"Bir zamanlar
Komünist damgası yiyorduk, şimdi ise Fethullahçı damgası!.."
Geçtiğimiz yıl TSK'nın andıç olayını, STK'larla olan
ilişkisini ve darbe günlükleri haberlerini patlatan Nokta dergisi, bu haberler
üzerine polis tarafından basılmış ve yoğun bir baskıyla karşı karşıya kalmıştı.
Nitekim, bir süre sonra derginin patronu Ayhan Durgun kapatma kararı almıştı.
Daha sonra derginin yayın yönetmeni Alper Görmüş ve haberi yapan muhabirler
hakkında davalar açılmıştı. Uzun süre Türkiye'nin gündemini meşgul eden bu
haberler ve davalarla ilgili, derginin yayın yönetmeni Alper Görmüş'le konuştuk.
Söz konusu haberleri sonrası kendileri hakkında yapılan
'Fethullahçı', 'Kürtçü', 'Amerikancı' iddialarına da cevap veren Görmüş, 11
Nisan günü beraatiyle sonuçlanan dava sonrası basında ilk olarak Renkhaber'in
sorularını cevapladı. Buyrun…
Ali Ersin Kelleci
Geçtiğimiz yıl kapanan Nokta dergisinin Genel Yayın
Yönetmeniydiniz. Kapanmanıza neden olarak gösterilebilecek birçok şey var
aslında. Bu konuya gelmeden önce, geçtiğimiz yıl ülke gündemini oldukça etkili
bir şekilde sarsan Genelkurmay'ın andıçı, darbe girişimleri ve TSK'nın STK'larla
olan ilişkisini ortaya çıkaran haberlerinize gelmek istiyorum. Nokta'nın
kapanmasına, ardından size de davalar açılmasına kadar giden olaylar zinciri
böyle mi başladı?
Nokta, 8 Mart tarihli 19. Sayısında Genelkurmay'ın
gazetecileri "TSK yandaşı" ve "TSK karşıtı" olarak sınıflayan "andıç"ı; 29 Mart
tarihli 22. Sayısında "Darbe Günlükleri"ni; 5 Nisan tarihli 23. Sayısında ise
gene Genelkurmay'ın bazı "dost" STK'larla işbirliğine yönelik çalışmasını
yayımladı. STK'lar sayısının piyasaya çıktığı gün, Genelkurmay askeri savcısı
beni aradı ve o habere esas teşkil eden belgeyi kendilerine verip veremeyeceğimi
sordu. Veremeyeceğimi söyledim. Bundan birkaç gün sonra ise Nokta polis
ekiplerince basıldı. Ellerinde Genelkurmay askeri savcılığının düzenlediği arama
emri vardı.
Şimdi sırayla gidecek olursak eğer, andıç mevzuuna
gelmek istiyorum. Olayın iç yüzünü anlatır mısınız? Genelkurmay bir kısım
yazarları bu şekilde 'TSK karşıtı-yanlısı' diye kategorilere mi sokuyor?
Evet, bazı yazarlar "açıkça "TSK yandaşı", bazı yazarlar
ise "TSK karşıtı" olarak kodlanıyordu.
Peki söz konusu habere gelen tepkiler nasıldı o dönem
Genelkurmay nazarında?
Genelkurmay, birkaç gün bekledikten sonra yayımlanan
haberin doğru olduğunu, ancak çalışmanın henüz taslak durumda bulunduğunu
açıkladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ise 12 Nisan'da yaptığı
basın toplantısında, kendisinin "andıç"ı hiç görmediğini anlattı gazetecilere.
Meslektaşlarınızın tepkisi nasıl oldu?
Çoğu Genelkurmay'a sert tepki gösterdi. Genelkurmay'ın
açıklamasından önce, eski bir subay olan bir gazeteci, "andıç"ın sahte olduğunu,
gûya "uzman" bilgisine dayanarak izah etmeye çalıştı. Sabah gazetesi bunu
manşetten yayımladı. O sıralarda genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı'ydı.
