Erdoğan Çınar Tartışması: Ünsal Öztürk ve Hamza Aksüt Hangi Eleştirileri Yöneltti?
Erdoğan Çınar’ın Alevilik tarihine ilişkin tezleri 2009’da yoğun biçimde tartışıldı. Ünsal Öztürk, Hamza Aksüt ve Hasan Harmancı’nın eleştirilerini inceliyoruz.
Araştırmacı-yazar Erdoğan Çınar’ın Alevilik tarihinin kökenlerine ilişkin tezleri, 2000’li yıllarda Alevi tarih yazımı çevresinde önemli bir tartışmanın merkezine yerleşti. Çınar’ın Paulikienler, Bogomiller, Katharlar, Anadolu’nun eski inanç toplulukları ve Alevilik arasında kurduğu tarihsel bağlantılar, Ünsal Öztürk, Hamza Aksüt ve Hasan Harmancı tarafından yöntem, kaynak kullanımı ve kronoloji açısından eleştirildi.
Erdoğan Çınar Alevilik Tarihi Konusunda Ne Savunuyor?
Çınar’ın çalışmalarının temelinde, Aleviliğin tarihini yalnızca İslam sonrası dönemle sınırlandırmayan geniş bir tarihsel süreklilik yaklaşımı bulunuyor. Yazar, Anadolu’nun eski inançları ve çeşitli heterodoks toplulukları ile daha sonraki Alevi gelenekleri arasında bağlantılar kuruyor.
Çınar’ın eserlerinde Paulikienler, Bogomiller ve Katharlar gibi farklı coğrafya ve dönemlerde ortaya çıkan dini topluluklar Alevilik tarihi açısından yorumlanıyor. Pir Sultan Abdal gibi tarihsel ve geleneksel kişiliklerin kimliği ve yaşadığı dönem konusunda da yaygın tarih anlatısından farklı tezler ileri sürülüyor.
Bu görüşler Çınar’ın tarih yorumlarıdır. Alevilik tarihine ilişkin akademik olarak üzerinde uzlaşılmış kesin bilgiler şeklinde değerlendirilmemeleri gerekir.
2009’daki Tartışma Nasıl Büyüdü?
2009 yılı, Çınar’ın görüşlerine yönelik karşılıklı eleştirilerin yoğunlaştığı dönemlerden biri oldu. 9 Mart 2009’da Çınar’ın eleştirilere cevap verdiği bir söyleşi yayımlandı. Bir gün sonra, 10 Mart’ta Ünsal Öztürk imzasıyla “Yazın hayatının tanımadığı bir facia: Erdoğan Çınar” başlıklı eleştiri yazısı yer aldı.
Bu iki yayın, tartışmanın birbirine cevap veren iki farklı yönünü temsil ediyordu. Çınar kendi tarih okumasını savunurken, eleştirmenleri onun kullandığı tarihsel kaynaklardan çıkardığı sonuçların güvenilirliğini sorguluyordu.
2009’daki tartışma sonraki yıl daha kapsamlı bir çalışmaya dönüştü. Hamza Aksüt, Ünsal Öztürk ve Hasan Harmancı tarafından hazırlanan Alevi Tarih Yazımında Skandal – Erdoğan Çınar Örneği 2010’da Yurt Kitap-Yayın tarafından yayımlandı.
Ünsal Öztürk Hangi Noktalara İtiraz Etti?
Ünsal Öztürk’ün eleştirileri özellikle Çınar’ın farklı tarihsel dönemlerdeki topluluklar arasında kurduğu bağlantılara odaklanıyordu. Öztürk, benzer inanç unsurlarının veya isimlerin farklı dönemlerde görülmesinin bu toplulukların doğrudan aynı tarihsel yapının devamı olduğunu kanıtlamaya yetmeyeceği görüşündeydi.
2010 tarihli kitabın Ünsal Öztürk’e ayrılan bölümünde Çınar’ın Katharlar, eski “Ma” toplulukları, Constantine Silvanus, Pir Sultan Abdal ve Komana hakkındaki yorumları ayrı başlıklar altında ele alındı.
Öztürk’ün itirazlarının merkezinde, Çınar’ın kullandığı kaynakların nasıl okunduğu ve bu kaynaklardan Alevilik tarihine ilişkin hangi sonuçların çıkarılabileceği sorusu bulunuyordu. Bu değerlendirmeler Öztürk’ün eleştirileridir ve Çınar’ın tezlerinin yanlışlığının bağımsız biçimde kanıtlandığı anlamına gelmez.
Paulikienler Konusundaki Tartışma Neydi?
