma 2004’te imzalandı ancak yürürlüğe girebilmesi için bütün üye devletlerin onayı gerekiyordu. Fransa ve Hollanda’da 2005 yılında yapılan referandumlarda seçmenlerin metni reddetmesi üzerine anayasal antlaşmanın onay süreci çıkmaza girdi.
AB ülkeleri iki yıllık değerlendirme döneminin ardından anayasa projesindeki kurumsal reformların önemli bölümünü koruyan, ancak mevcut antlaşmaları ortadan kaldırıp tek bir anayasa metni oluşturmak yerine onları değiştiren yeni bir model üzerinde anlaştı. Bu süreç sonunda hazırlanan Lizbon Antlaşması 13 Aralık 2007’de Portekiz’in başkenti Lizbon’da imzalandı.
İrlanda 2008’de Lizbon Antlaşması’nı Neden Reddetti?
İrlanda’da Lizbon Antlaşması’nın onaylanabilmesi için anayasada değişiklik yapılması gerektiğinden konu seçmenlerin önüne getirildi. 12 Haziran 2008’deki ilk referandumda yüzde 53,4 “hayır”, yüzde 46,6 “evet” sonucu çıktı ve anayasa değişikliği reddedildi.
Sonucun tek bir nedeni yoktu. İrlanda Parlamentosu’nun sürece ilişkin tarihsel özetinde, antlaşma hakkında bilgi eksikliği, İrlanda’nın sürekli bir Avrupa Komisyonu üyesini kaybedebileceğine ilişkin kaygılar, askeri tarafsızlık ve ulusal vergi politikası üzerindeki yetkilerin geleceğine ilişkin endişeler sonucu etkileyen başlıklar arasında gösteriliyor.
Referandum kampanyasında aile, eğitim ve dönemin İrlanda Anayasası’ndaki yaşam hakkı hükümleri gibi toplumsal konular da tartışıldı. Bu başlıkların bir kısmı daha sonra İrlanda’ya verilen hukuki güvencelerin konusu haline geldi.
İlk “Hayır” Sonrasında Ne Oldu?
İrlanda’daki ret sonucu Lizbon Antlaşması’nın hemen yürürlüğe girmesini engelledi çünkü temel AB antlaşması değişikliklerinin bütün üye devletler tarafından onaylanması gerekiyordu. Buna karşın diğer ülkelerdeki ulusal onay süreçleri devam etti. AB kayıtları, birçok üye devletin İrlanda’nın Haziran 2008’deki referandumundan sonra da onay belgelerini teslim ettiğini gösteriyor.
Avrupa Birliği ile İrlanda hükümeti daha sonra referandum kampanyasında öne çıkan kaygılar üzerinde çalıştı. Avrupa Konseyi, İrlanda’nın vergi politikası, güvenlik ve savunma, aile, eğitim ve dönemin anayasal yaşam hakkı hükümleri konusunda Lizbon Antlaşması’nın mevcut yetki dağılımını değiştirmediğini açıklayan hukuki güvenceler üzerinde uzlaştı.
Bir başka önemli konu Avrupa Komisyonu’nun yapısıydı. Lizbon Antlaşması’nın asıl metni, 1 Kasım 2014’ten itibaren Komisyon üye sayısının üye devletlerin üçte ikisine indirilmesini öngörüyor, ancak Avrupa Konseyi’ne oybirliğiyle farklı bir sayı belirleme yetkisi veriyordu. İrlanda’daki kaygıların ardından her üye devletin Komisyon’da bir vatandaşla temsil edilmeye devam etmesi yönünde siyasi karar alındı. Bu tercih 2013 tarihli Avrupa Konseyi kararıyla hukuken uygulamaya konuldu ve bugün de Komisyon her AB ülkesinden bir üyeden oluşuyor.
İrlanda Neden İkinci Kez Referanduma Gitti?
İkinci referandumda seçmenlerin önüne tamamen yeni bir Lizbon Antlaşması konulmadı. İrlanda Seçim Komisyonu’nun tarihsel kaydında da belirtildiği üzere, antlaşma metni 2008 referandumundan sonra değiştirilmedi. Değişen unsur, referandumun yapıldığı hukuki ve siyasi bağlamdı.
İrlanda’nın dile getirdiği kaygılara ilişkin güvenceler verilmiş, Komisyon’da her üye devletin bir üyeye sahip olmaya devam etmesi yönünde karar alınmış ve tartışmalı başlıklara ilişkin açıklamalar somutlaştırılmıştı. Böylece İrlanda hükümeti antlaşmanın onaylanmasına izin verecek anayasa değişikliğini yeniden halkoyuna sundu.
2009 Referandumunun Sonucu Ne Oldu?
İkinci Lizbon Antlaşması referandumu 2 Ekim 2009’da yapıldı. Bu kez seçmenlerin yüzde 67,1’i anayasa değişikliğine “evet” dedi. Böylece İrlanda’nın Lizbon Antlaşması’nı onaylamasının önündeki referandum engeli kalktı.
İrlanda, onay belgesini 23 Ekim 2009’da İtalya hükümetine teslim etti. Diğer ülkelerdeki süreçlerin de tamamlanmasıyla Lizbon Antlaşması 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girdi.
Lizbon Antlaşması Neyi Değiştirdi?
Lizbon Antlaşması Avrupa Birliği’nin kurumlarında ve yasama süreçlerinde bugün de kullanılan birçok düzenlemeyi getirdi veya genişletti.
Avrupa Konseyi Başkanı: Üye devletlerin altı aylık dönem başkanlıklarına bağlı eski sistemin yerine Avrupa Konseyi Başkanlığı sürekli ve tam zamanlı bir görev haline geldi. Başkan Avrupa Konseyi tarafından iki buçuk yıllığına seçiliyor ve görev süresi bir kez yenilenebiliyor. Bu makam “AB Başkanı” değildir. Doğru unvan Avrupa Konseyi Başkanı’dır.
AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi: Daha önce de bulunan Yüksek Temsilcilik makamının görevleri genişletildi. Yüksek Temsilci aynı zamanda Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı oldu ve Dışişleri Konseyi’ne başkanlık etme görevini üstlendi.
Avrupa Dış Eylem Servisi: Lizbon Antlaşması, AB’nin dış ilişkilerde Yüksek Temsilciyi destekleyecek ortak diplomatik yapısının kurulmasının hukuki temelini oluşturdu. Avrupa Dış Eylem Servisi 2010’da alınan kararla kuruldu ve 1 Ocak 2011’de resmen faaliyete geçti.
Avrupa Parlamentosu: Parlamento’nun yasama yetkileri daha fazla politika alanına yayıldı. Daha önce “ortak karar” olarak bilinen yöntem “olağan yasama prosedürü” adını aldı ve AB yasalarının büyük bölümünün kabulünde Parlamento ile AB Konseyi’nin eşit yasa koyucular olarak çalıştığı temel yöntem haline geldi.
Nitelikli çoğunluk: AB Konseyi’nde oybirliği gerektirmeyen kararların kapsamı genişletildi. Lizbon sistemiyle bağlantılı çift çoğunluk modelinde, belirli koşullarda hem üye devletlerin belirli bir çoğunluğunun hem de AB nüfusunun belirli bir oranını temsil eden ülkelerin desteği gerekiyor.
Ulusal parlamentolar: Üye ülkelerin parlamentolarına AB mevzuat teklifleri konusunda daha güçlü denetim araçları verildi. Ulusal parlamentolar özellikle yetkilerin AB düzeyinde kullanılmasının gerekli olup olmadığını değerlendiren ikincillik ilkesi kapsamında erken uyarı mekanizmasına dahil edildi.
Komisyon ve Avrupa Parlamentosu’nun Üye Sayıları Azaltıldı mı?
Bu konu Lizbon Antlaşması’nın ilk yıllarında sık sık fazla basitleştirilerek anlatıldı. Komisyon açısından antlaşmanın metni gerçekten 2014’ten itibaren üye sayısının üye devletlerin üçte ikisine düşmesini öngörüyordu. Ancak aynı hüküm Avrupa Konseyi’ne oybirliğiyle bu sayıyı değiştirme imkanı tanıyordu. İrlanda referandumu sonrasında bu imkan kullanıldı ve 2013’te alınan kararla her üye devlet için bir Komisyon üyesi sistemi korundu.
Avrupa Parlamentosu açısından da “üye sayısı Lizbon Antlaşması ile düşürüldü” demek bugünkü durumu tam karşılamıyor. Lizbon düzeni Parlamento için 750 üye artı Başkan olmak üzere 751 kişilik bir üst sınır ve ülkeler arasında azalan orantılı temsil ilkesi getirdi. Daha sonraki genişleme, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması ve yeni sandalye dağılımı kararları sayıyı ayrıca değiştirdi. 2024-2029 döneminde Avrupa Parlamentosu 720 üyeden oluşuyor.
Lizbon Antlaşması Bugün Hâlâ Geçerli mi?
Evet. Lizbon Antlaşması’nın getirdiği değişiklikler bugün Avrupa Birliği’nin temel hukuk düzeninin parçası olmaya devam ediyor. Teknik olarak günlük kullanımda ayrı bir “Lizbon sistemi” yerine, Lizbon değişikliklerini içeren güncel Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma uygulanıyor.
Avrupa Konseyi Başkanı, güçlendirilmiş Yüksek Temsilcilik makamı, Avrupa Dış Eylem Servisi, olağan yasama prosedürü, ulusal parlamentoların genişletilmiş rolü ve Lizbon sonrasında şekillenen oy verme sistemi AB’nin bugünkü kurumsal yapısında kullanılmaya devam ediyor.
Lizbon Antlaşması Türkiye-AB İlişkilerini Doğrudan Değiştirdi mi?
Lizbon Antlaşması doğrudan Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla hazırlanmış bir anlaşma değildi. Temel konusu AB’nin kendi kurumları, yetki dağılımı ve karar alma süreçleriydi.
Antlaşma AB’nin genel genişleme ve üyelik hukukunun içinde bulunduğu temel antlaşmaları değiştirdiği için aday ülkelerin karşı karşıya olduğu kurumsal çerçeveyi de etkiledi. Ancak Türkiye’nin üyelik müzakerelerini tek başına başlatan, durduran veya sonucunu belirleyen özel bir Türkiye düzenlemesi getirmedi.
AB üyeliğinin hukuki temelini oluşturan Avrupa Birliği Antlaşması’nın 49. maddesine göre bir adayın katılımı Konsey’de oybirliği, Avrupa Parlamentosu’nun onayı ve nihai katılım antlaşmasının taraf ülkelerde onaylanmasını gerektiriyor. Türkiye bugün de Avrupa Birliği’nin resmi kayıtlarında aday ülke statüsünde bulunuyor.
İrlanda’nın 2008 ve 2009 referandumları bu nedenle yalnızca iki farklı seçim sonucundan ibaret değildi. Süreç, Lizbon Antlaşması’nın nasıl yürürlüğe girdiğini, üye devletlerin anayasal süreçlerinin AB antlaşmalarında ne kadar belirleyici olabildiğini ve bazı kurumsal düzenlemelerin onay sürecindeki siyasi uzlaşmalar sonucunda nasıl farklı uygulanabildiğini gösteren önemli bir Avrupa Birliği örneği olarak kaldı.