Bu haberden sonra birilerinin sizden hoşnutsuz olacağını
ve hedefte olabileceğinizi düşündünüz mü hiç?
Onları hiç aklıma getirmedim, kafanız ve ruhunuz öyle
işlerse yapacağınız şey, başka türden bir gazeteciliktir.
Çok konuşulan, tartışılan ve uzun süre gündemden
düşmeyen 'Sarıkız' ve 'Ayışığı' darbe girişimlerini ortaya çıkardınız. Nedir bu
'Sarıkız' ve 'Ayışığı'? TSK içinden birileri, bir zamanlar gerçekten böyle bir
darbe planları içinde mi olmuş?
Yayımladığımız günlükler onu gösteriyordu. 2004'te, tam
Annan Planı görüşmelerinin yarattığı hassasiyeti bu yönde kullanmak gibi bir
amaç… Dönemin dört kuvvet komutanının içinde olduğu, ancak Genelkurmay Başkanı
Hilmi Özkök'ün başından beri engellemeye çalıştığı bir girişim…
Size eski Oramiral Özden Örnek'in tuttuğu günlükler
ulaştırılmış belirttiğiniz gibi. Kendisi başta günlük tutmadığını, elinizdeki
notların başkaları tarafından yazıldığını ifade etmişti. Daha sonra ise görevi
boyunca her gün notlar aldığını itiraf etmişti. Bu çelişkiler konu hakkındaki
şüpheleri daha da artırmıyor mu aslında?
Artırıyor tabii. Neticede 11 Nisan'daki duruşmamda "hakaret
ve iftira" suçlamasından beraat ettim zaten.
Bu haberin ardından derginize yaşanan baskın olayını
anlatır mısınız? Nasıl gerçekleşti?
Biraz önce de dediğim gibi, Genelkurmay askeri savcısının
beni aramasından birkaç gün sonra dergimizin Bakırköy'deki bürosu 50 kadar polis
tarafından basıldı. Ellerinde askeri savcılığın izin belgesi vardı. Belge,
kendilerine Nokta'daki bütün dokümanların kopyasını alma ve bilgisayarların hard
disklerindeki bütün bilgileri kopyalama yetkisi veriyordu.
Hükümet yetkilileri darbe girişiminden ziyade, bu
belgeleri ortaya çıkaran Nokta'yı hedef gösteren açıklamalar yaptılar. Başbakan,
'malum dergi' deyip savcıları göreve (!) davet etmişti. Ne diyeceksiniz bunun
için?
Hükümet ve siyasetçiler çok kötü bir sınav verdi. Geçmiş
olsun demek için bile aramadılar. Yalnız bir noktayı düzelteyim, Başbakan'ın
"malum dergi" dediği konuşmada savcıları dergiye yönelik bir soruşturmaya davet
etmemişti. Tam tersine, iddiaları soruşturma yönündeydi bu talep. Fakat düşünün,
ülkenin başbakanının iradesine rağmen, bu gerçekleşemedi.
AKP iktidarı o günkü tavrıyla bu meseleyle yüzleşmek
istemedi mi sizce? Askerle arasının açılmaması kaygısı mıydı onlara bunu
yaptıran?
Tabii. Tıpkı Şemdinli'de olduğu gibi… Ama aradan geçen bir
yılda ortaya çıkan kimi gelişmeler (367 komedisi, kapatma davası vb.) onların da
gözünü açmış gibi görünüyor. Darbeciliğin gözünün ne kadar kara olduğu, sanırım
artık onlar tarafından da anlaşılmış bulunuyor.
Darbe planlamak anayasal bir suç ve buna rağmen söz
konusu darbe girişimlerinden ziyade sizlerin üzerine gelindi. Sizin beklentiniz
ne yöndeydi? Bu planlar hakkında bir soruşturma başlatılacağını mı
düşünüyordunuz?