Çınar’ın tarih yaklaşımında en fazla tartışılan başlıklardan biri Paulikienler ile Alevilik arasında kurduğu bağlantı oldu. Çınar, Bizans dönemindeki bu topluluğu Alevilik tarihinin uzun süre gözden kaçırılmış aşamalarından biri olarak yorumladı.
Aksüt, Öztürk ve Harmancı ise Paulikienlerin tarihsel kaynaklarda yer alan konumu ile Çınar’ın bu topluluk için kullandığı Alevilik merkezli tanımlamalar arasında sorun bulunduğunu savundu.
Eleştirmenlere göre farklı dönemlerdeki dini hareketler arasında benzerlik kurulabilir ancak bu benzerliklerin doğrudan kimlik eşitliğine dönüştürülmesi için daha güçlü tarihsel kanıt gerekir.
Pir Sultan Abdal ve Constantine Silvanus Tartışması
Kitapta en fazla öne çıkan eleştirilerden biri de Çınar’ın Constantine Silvanus ile Pir Sultan Abdal arasında kurduğu bağlantıya yönelikti.
Hamza Aksüt ve diğer yazarlar, farklı dönemlere ait bu iki isim arasında kimlik bağlantısı kurulmasına karşı çıktı. Eleştirmenler, tarihsel kaynakların kronolojisi ve kişilerin içinde bulunduğu siyasal-dini ortamların böyle bir eşleştirmeyi desteklemediğini ileri sürdü.
Çınar’ın bu konudaki yaklaşımı ise daha geniş tarihsel süreklilik tezinin parçasıydı. Dolayısıyla tartışma yalnızca bir kişinin kimliği hakkında değil, sözlü gelenekteki isimlerin ve tarihsel kişiliklerin yüzyıllar boyunca nasıl dönüşebileceği konusunda da yaşandı.
Komana Neden Tartışmanın Parçası Oldu?
Anadolu’nun antik dini merkezlerinden Komana da Çınar’ın tarih yorumlarına ilişkin tartışmalarda önemli bir başlık haline geldi. Çınar, eski Anadolu inanç merkezleri ile daha sonraki Alevi kurumları arasında bağlantılar kurarken Komana’yı da bu çerçevede değerlendirdi.
Ünsal Öztürk ise Komana’nın antik dönemdeki toplumsal ve dini yapısının kendi tarihsel koşulları içinde incelenmesi gerektiğini savundu. Öztürk’ün eleştirisinin temelinde, antik döneme ait bir dini kurumun daha sonraki Alevi ocak veya dergah yapısıyla doğrudan özdeşleştirilmesine yönelik itiraz bulunuyordu.
Bogomiller ve Katharlar Hakkındaki Görüşler
Çınar’ın çalışmalarında Balkanlar’daki Bogomiller ve Batı Avrupa’daki Katharlar da daha geniş bir inanç sürekliliğinin parçaları olarak yorumlandı.
Bu yaklaşım, Çınar’ın Aleviliği Anadolu ve yakın çevresiyle sınırlı bir tarihsel oluşum olarak değil, daha eski ve geniş bir inanç geleneğinin devamı olarak ele almasının sonucuydu.
Eleştirmenler ise Paulikien, Bogomil, Kathar ve Alevi geleneklerinin aynı tarihsel kimliğin aşamaları olarak değerlendirilmesine karşı çıktı. Benzerliklerin, doğrudan devamlılık veya özdeşlik sonucuna ulaşmak için tek başına yeterli olmadığını savundular.
Hamza Aksüt’ün Eleştirileri Neye Odaklandı?
Hamza Aksüt’ün eleştirilerinde tarihsel metinlerin kullanım biçimi önemli yer tuttu. Aksüt, Çınar’ın Bizans ve antik dönem kaynaklarından yaptığı çıkarımların bazı durumlarda kaynakların kendi bağlamının ötesine taşındığını ileri sürdü.
Eleştiriler özellikle tarihsel kişi adlarının, dini unvanların, yer adlarının ve farklı dönemlere ait kurumların birbirleriyle eşleştirilmesi üzerinde yoğunlaştı.
Aksüt ve diğer yazarlar, Çınar’ın Strabon, Anna Komnena, Urfalı Mateos, Evliya Çelebi ve Bizans kaynaklarını kullanma biçimine de itiraz etti. Bu iddialar 2010 tarihli eleştiri kitabının yazarlarına aittir.
Hasan Harmancı’nın Katkısı Neydi?
Kitabın üçüncü yazarı Hasan Harmancı tartışmanın özellikle Alevilik ile çok eski Anadolu uygarlıkları arasında kurulan bağlantıları üzerinde durdu.
Harmancı’nın eleştirileri, Alevilerin Hititler ve daha eski Anadolu topluluklarıyla ilişkilendirilmesinde kullanılan tarihsel yönteme yöneldi. Böylece kitap, yalnızca Bizans dönemi ve Orta Çağ bağlantılarını değil, Çınar’ın Aleviliğin kökenlerini daha eski Anadolu tarihine götüren yaklaşımını da tartışmaya açtı.
2009’daki Yazısı 2010’daki Kitaba Taşındı
Eski arşivlerdeki açısından önemli ayrıntılardan biri, Ünsal Öztürk’ün 10 Mart 2009 tarihli yazısının başlığının bir yıl sonra yayımlanan kitapta yeniden karşımıza çıkması.
“Yazın Hayatının Tanımadığı Bir Facia: Erdoğan Çınar” başlığı, Alevi Tarih Yazımında Skandal – Erdoğan Çınar Örneği kitabının Ünsal Öztürk tarafından kaleme alınan bölümündeki başlıklardan biri olarak yer aldı.
2010’daki Kitap Ne Savunuyordu?
Alevi Tarih Yazımında Skandal – Erdoğan Çınar Örneği, Hamza Aksüt, Ünsal Öztürk ve Hasan Harmancı imzasıyla 2010 yılında yayımlandı. Kitap doğrudan Çınar’ın tarih tezlerini eleştirmek amacıyla hazırlanmış bir çalışma niteliğindeydi.
Yazarlar, Çınar’ın Paulikienleri Alevilikle ilişkilendirmesi, bazı eski dini kurumları Alevi ocak ve dergahlarıyla bağlantılı yorumlaması, Constantine Silvanus ile Pir Sultan Abdal arasında bağ kurması ve antik Anadolu topluluklarını Alevilik tarihi içine yerleştirmesi gibi tezlere itiraz etti.
Kitabın başlığı ve tanıtım dili oldukça sertti. Bu nedenle eserde kullanılan “skandal” gibi nitelemeler bağımsız ve tarafsız bir tarihsel hüküm değil, kitabın yazarlarının Erdoğan Çınar’ın çalışmalarına yönelik değerlendirmesi olarak okunmalı.
Erdoğan Çınar Çalışmalarını Sürdürdü
Yoğun eleştiriler Çınar’ın aynı tarih anlayışı doğrultusunda çalışmayı sürdürmesine engel olmadı. Yazar, Aleviliğin kökenlerine ilişkin tezlerini daha sonraki eserlerinde de geliştirdi.
Çınar’ın bu alandaki başlıca kitapları arasında şunlar bulunuyor:
- Aleviliğin Gizli Tarihi – Demirin Üstünde Karınca İzi
- Aleviliğin Kayıp Bin Yılı (325-1325)
- Aleviliğin Kökleri
- Bahçe Bizim Gül Bizdedir
- Dergah’ın Sırrı – Aleviliğin Kayıp Hafızası
- Bronz Çağı’nda Alevilik
Özellikle 2020 tarihli Bronz Çağı’nda Alevilik, Çınar’ın tarihsel süreklilik yaklaşımını çok daha eski dönemlere taşıdığını gösteriyor. Yazar burada da Alevi ritüelleri ve kurumları ile eski Mezopotamya ve Anadolu kültürleri arasında bağlantılar kuruyor.
Tartışmanın Alevi Tarih Yazımı Açısından Önemi
Erdoğan Çınar ile eleştirmenleri arasındaki tartışmanın kalıcı tarafı, yalnızca belirli tarihsel kişilerin veya toplulukların kimliği üzerine yapılan polemik değil. Tartışma aynı zamanda Alevilik gibi önemli ölçüde sözlü gelenek üzerinden aktarılan bir inancın tarihinin hangi kaynaklarla ve hangi yöntemle yazılabileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Bir tarih yaklaşımı, farklı dönemlerdeki ritüel ve inanç benzerliklerini uzun süreli kültürel devamlılığın izleri olarak değerlendirebilir. Başka bir yaklaşım ise doğrudan devamlılık iddiası için yazılı belgeler, kronolojik bağlantılar ve kesintisiz aktarım kanıtları arayabilir.
Çınar ile Aksüt, Öztürk ve Harmancı arasındaki temel ayrışma büyük ölçüde bu noktada ortaya çıktı. Çınar geniş bir tarihsel süreklilik modeli kurarken, eleştirmenleri bu modelde kullanılan kaynakların ve eşleştirmelerin tarihsel kanıt gücünü sorguladı.
2009’daki tartışması ve 2010’da yayımlanan eleştiri kitabı, bu nedenle yalnızca dönemsel bir polemik değil, Alevilik tarihi üzerine farklı yöntemlerin karşı karşıya geldiği bir tarih yazımı tartışmasının kayıtları olarak önemini koruyor.