Haberi ilk yayımladığımızda, bunun, o aşamada bir "iddia"
olduğunu, dergimize iddiasını ispat hakkı verilmesi gerektiğini, bunun da ancak
yargı zemininde yapılabileceğini söyledim. Şunu da söylemiştim o zaman: Sonunda
biz bir yalan haber yayımladıysak cezamızı çekelim, ama bu iddia da sorgulansın.
Fakat maalesef bu yönde hiçbir gelişme olmadı. Cumhuriyet savcılarına yapılan
suç duyuruları, onların görevsizlik kararıyla askeri savcılığa gönderildi.
Askeri savcılık da Genelkurmay Başkanı'ndan gerekli izin çıkmadığı için darbe
girişimlerini soruşturamadı.
Bu süreçte birçok spekülasyon ortaya çıkmıştı.
Bilgilerin TSK'yı yıpratmak için Fethullahçı kesim tarafından size
ulaştırıldığı, bu sebepten derginin ve sizlerin Fethullahçı olduğunuz iddia
edilmişti. Tabii iddialar bununla sınırlı kalmamıştı. Amerikancı ve Kürtçü
olduğunuz da dile getirildi. Bu söylenenler için ne diyeceksiniz?
Burası Türkiye. Eskiden devletin canını sıkan bütün
insanlar "komünist" damgasıyla damgalanırdı, şimdi bunun adı "Fethullahçı" oldu.
Ben bunlara alışığım. 1994'te, Aktüel dergisinin yayın yönetmeniyken ara
seçimlerde Refah Partisi'nin beklenmedik başarısını anlamak üzere verdiğimiz
Refah Partisi eki nedeniyle rakip dergideki arkadaşlarım tarafından Refah'çı
ilan edilmiştim. Sonra Fethullahçılık geldi. Şimdi de Taraf'ta yazıyorum,
biliyorsunuz o da dinci!
Nokta'nın kapanma kararına gelirsek, bu kararı derginin
patronu Ayhan Durgun mu almıştı?
Evet, öyle.
Sebebi nedir? Maddi kriz denildi, daha sonra yaşanan
baskılar denildi. Siz 'Aynen devam' kapağıyla çıkmıştınız baskınlardan sonra ama
kısa bir süre sonra kapandı dergi.
Derginin imtiyaz sahibi Ayhan Durgun bana hiçbir zaman
üzerinde somut baskılar olduğu, birilerinin dergiyi kapatmak istediği yönünde
bir beyanda bulunmadı. Ama sıkıntısı o kadar barizdi ki, yüzüne vuruyordu.
Sanıyorum o strese dayanamadığı için kararı "kapatma" yönünde oldu. "Aynen
devam" taahhüdü, Nokta'daki gazetecilerin bir taahhüdüydü. Sermayemiz olsaydı
hiç kuşkusuz devam ederdik.
Nokta'nın kapanmasından sonra eski yayın yönetmeni
olduğunuz Yeni Aktüel'de yazmaya başladınız. Şimdilerde de Taraf'ta Medyaironik
köşesini hazırlıyorsunuz. Peki yeniden eski Nokta ekibini yeni bir dergide
görecek miyiz?
Derginin "resmen" kapandığını ilan ettiğim basın
toplantısının son cümlesinde şöyle demiştim: "Nokta'daki türden bir gazeteciliği
sürdürebilmek için her şeyimiz var, fakat sermayemiz yok…" Bir gün böyle bir
sermaye çıkarsa, Nokta tekrar yayımlanabilir.
Şimdi eski hengameden uzak, sakin bir hayat mı
geçiriyorsunuz?
Şimdi Akdeniz'de bir köyde yaşıyorum. Ne var ki hengâmeden
uzak olduğumu söyleyemem. Bir ayağım hâlâ İstanbul'da.
NOT: Haberimiz "kaynak gösterilmeden" kullanılamaz.